DOLAR 43,1610 0.1%
EURO 50,3074 -0.05%
ALTIN 6.386,300,31
Ankara
-1°

PARÇALI BULUTLU

Türkiye’de kayıp çocuk krizi: Karanlıkta kalan gerçekler

Türkiye’de kayıp çocuk krizi: Karanlıkta kalan gerçekler

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) kayıp çocuklarla ilgili 2016’dan bu yana veri yayımlamaması, sorunu görünmez kılıyor. Oysa 2008–2016 yılları arasında 104 bin 531 çocuk kayboldu; bu, günde ortalama 33 çocuğun kaybolduğu anlamına geliyor. Açık verilerde 2015–2023 döneminde her yıl binlerce çocuğun “kayıp (bulunan)” olarak kaydedildiği görülüyor.

ABONE OL
15 Eylül 2025 12:21
Türkiye’de kayıp çocuk krizi: Karanlıkta kalan gerçekler
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Mazhar Taha Akkaya

Basına yansıyan bu yöndeki değerlendirmelere karşı Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, “Türkiye’de yılda 10 binden fazla çocuğun kaybolduğu” iddiasını reddetti. 2019’da, Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da konuya ilişkin soruyu yanıtlarken kayıp başvurusu yapılan çocukların yüzde 99’unun bulunduğunu söyledi; ancak kayıp ihbarlarının toplam sayısı ve detayına dair veri paylaşmadı.

Milletvekillerinin kaybolan çocuk sayıları ve detaylı verilerine ilişkin soru önergeleri ve CİMER üzerinden yaptıkları girişimler de somut bir karşılık bulmadı.

9. Köy’ün CİMER’e yaptığı başvuruda da “özel analiz gerektiren taleplere cevap verilmeyeceği” belirtildi.

Avukat Tozbey: Suç duyurularımız takipsizlikle sonuçlandı

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Avukat Müjde Tozbey, “2008–2016 arasında kaybolan çocuk sayısı TÜİK verilerine göre 104 bin. Bu rakam, günde ortalama 33 çocuğun kaybolduğuna denk geliyor” dedi.

Tozbey, “2016’dan beri bu başlık altında net veri yayımlamamak, Türkiye’yi istatistiksel olarak da çocuklarını kaybeden bir ülkeye dönüştürdü. Kayıp çocuk dosyaları, çocuk bulunduğu takdirde genellikle ‘bulundu’ kaydıyla kapatılıyor; nasıl kaybolduğu, kimin sorumlu olduğu araştırılmıyor” diye ekledi.

6 Şubat 2023 depremlerinin ardından gelen ihbarları hatırlatan Tozbey, tarikat bağlantılı iddialar nedeniyle çeşitli savcılıklara başvuruda bulunduklarını söyledi: “Biz bu meseleye yalnızca kayıplar değil, çocukların sistemli biçimde kaybedilmesi olarak bakıyoruz. 6 Şubat’ın hemen ardından refakatsiz çocukların tarikatlar tarafından kaçırıldığına dair ihbarlar aldık. Bu nedenle Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı’na refakatsiz olduğu bildirilen 60 depremzede çocuk için suç duyurusunda bulunduk. Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı’na müftülüğe teslim edildiği iddia edilen 47 çocuk hakkında suç duyurusu yaptık. Adıyaman Cumhuriyet Savcılığı’na ise Menzil Tarikatı evlerinde tutulan 1100 çocukla ilgili soruşturma talep ettik. Ancak üçünde de takipsizlik kararı verildi. Bu kararlar çocukların korunmasından çok görünmez kılınmasına hizmet ediyor.”

Meclis, 2010da sorunu ve çözüm önerileri ortaya koymuştu!  

Kayıp Çocuklarla ilgili yapılan en önemli çalışmalardan biri de 2010 yılında kurulan Meclis Araştırma Komisyonu oldu. Bir saha çalışmasıyla risk haritası ortaya koyan TBMM Kayıp ve Mağdur Çocuklar Araştırma Komisyonu, Kasım 2010’da yayımladığı raporda, söz konusu dönem itibariyle Türkiye’deki kayıp çocuk sayısında bir artış olduğu belirtilerek, şu bilgi ve değerlendirmeye yer verildi:

“2005-2010 yılları arasında Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarına geçen kayıp çocuk ihbar sayısı 29 bin 223 olup, önemli kısmının bulunmuş ise de Araştırma Komisyonu çalışmaları sırasında bu çocuklardan 1.482’sinin halen aranmakta olduğu tespit edilmiştir. Kayıp müracaatı olan çocukların % 67,1’i 15-19 yaş grubunda ve % 28,8’i 10-14 yaş grubunda ve % 4,1’i ise 0-9 yaş grubundadır.

Aynı dönem için Jandarma Genel Komutanlığı’na yapılan 2 bin 961 kayıp çocuk ihbarından 297’si halen aranmakta olarak belirlenmiştir.

Bir gece dahi sokakta kalması, ciddi örselenme yaratır”

Uzmanlar çocuğun yaşadığı ortamdan ayrılarak, bir gece dahi sokakta kalması durumunda çocuğun ciddi boyutta örselenebildiğine ve geleceğinin önemli ölçüde etkilendiğine işaret etmektedir. Amaç; hiçbir çocuğumuzun kısa süreli de olsa güvensiz ortamlarda kalmaması, fiziksel ve ruhsal sağlığının örselenmemesi, şiddet mağduru/ögesi olmaması, ileri yaşamını olumsuz etkileyecek deneyimler yaşamamasının sağlanmasıdır.”

Kaybolan 10 çocuktan 6sı ailesinin yanında yaşıyor”

Araştırma Raporunda, Sosyal Hizmet Kurumlarından izinsiz ayrılan veya izinli ayrıldığı halde yasal süresi sonunda kuruluşa geri dönmeyen çocukların da “kayıp” kabul edildiği belirtilerek, şunlar kaydedildi:

“SHÇEK kurumlarından ayda 500 kadar çocuğun izinsiz olarak ayrıldığı Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarında yer almaktadır. Örnek olarak, 12 Nisan 2010 tarihinde SHÇEK kurumlarından izinsiz ayrılmış olarak ihbarı yapılan toplam çocuk sayısının 510 olduğu saptanmıştır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumundan izinsiz ayrılan çocukların önemli bir kısmı kuruma geri dönmektedir. Kurumdan izinsiz ayrılan kızların yüze 55 ve erkeklerin yüzde 27’sinin suç mağduru olması dikkat çekicidir.”

Kayıp çocukların toplam sayısı incelendiğinde, kaybolan her 10 çocuktan 6’sının ailelerinin yanında yaşarken kayboldukları belirtilen raporda, “Kurumda yaşayan çocuklar arasında kaybolma durumunun ailesiyle birlikte yaşayan çocuklara göre anlamlı düzeyde fazla olduğu dikkat çekmektedir” denildi.

Raporda, tespitlerin yanı sıra özellikle bilgi, raporlama ve koordinasyon gereğini öne çıkaran çözüm önerileri de yer aldı.

Veri olmadan çözüm üretmek imkansız”

Son yıllarda bu alanda yapılan kapsamlı bir çalışma da Toplum Çalışmaları Enstitüsü tarafından 21 Eylül 2024 tarihinde yayımlandı.

Doç. Dr. Asmin Kavas’ın hazırladığı “Kaybolan Çocuklar Krizi: Türkiye ve Dünyada Mevcut Durum, Zorluklar ve Çözüm Önerileri” başlıklı raporda, hem Türkiye hem de dünya genelinde çözüm için gereken en önemli adımın veriye erişim olduğu vurgulandı ve bu alanda yaşanan sıkıntılara  dair özetle şu değerlendirmeler yer aldı:

“Hem Türkiye’de hem de dünya genelinde kaybolan çocuklara ilişkin verilerin sınırlı olması, yalnızca kaybolan çocuk sayısına dair belirsizlik yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda kaybolmaların ardındaki nedenlere dair büyük bir bilgi boşluğu da oluşturuyor.

Kaybolanların sebepleri, toplumun yapısı, göç hareketleri, sosyo-ekonomik sorunlar ve güvenlik zafiyetleri gibi bir çok faktöre dayalı olabilir. Ancak, elimizde bu nedenlere ilişkin somut veriler bulunmadıkça; sorunun tam boyutunu anlamak ve etkin çözüm yolları üretmek zorlaşıyor.

Verilerin yetersizliği, sorunun büyüklüğünü kavramamızı güçleştirirken; çözüm süreçlerini de sekteye uğratıyor. Kaybolan çocuk vakalarının ardındaki nedenleri anlamadan, onları geri getirmek neredeyse imkansız.

Ayrıca güncel verilerin eksikliği, kaybolan çocukların bulunmasında hayati rol oynayan kurumlar arası işbirliğini de zayıflatıyor ve bu da çözüm üretme kapasitemizi ciddi şekilde etkiliyor.”

Çözüm önerileri

Türkiye’de kaybolan çocuklarla ilgili veri üretimi ve erişim sorunları çözülmeden etkili politikalar geliştirmenin mümkün olmadığı vurgulanan raporda, uluslararası iyi uygulama örnekleri de dikkate alınarak, özetle şu öneriler getirildi:

  • Ulusal acil uyarı sistemi kurulmalı; AMBER Alert benzeri mekanizmalar medya ve telekom kanallarının desteğiyle hızlı toplumsal seferberlik yaratmalı.
  • Ulusal veri tabanı oluşturulmalı; kayıp çocuklara dair bütüncül, güncel ve erişilebilir bilgiler toplanmalı ve vakaların detaylı profillerini çıkararak, kaybolma nedenlerini derinlemesine analiz etmeli ve önleyici stratejiler geliştirilebilmeli.
  • Toplumsal farkındalık kampanyaları yürütülmeli; ailelere ve topluma kayıp riskleri ve alınabilecek önlemleri anlatan sürdürülebilir projeler geliştirilmeli.
  • Uluslararası işbirliği ve entegrasyon sağlanmalı: Türkiye, kaybolan çocuklar konusundaki uluslararası ağlara aktif katılım sağlayarak, küresel işbirliği fırsatlarından azami ölçüde yararlanmalı.
  • Teknoloji ve sosyal medya etkin kullanılmalı: Yapay zeka destekli görüntü tanıma sistemleri, konum bazlı uyarı mekanizmaları ve viral sosyal medya kampanyaları gibi yenilikçi teknolojik çözümler devreye alınmalı.
  • Hukuki düzenlemeler ve cezai yaptırımlar güçlendirilmeli: Çocuk kaçırma, insan kaçakçılığı ve istismar gibi suçlarla mücadelede daha etkili ve caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmalı, bu suçların faillerine yönelik cezalar artırılmalıdır.
  • Kurumlar arası koordinasyon ve kapasite geliştirilmeli: Emniyet birimleri, sosyal hizmetler, sağlık kuruluşları, eğitim kurumları ve ilgili sivil toplum örgütleri arasında etkin bir iletişim ve işbirliği ağı kurulmalı.
  • Önleyici tedbirler ve risk değerlendirme sistemleri oluşturulmalı: Bu sistemler, çocukların aile durumu, sosyo-ekonomik koşulları, eğitim durumu, sağlık geçmişi gibi faktörleri analiz ederek potansiyel riskleri belirleyebilmeli. Ayrıca, okullarda ve toplum merkezlerinde çocuklara yönelik güvenlik eğitimleri düzenlenmeli, çocukların kendilerini koruma becerileri geliştirilmeli.

Bu haber, Avrupa Birliği finansal desteği ile üretilmiştir. Haberin içeriği tamamıyla Mazhar Taha Akkaya’nın sorumluluğu altındadır ve hiçbir durumda Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.