Selin Yıldırım
Türk tarımı bugünlerde zorlu bir sınav veriyor. Bir yanda artan üretim maliyetleri, diğer yanda ise Avrupa Birliği standartlarına takılarak sınır kapılarından geri dönen tonlarca meyve ve sebze… Geri dönen her tır, sadece ekonomik kayıp değil, aynı zamanda iç piyasadaki tüketicinin “Biz ne yiyoruz?” sorusunu da beraberinde getiriyor. Tartışmaların odağında ise bitki koruma yöntemleri var. Bilim dünyası, bu krizi aşmanın yolunun kimyasal ilaçlara (pestisit) bağımlılığı azaltmaktan ve “biyolojik mücadele” yani faydalı böcek kullanımını yaygınlaştırmaktan geçtiğini vurguluyor.
Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Akdeniz Üniversitesi’nden ve Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nden, tarımın geleceğine dair kritik uyarılar geldi.

Lokman Altınkaya
Pek çok tüketici ve üretici, “Böcekli mücadele gerçekten güvenli mi?” sorusunu soruyor. Dr. Öğr. Üyesi Lokman Altınkaya ve Dr. Öğr. Üyesi Serkan Tokgöz, ortak değerlendirmelerinde şu ifadelere yer verdiler:
“Zararlı böcek popülasyonları; predatörler ve parazitoitler aracılığıyla baskı altına alınırken, bitki hastalıklarında ise faydalı bakteri ve mantarlar kullanılmaktadır. Çok sayıda saha çalışması, doğru uygulama ile biyolojik mücadelenin hedef organizmalar üzerinde yüksek düzeyde etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Kimyasal pestisitlere kıyasla çevre ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri oldukça sınırlıdır.”
Bugün ihracatta yaşanan tıkanmanın ana sebebi olan kimyasal ilaçlar, kısa vadede hızlı sonuç verse de uzun vadede tarımı bir çıkmaza sürüklüyor. Uzmanlara göre, yoğun pestisit kullanımı zararlıların direnç kazanmasına yol açıyor; bu da her yıl daha fazla ve daha güçlü ilaç kullanımını tetikliyor. Bu durum sadece toprak ve yer altı sularını zehirlemekle kalmıyor, aynı zamanda kronik maruziyetle insan sağlığını ve ihracat pazarlarındaki prestijimizi de sarsıyor.

Yusuf Obut
Süreci doğrudan üretim sahasında takip eden Ziraat Mühendisi Yusuf Obut ise konunun ekonomik ve pratik boyutuna dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Obut, biyolojik mücadelenin bir “av-avcı ilişkisi” olduğunu belirterek, bu yöntemin pestisit kalıntısı sorununu sıfıra indirebileceğinin altını çizdi.
Ancak Obut, yöntemin yaygınlaşmamasının önündeki engelleri şu sözlerle aktardı: “Biyolojik mücadele şu anda ne yazık ki tek başına yeterli değil. Seraların modernizasyon eksikliği ve dış çevreyle temasın korunamaması nedeniyle pestisit kullanımı hala zaruri bir ihtiyaç durumunda. Ayrıca, devlet desteğinin yetersizliği ve biyolojik mücadeleyle uyumlu özel ilaçların pahalı olması, bu yöntemi kimyasal mücadeleye göre daha maliyetli hale getiriyor.”
Yusuf Obut, ihracat kapılarında yaşanan sorunun Türkiye’nin Avrupa pazarındaki güvenini ciddi şekilde zedelediğini ifade ederken, iç piyasa için de kritik bir iddiayı dile getirdi: “Halkın temiz ürüne ulaşımı geçmişe göre daha kolay ancak ihracattan dönen kalıntılı ürünlerin iç piyasaya servis edildiği gerçeği de göz ardı edilmemelidir.”
Obut, sözlerini sert bir uyarıyla tamamladı: “Biyolojik mücadelenin yaygınlaşması bir ihtiyaç değil, bir zorunluluktur. Yaygınlaşmadığı her gün yeni pazarlar kaybedilecek ve bunun sonucunda çiftçinin ürünü değer kaybedecektir. İhracatın olmadığı bir üretim dönemi, tarımsal üretimin sonu demektir.”
Peki, çözüm bu kadar netken neden hala kimyasallara mahkumuz? Uzmanlar bu noktada “modernizasyon” ve “maliyet” duvarına işaret ediyor. Dr. Altınkaya ve Dr. Tokgöz, açık alanlardaki iklim değişkenliğinin etkinliği sınırladığını belirtirken; Yusuf Obut, seraların büyük çoğunluğunun dış çevreyle temasının kesilemediğini (modernizasyon eksikliği) ve bu yüzden zararlı popülasyonunun biyolojik mücadeleyle tek başına kontrol edilemeyecek kadar yüksek olduğunu ifade ediyor.
Maliyet ise en büyük bariyer. Biyolojik mücadelenin şu anki şartlarda kimyasal mücadeleden daha pahalı olduğunu söyleyen Obut, bunun nedenlerini şöyle sıralıyor:
Bilimsel ve sahadan gelen veriler, Türkiye tarımının geleceği için “Entegre Zararlı Yönetimi” (IPM) modelini işaret ediyor. Yani kimyasal ilaçların sadece “acil durum freni” olarak kullanıldığı, asıl yükün ise biyolojik ve kültürel önlemlere verildiği hibrit bir sistem.
Haberde görüş veren tüm uzmanlar, tüketicinin “zehirsiz” ürüne ulaşması için en güvenilir yolun organik tarım sertifikalı veya İyi Tarım Uygulamaları (GAP) etiketli ürünleri tercih etmesi gerektiğini belirtti. Tam anlamıyla “sıfır kalıntı” garantisi zor olsa da, denetlenen ve izlenebilir üretim sistemlerinin en düşük riskli seçenek olduğu vurgulandı.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
6597 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6446 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6182 kez okundu
4
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4874 kez okundu
5
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
4656 kez okundu
6
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4511 kez okundu
7
Türkiye’de mülteciler ve geri göndermeler
4510 kez okundu
1
Türkiye antidepresan kullanımında dünya 22’ncisi
6127 kez okundu
2
Önlem alınmazsa lösemi vakaları artacak
4548 kez okundu
3
Gaziantep’te çocuk hematoloğu krizi
4047 kez okundu
4
Hasta da yakınları da çaresiz: SSPE tedavi araştırması reddedildi
3421 kez okundu
5
Sadece otomobilleri koruyan katil bariyerler
2671 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.