DOLAR 43,2852 0.22%
EURO 50,2933 0.08%
ALTIN 6.402,450,14
Ankara

PARÇALI BULUTLU

Zeynep Tombuloğlu

Zeynep Tombuloğlu

16 Ocak 2026 Cuma

Acıdan sanata, sanattan dayanışmaya

Acıdan sanata, sanattan dayanışmaya
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Damla Yeltekin

Kadınlar öldürülmemek, şiddete uğramamak, yaşam alanlarını korumak ve din, dil, ırk, mezhep gibi ayrımlara uğramadan
yaşamak için seslerini yılmadan yükseltiyor. Kadınlar kimi hemcinslerini katleden sanıkların mümkün olan en ağır cezayı alması için mahkeme salonlarını arşınlıyor; kimi zaman da ruhlarındaki acıyı sanatla buluşturarak yaralarını sarmaya, yarınlara daha dik ayakta durmaya devam ediyor. Çanakkale’de de durum diğer illerden çok farklı değil. Son dönemde kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve şiddet örnekleriyle sıkça gündeme gelen illerden biri de Çanakkale.

Kadınlar şiddete karşı sanatta buluştu

Kadınlar, uğradıkları şiddete, baskıya, mobbinge ve yaşam alanlarının daraltılmasına karşı bu kez sanatla bir araya geldi. Çanakkale’de birbirinden habersiz şekilde kadınlar, sanatın iyileştirici gücüyle birbirine çekildi. 8 Mart Kadın Platformu’nun girişimiyle, geçmişte birbirinden bağımsız kurulan sergiler tek bir sergide buluşturuldu.

Çanakkale Ekmek ve Gül Topluluğu birkaç yıl önce kente davet ettikleri İranlı ressam TermehYaghoubi ile karma bir sergi düzenlemişti. İranlı kadın sanatçıyla birlikte sergilemek üzere Ekmek ve Gül dergisinin kapaklarını kırkyama tekniğiyle panolara dönüştüren kadınların bir kısmı, daha önce eline hiç iğne-iplik bile almamıştı. Ekmek ve Gül, bir kez daha eserlerini Çanakkalelilerle buluşturmanın mutluluğunu yaşadı. Ekmek ve Gül’den Meltem Gürses, “Kadına karşı şiddete ses çıkartırken buna karşı koyarkenkendimizi bir anda bu şekilde ifade ettik. Bunu sanatla ortaya koymaya çalıştık. Kırkyamayla ‘Bu ülkede biz de varız’ dedik” dedi.

İlk kez eline iğne iplik alan vardı…

Dikiş dikmeyi hiç bilmeyen kadınlarla kadına yönelik şiddeti başka bir dille ortaya vurgulayan Gürses, “Şiddeti sesle, yazıyla değil; somut, elle tutulabilir bir şekilde anlatmak istedik. Yedi arkadaşımızın hepsinin eli kumaşa değdi. Her hafta bir kişinin evine gidiyorduk; çizdik, kestik, diktik” diye konuştu.

Ecem Açelya Yapıcı Ünver

“Konumuzda her zaman kadın var, kadın olacak”

KADIN sanat grubunun atölye yürütücüsü Ecem Açelya Yapıcı Ünver, grubun Sosyal Yaşam Evleri’ndeki kurslarla bir araya geldiğini belirterek, “O günden sonra tanışıklığımız bizi özel bir alanda, kendi seçimlerimizle konular belirleyip renklendirmeye sürükledi” dedi. Çanakkale’de üçüncü sergilerini açtıklarını belirten Ünver, “Bizim için konu daima kadındır ve öyle olacak” diye belirtti. “Kadınlar ve Atlar” sergisinin en çok olumlu geri dönüş aldıkları çalışma olduğunu söyleyen Ünver, grubun disiplinli, emekçi ve mücadeleci kadınlardan oluştuğuna dikkat çekti:

Kadın olmanın onurunu sanatta, sanatla gördüler. Grup olarak biz birlikte bir aradayken eğleniyor konu seçimlerimizi ya da çizim yapacaklarımızı tartışarak ortaya çıkardıklarımızda da besleniyoruz. Grubun her bir bireyi çevresel, toplumsal, güncel her çizgiden esintiyi taşıya biliyor. Böylece stres yerine kendin olmayı kendin olurken de sorumluluğu hep beraber paylaşıyoruz.”

Kadın direnişinin simgeleri tuvalde

Karadeniz’de Yeşil Yol’a karşı direnişin sembolü haline gelen, Havva Ana lakaplı Rabia Özcan’ı resmeden Pervin Tunçelli Kılıç, kadınların yaşam mücadelesini konu alan fotoğrafları tuvale aktardı. Bebeğini emziren kadın, biri sırtında biri kucağında çocuk taşıyan siyahi kadın ve Rabia Özcan… Pervin, simgeleşmiş bu fotoğraflara kendi yorumunu katarak yeniden resmettiğini söyledi. “Kazdağları mücadelesi veren kadınları da resmedeceğim. Aralarında bir bağ kurdum” dedi.

Yüksel Özdemir

“Kadın barışın simgesidir”

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Çanakkale Şube Başkanı Yüksel Özdemir, 25 Kasım için bir dizi etkinlik hazırladıklarını söyleyerek, kadına yönelik şiddete karşı görünür olmanın önemine dikkat çekti. “Kadın güzelliğin, sevginin, barışın simgesidir” diyen Yüksel, toplumsal çürümenin yarattığı şiddete tepki olarak sanatı tercih ettiklerini belirtti.

Bazı katılımcıların öldürülen kadınları resmettiğini söyleyen Yüksel, serginin barışı simgelediğini ve siyasilere “Bu toplumsal çürümeyi durdurun” mesajı verdiklerini ifade etti. Serginin kadınları bir araya getirdiğini belirten Yüksel, şu görüşleri dile getirdi:

Çanakkale’de son yıllarda duyduğumuz şiddet haberleri artıyor. Biz de sanatla ‘Burası sizin özgür alanınız’ demek istedik. Eğitimdeki bozulma toplumsal çürümeyi besliyor. Kadının sesi olacağız. Çünkü kadın önce insandır. Kadın, tuvale iç dünyasını, arzuladığı dünyayı ya da yaşadığı baskıları yansıtıyor. Bu yüzden sanat çok önemli.”

Devamını Oku

Rusya Arktik’te tek başına kalacak

Rusya Arktik’te tek başına kalacak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Başar Tokmak

İsveç’in NATO üyeliği ile Arktik Devletleri olarak bilinen sekiz devletten yedisi NATO üyesi oldu. NATO’nun genişlemesine karşı ne
kadar tavizsiz olduğu geçmişte Gürcistan’da ve bugün Ukrayna’da görülen Rusya’nın, gelecekteki politikaları ise merak konusu. Arktik
araştırmacısı ve öğretim üyesi Ferdi Güçyetmez, bu üyeliğin Rusya için sürpriz olmadığını vurgulayarak, “Rusya ekonomik ve askerî
güvenliğini sağlamada Arktika’ya özel bir yer ayırmaktadır” dedi.

Macaristan iktidar partisi Fidesz, başlarda istekli görünmemeye çalışsa da Macaristan Parlementosu 188 oyla İsveç’in NATO üyeliğinin önündeki son engeli kaldırmıştı. İsveç’in üyeliği sonrası NATO’nun kuzeydeki genişlemesinin bölgesel etkileri de tartışılmaya başlandı. İsveç’in üyeliği ile 1996 tarihli Ottawa Beyannamesi’ne göre Arktik devleti olarak kabul edilen sekiz devletten yedisi NATO üyesi oldu. Rus siyaset bilimci Aleksandr Dugin’in “Rusya’nın kaderi” olarak tanımladığı Arktik’te bölge ve bölge dışı aktörleri neler bekliyor?

Bölgenin geleceğini Arktik politikaları üzerine çalışan ve İsviçre’de öğretim üyesi olan Ferdi Güçyetmez ve Belçika’daki Ghent Üniversitesi’nden araştırmacı Berk Vindevogel 9.Köy için değerlendirdi.

Yediye karşı bir

Ghent Üniversitesi’nden araştırmacı Berk Vindevogel, Arktik’te Rusya-NATO ayrımının yeni olmadığını ve İsveç’in üyeliğiyle bu ayrımın resmileştiğini kaydetti. İsveç’in NATO üyeliği öncesinde de bölgede iş birliği içinde olduğunu, bölgede olası bir NATO-Rusya
çatışması durumunda geçmişte de Finlandiya ve İsveç’in NATO tarafında yer alması beklendiğini belirtti. Rusya’nın uzun süredir
yaptığı hazırlıklara dikkat çekerek, NATO’nun da İsveç üyeliği ile bölgedeki komuta sisteminin güncellenmesi gerektiğini vurguladı.

İsviçre’de bilimsel çalışmalarını sürdüren Ferdi Güçyetmez ise Rusya’nın NATO genişlemesine ilişkin bakışını Rusya tarafından 31
Temmuz 2022’de yayınlanan deniz doktrininde yer alan ifadelerle değerlendirdi:

NATO’nun genişlemesi Rusya tarafında tehdit olarak algılanıyor. Bu nedenle Rusya açısında askeri harcamalara ve askeri teçhizata yönelik yeni önlem paketlerinin hayata geçirilmesi bir zorunluluktur. Yeni doktrinde Arktik Denizi için oldukça geniş bir alan verildi. Bu noktada Rusya, NATO ve bünyesindeki ülkelerin genişlemesini nasıl gördüğünü kendisi tanımlamış olmaktadır. Böylelikle bize bu konuda ne kadar ciddi olduğunu göstermiş oldular

Rusya’nın bölgedeki iddiaları

Bölgede 17. yüzyıla uzanan Rus politikalarına dikkat çeken Ferdi Güçyetmez, bölgenin yalnızca iklim değişikliği üzerinden tartışılmaması gerektiğini belirterek jeopolitik analize de dikkat çekti: “Rusya’nın eskiden bu yana sürdürdüğü iddiası, Arktik Okyanusu’nun kendi kara parçasının doğal uzantısı olduğu şeklindedir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin Rusya tarafından onaylanması 1997 yılında olmuştur. Rusya, 2001 yılında kıta sahanlığını genişletme hakkını ortaya atan ilk ülke olarak Birleşmiş Milletler’e başvuruda bulunmuştur. Rusya’nın talebi önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olan yüzde 45’lik bir kısmı içeriyor

Yalnızlaşan Rusya Çin’e sarılır mı?

Kutup İpek Yolu Projesi ve yakın Arktik ulusu olma söylemiyle en önemli bölge dışı aktör Çin olarak görülüyor. Bölge devletleri arasında yalnızlaşan Rusya’nın Çin ile ilişkilerini nasıl etkileyeceğine ilişkin sorumuza yanıt olarak Güçyetmez, Çin’in bölgedeki
politikasını bir tarafı desteklemekten ziyade bir çıkar dengesi olarak tanımladı. Ayrıca Rusya’nın Çin ile stratejik ortaklığa değer veriyor gibi görünmesine karşın bölgede güçlü bir Çin’i istemediğini kaydetti:

Rusya Kuzey’de alternatif bir ortağa ihtiyaç duyuyor. Ancak ortaklığın kendi güç merkezinin dışına çıkmasını istemiyor. Bu konuda Rusya’nın rahatsız olduğu konulardan birisi para ilişkileri. Şöyle ki: Rusya, Kırım’ın ilhakı ile Batı kaynaklı mali ve teknik sınırlamalarla karşılaşınca ihtiyaç duyduğu yatırımı Çin’den temin edebildi. Bu konu doğrultusunda Çin bankaları Arktik bölgesindeki projelere 12 milyar dolar kaynak sağladı. Daha sonra Fransa başta olmak üzere diğer Avrupalı devletlerin enerji şirketlerinden (Novatek gibi) çıktığı hisseleri de Çinli yatırımcılar aldı. Bu çerçevede Çinli tüccarların uluslararası LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) piyasasının ve ücretlerinin belirlenmesinde giderek artan bir rol oynayacağı öngörülebilir

Buna ek olarak Güçyetmez, Çin’in yeni buzkıran gemileri ile buzullarda artan faaliyetlerine ek olarak Çin’in Avrupa devletleri ile
ikili ilişkilerinden Rusya’nın rahatsız olduğunu vurguladı. Arktik ülkelerine göre Çin daha güçlü buzkıranlar yapmaya ve böylelikle
ticaretini Avrupa’nın kalbine taşımaya devam ediyor.

“Türkiye de bölgede denge kurmalı”

Arktik araştırmacısı Eda Ayaydın, İklim Haber’deki yazısında Türkiye’nin Arktik politikaları netleştirmesi yönünde vurgu yaptı. Söz
konusu yazıda Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası diğer arktik devletleriyle ilişkisinin kesildiğini ancak Türkiye’nin bölgede Rusya ile iş birliği içinde olduğunu belirtildi. Bilimsel iş birliğinin yanı sıra Türkiye’ve verilen Rus sondaj platformunun elektriklendirilmesi ve buzkıran gemisi yapım işleri basına yansıyan ekonomik projeler arasında. Ayaydın yazısında, bölgede Türkiye için ekonomik ve askeri çıkar sağlamanın gerçekçi bir hedef olmadığını belirterek Rusya ve diğer yedi devlet arasında denge kurulması gerektiğini belirtti.

Devamını Oku

Çağrı merkezleri: Büyüyen sektör, ağırlaşan çalışma koşulları

Çağrı merkezleri: Büyüyen sektör, ağırlaşan çalışma koşulları
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Umut Sarı

Başlarda finans sektörü ağırlıklı olmak üzere faaliyet gösteren çağrı merkezleri bugün çok daha çeşitli alanlarda hizmet gösterir durumda. Kurumlar ve müşterileri arasındaki iletişimi kolaylaştırması adına ortaya çıkan bu sistem artık başlı başına bir sektöre dönüşmüş durumda.

Çağrı merkezlerinin uzaktan ve esnek çalışmaya müsait yapısı sebebiyle dünyanın bir ucundaki kurumlar müşterileriyle ilgilenmesi için dünyanın diğer ucundaki bir çağrı merkezini kullanabiliyor. Çağrı merkezlerinin kendine özgü çalışma koşulları, onların birer “hizmet ihracatı merkezi” olarak adlandırılmasına sebep oluyor.

Müşteri deneyimi alanında çalışan kişi ve kuruluşlar Türkiye’de hacimleri günden güne artan çağrı merkezlerinin büyük bir istihdam potansiyelini barındırdığını ifade ederken, çalışanlar ve alanı inceleyen araştırmacılar ise yoğun çalışma koşullarına dikkat çekiyor.

Çağrı merkezi çalışanı Y.D., “yarı zamanlı” çalışıyor görünüyor 7 saatlik mesai yapıyor. İş temposunu ise şöyle anlatıyor: “Bu süre içinde de 100-120 kişiyle konuşuyorum. Bu kadar fazla insanla konuşmak oldukça yorucuyken yalnızca ayrı ayrı kullanabileceğim 10 dakika molam var.

“Bütün hayatım 11 saate sığmak zorunda”

Çağrı merkezi çalışanı, mesai saatlerine ilişkin yaşadığı sorunların en temelde esnek çalışma sisteminden kaynaklandığını aktarırken, yoğun mesai nedeniyle, uyku dahil, bütün özel hayatını 11 saate sığdırmak durumunda kaldığını belirtiyor.

“Evden çalışınca dünyada tek çalışan benmişim gibi hissediyorum”

Esnek çalışma koşullarını yanı sıra kendisini en çok zorlayan durumlardan birinin de evden çalışmak belirten Y.D., sürekli dört duvar arasında yaşamanın güçlügğünü şöyle anlatıyor:

Dört duvar arasında, bir odada sürekli birileriyle konuşuyorum. Bu durum psikolojimi oldukça etkiliyor ve elimden geldiğince ofise gitmeye çalışıyorum. Ayrıca evde olsam da yine de yemek molam bile yok. Zaten rahat bir ortamda olduğumuz varsayılarak ‘zaten çalışıyorsunuz, çalışın’ gibi bir yaklaşım var. Gün içinde herkesin sorunlarıyla ilgilenip sizin sorunlarınızla ilgilenilmemesi sizi de bıktırıyor ve müşterilerle konuşmak istemiyorsunuz. Bu noktada istifa etmememin sebebi de çalıştığım çağrı merkezinin eğitim gördüğüm bölümle alakalı olması.”

Gamze Yücesan

“İşçi sınıfı ve gençlik doğrudan tehdit altında”

Emek politikaları alanında uzman Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir, çağrı merkezi çalışanlarının büyük ölçüde gençler olduğuna dikkat çekti. Özdemir, “İş hukukunun sürekli daralan koruma işlevi, uzaktan çalışma modelleri ve artan işsizlikle işçi sınıfını ve gençlik doğrudan tehdit altında” dedi.

Çağrı merkezlerini son dönemlerdeki artışıyla istihdam yaratan neredeyse tek sektör olduğunu belirten Özdemir, çağrı merkezlerinin çeşitli ülke ve bölgelerdeki bu artışının ucuz işgücü rezervlerine ulaşmak için olduğunu söyledi. Çalışanların sendikal örgütlenme durumlarına da değinen Yücesan Özdemir, bu konuya ilişkin şunları aktardı:

Örgütlenmenin en büyük engellerinden birisi ve genç işgücünün kendilerini “işçi” olarak görmemeleri. Çağrı merkezi çalışanları yaratılan meslek ve kariyer mitleri sebebiyle sendikayı daha ‘alt sınıflara’ ait görebiliyor. Fakat güvencesiz çalışma, risk altındayaşama ve düşük ücretler bu mitlerin de sarsılmasına yol açıyor. Çağrı merkezi sektöründeki sendikalar da eksikliklerini tamamlamak ve yenilenmek adına bir çaba içinde.

Devamını Oku

Pilates: Kasları uzatıyor, ruhu esnetiyor!

Pilates: Kasları uzatıyor, ruhu esnetiyor!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hilal Acar

Modern yaşamın stresi ve hareketsizliği arasında kaybolan insanlar, pilatesle hem bedensel güç kazanıyor hem de ruhsal dengeyi yakalıyor. Joseph Pilates’in geliştirdiği bu yöntem artık evde, stüdyoda ya da huzurevlerinde her yaş ve seviyeye uyarlanabiliyor. Pilates Eğitmeni Hilal Can Aksu, “Pilates sadece bir egzersiz değil; kendine dönüşün, nefesinle buluşmanın ve hayatla yeniden uyumlanmanın en zarif yolu” diyor.

Pilates, 20. yüzyılın başlarınd, genç yaşta fiziksel rahatsızlıklar yaşayan Joseph Pilates’in sorununa çare olması için geliştirdiği bir bir fitness sistemi. İsmini yaratıcısının soyadından alan bu yöntem, başlangıçta özellikle dansçılar ve sporcular için uygulanıyordu. Amaç, hareket kontrolünü artırmak, kasları güçlendirmek ve esnekliği geliştirmek. Zamanla pilates, yalnızca performans sporcularının değil, her yaş ve her seviyedeki bireyin hayatına girmeye başladı. Pilates Eğitmeni Hilal Can Aksu, pilatesin ruh ve beden üzerindeki “iyileştirici” etkilerini 9. Köy’e anlattı.

Hilal Can Aksu

“Pilates, adeta vazgeçilmez bir yaşam biçimine dönüştü”

Pilatesin tarih boyunca farklı mekanlarda uygulanarak insanlara sunduğu faydayı aktaran Aksu, son yıllarda artan ilginin nedenine
ilişkin ise şu görüşleri dile getirdi: “Artık sadece spor yapanların değil, stresle baş etmeye çalışan, duruş bozuklukları yaşayan, hatta ruhsal olarak denge arayan herkesin ilgisini çekiyor. Özellikle pandemi süreciyle birlikte insanlar bedenlerinin kıymetini daha çok anladı. Evde geçirilen uzun saatler, hareketsizlik ve stres, birçok kişiyi pilatesle tanıştırdı. Şimdi ise pilates, adeta vazgeçilmez bir yaşam biçimine dönüştü. Bir pilates hocası olarak bunu her gün yeniden gözlemliyorum; insanların bedeniyle, nefesiyle ve ruhuyla yeniden bağ kurduğuna tanık oluyorum.”

“Kasları uzatıyor, ruhu esnetiyor”

Bilimsel araştırmalar, düzenli pilates yapan bireylerde postürün düzeldiğini, bel ve boyun ağrılarının azaldığını, denge ve esnekliğin arttığını ortaya koyuyor. Aksu, pilatesin stres hormonunu düşürken, uygu kalitesini de artırdığına çekti. Aksu, pilatesin insanı güçlendirmenin yanında yumuşattığını belirtirken, gözlemlerini de şöyle anlatıyor:

Bazen derse omuzları düşük, kafası bin bir düşünceyle dolu biri gelir. Dersin sonunda yüzündeki ifade değişir, omuzlar yukarı kalkar, bakışlar yumuşar. Pilates kasları uzatırken, ruhu da esnetir. Zihin sessizleşir, beden yeniden hatırlanır. Çünkü biz orada sadece spor yapmıyoruz; dinliyoruz, hissediyoruz, paylaşıyoruz.”

Düzenli pilates yapan kişilerin postürünün düzeldiğini, bel ve boyun ağrılarının azaldığını, denge ve esnekliğin arttırdığını vurgulayan
Aksu, “Kasları güçlendirirken eklemlere yük bindirmemesi, pilatesin her yaş ve vücut tipi için güvenli bir egzersiz haline getiriyor” dedi. Aksu, bir çok doktor ve fizyoterapistin artık pilatesi rehabilitasyon süreçlerine dahil ettiğini de vurguladı.

“Her yaş grubuna açık”

Pilatesin her yaş grubuna açık olduğunu belirten Aksu, 20 yaşında bir sporcunun da 60 yaşındaki bireyin de çalışabileceğini söyledi. Her hareketin kişiye göre uyarlanabildiğini belirten Aksu, “Gün içinde kendimizi o kadar unuturuz ki, pilates o unutulmuş parçayı yeniden hatırlatıyor. Çünkü o anda sadece kendin için oradasın. O an yalnızca sana ait” diye konuştu.

Pilatesin nefes almayı hatırlattığını ve anda kalmayı sağladığını açıklayan Aksu, şöyle devam etti: “Bu kadar basit ama bir o kadar da derin. Modern dünyanın koşuşturmacasında pilates bir sığınak gibi. Matın üstüne çıktığında dünya bir süreliğine duruyor; sadece sen, nefesin ve bedenin kalıyor.

Sosyal medya da pilates yapan ünlü isimlerin pilatesi görünür kıldığını açıklayan Aksu, pilatesin modadan ziyade kalıcı bir yaşam biçimi olduğunu aktardı. Bir kez pilatese başlayan birinin bir daha bırakmadığını belirten Aksu, gerekçeler farklı olsa da herkesin
salondan memnuniyetle ayrıldığını söyledi:

“Herkes sonunda aynı şeyi söylüyor: 'Hocam, bugün bana çok iyi geldi. İyi ki gelmişim.' İşte o cümle, bir eğitmen için en güzel teşekkür. “Hepimiz daha güçlü hissetmek, ruhsal olarak dengede kalmak ve huzurlu bir yaşam sürmek istiyoruz. Pilates bunların hepsini bir arada sunuyor. Kısacası pilates, sadece bir egzersiz değil; kendine dönüşün, nefesinle buluşmanın ve hayatla yeniden uyumlanmanın en zarif yolu.”

Devamını Oku

Kandıra atık depolama için çıkan “olumlu ÇED” yargıya taşınıyor

Kandıra atık depolama için çıkan “olumlu ÇED” yargıya taşınıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Burak Altınok

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Kandıra’ya yapmak istediği Doğu Bölgesi Atık Bertaraf ve Düzenli Depolama tesisi için başlatılan “Çevre Etki Değerlendirme” sürecinin sonuna gelindi. Bir buçuk yıl sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayımlanan “Çevre Etki Değerlendirme” raporu “olumlu” olarak açıklandı. Kocaeli Kandıra Kültür ve Çevre Derneği (KANÇED) bir bildiri yayımlarken, kurucu başkan Adem Arı da 9.Köy’e yaptığı açıklamada ÇED olumlu kararını yargıya taşıyacaklarını belirtti.

“Karar eksik ve hukuka aykırıdır”

Kandıra Kültür ve Çevre Derneği yayımladığı bildiride, “ÇED sürecinin yürütülme biçimi, halkın katılımı, toplantıların göstermelik düzeyde yapılması, bilimsel verilerin dikkate alınmaması ve bölgedeki su kaynakları, tarım alanları, orman dokusu ve yaban hayatı üzerindeki etkilerin yeterince değerlendirilmemesi nedenleriyle eksik ve hukuka aykırıdır” dedi.

“Kararı yargıya taşıyacağız”

25 Temmuz 2024 tarihinde başlayan Çevresel Etki Değerlendirme sürecinin 11 Kasım 2025’te açıklanması üzerine “Beklediğimiz bir karardı ama erken sonuçlandı”  diyerek yorumlayan Kocaeli Kandıra Kültür ve Çevre Derneği Kurucu Başkanı Adem Arı, “Biz burası olmasın diye kararlı bir süreç yönettik ama ÇED raporu olumlu geldi. Avukat arkadaşlarımızla görüşüyoruz hem dernek olarak hem de ferdi olarak dava açacağız” dedi.

“Tesis Sarısu’yun üzerine kurulacak”

Bir buçuk yıllık mücadelelerinde Akçakese Köyü’nde Su Şenliği, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı önünde oturma eylemleri ve birçok toplantı gerçekleştiren Kocaeli Kandıra Kültür ve Çevre Derneği dört maddeye dikkat çekiyor:  

  • Akçakese ve Pirceler’deki su kaynaklarının korunması,
  • Orman alanlarının yok edilecek olması
  • Koy merasının büyük kısmına el konması, kalanına da erişimin engellenecek olması,
  • Kirlenecek suların 45 km boyunca aktığı Sarısu havzasında yetişecek ürünlerin zehirleneceği ve doğallığını kaybedeceği

“Kocaeli’ne katı çöp atık tesisi gerekmiyor”

Kocaeli’ne katı çöp atık tesisi gerekmediğini ifade eden Arı, “Kocaeli’nde katı atık çöp tesisine ihtiyaç yok, özellikle Kandıra’da. Burası sanayiden uzak bir bölge, gelecek atıklar da sanayi ağırlıklı olacak. Kocaeli’de sanayinin yoğun olduğu bölgelere böyle bir tesis yapılabilecekken neden burası? Bizim Belediye’ye teklifimiz her ilçenin kendi başının çaresine bakması olmuştu. Avrupa’da bu iş böyle, çöpe meta muamelesi yaparak para kazanıyorlar. Bizde neden olmasın?” diye konuştu.

“Halkın mücadelesini destekliyoruz”

Kocaeli Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Banu Sözal verilen mücadeleye dikkat çekerek, KANÇED’i ve bölge halkını desteklediklerini açıkladı. Sözal, “KANÇED güzel bir mücadele yürüttü. Biz de Baro olarak her zaman destekçileri olduk” derken tesisin yapılacağı bölge hakkında şöyle konuştu:

Tesis birçok yönden problemli bir sürece yol açacak çünkü tesisi yapmak istedikleri bölge tarım alanlarının yoğun olduğu bir bölge. Buraya tesis yapılırsa kimyasallar Sarısu’ya karışacak, bölgenin zehirlenmesine neden olacak. Bu bölgede yetişen meyveler, sebzeler de bizlerin sofralarına gelecek. Ayrıca seçtikleri bölgedeki toprağın yapısı nedeniyle ilerleyen zamanlarda göçme olabilir. Tüm bunların üzerine köylerin kamulaştırılmasına kadar gidebilecek bir süreç bizleri bekliyor olabilir.”

“Aşınmadan dolayı çöp suyu çıkacaktı”

Kocaeli Üniversitesi’nden Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ahmet Alp Aker, projenin çevresel ve sağlık açısından ciddi riskler taşıdığını belirterek hem yer seçiminin hem de projenin içeriğinin tartışmalı olduğuna dikkat çekti.

Aker, şunları söyledi: “Proje bakir bir alanda; sulak arazide, yeraltı su kaynaklarının yakınında planlanıyor. ÇED raporunda ormanlık alanda 17 bin tane ağacın kesileceği tahmin ediliyor. Dolayısıyla hem suyumuz hem de ormanımız tehlikede. Yetkililer, projenin çevre kirliliğine neden olmayacağını söylüyorlar ama tesis inşa edilirken yol açacağı çevresel hasarın yanı sıra organik çöpü anaerobik ortamda işleyip, ısıya maruz bırakarak kalori değeri yüksek bir yakıt elde edecekler.  

Çöp tesisinin tabanını ne kadar izole ettiklerini söyleseler de organik atıklardan sızıntı suyu mutlaka oluşur. Bunun içinde pestisit, toksik kimyasallar, ilaç atıkları ve hatta radyoaktif maddeler bile bulunabilir.

Ne olmuştu?

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Doğu Bölgesi Atık Bertaraf ve Düzenli Depolama tesisi yapmak için ilk adımı attığında, Kocaeli Akademik Odalar Birliği ile alan seçmek üzere bir rapor yayımladı. Yayımlanan raporda projeye uygun 4’ü Gebze, 3’ü Dilovası ve İzmit, 2’si Kandıra, 1’i de Kartepe ve Körfez’den olmak üzere toplam 14 alternatif alan sunuldu. Tüm bu alanlardan Kandıra’nın seçilmesi bölge halkının tepkisine neden oldu.

Bu karar üzerine Kocaeli Kandıra Kültür ve Çevre Derneği (KANÇED) önderliğinde bölge halkı projeye karşı tepkilerini ortaya koydu ve çeşitli gösteriler düzenledi. KANÇED de bu süreçte bölge halkını bilgilendirecek birçok toplantı düzenledi ve 8 Şubat 2025 tarihinde “Doğu Bölgesi Atık Bertaraf ve Düzenli Depolama Tesisi Proje Alanı Değerlendirme Çalıştayı” yayımladı. 

Konu soru önergeleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine de gldi. Bakanlık sorulara,  “ÇED süreci devam etmekte olup, proje hakkında, Bakanlığımıza intikal eden/edecek itirazlar ve önergede sözü edilen diğer hususlar dikkate alınarak gerekli değerlendirmeler yapılacaktı” cevabını verdi. Bu süreçler üzerine 11 Kasım 2025 tarihinde projenin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu “olumlu” olarak açıklandı.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.