İbrahim Türk
HIV bugün tıp literatüründe “kronik bir sağlık durumu” olarak tanımlanıyor. Düzenli tedaviyle virüs baskılanabiliyor, bulaş riski ortadan kalkıyor ve HIV ile yaşayan bireyler toplumun geri kalanı gibi sağlıklı bir yaşam sürdürebiliyor. Ancak erken tanı konulamadığında hem tedavi gecikiyor, zora giriyor hem de virüsün yayılımı devam ediyor. Bu nedenle HIV’e bireysel değil, halk sağlığı açısından yaklaşmak büyük önem taşıyor.
Buna rağmen Türkiye’de HIV hâlâ ağır bir tabu. Toplumda konuşulamayan, ifşa edilmekten korkulan ve çoğu zaman hastalık olarak yanlış adlandırılan bir enfeksiyon… Yanlış bilgiler ve damgalama, erken tanının önündeki en büyük engeller olmaya devam ediyor.
Sağlık Bakanlığı’nın 2024 yılında paylaştığı veriler, Türkiye’de HIV tanılarının düzenli biçimde arttığını ortaya koyuyor. Ancak uzmanlara göre asıl büyük sorun; verilerin dışında kalan görünmez kesim. Eksik ve hatalı politikalar nedeniyle damgalanma korkusu yaşayan bireyler test yaptırmaktan çekiniyorlar. Bu durum yalnızca bireyler için değil, toplum sağlığı için de olumsuz sonuçlara yol açabiliyor.
Toplumda sıkça birbirine karıştırılan HIV ve AIDS aslında farklı kavramlar. HIV, bağışıklık sistemini hedef alan bir virüs; düzenli tedaviyle baskılanabiliyor ve HIV ile yaşayan bireyler sağlıklı bir yaşam sürdürebiliyor. AIDS ise HIV tedavi edilmediğinde ortaya çıkan ileri evreyi tanımlıyor. Bugün etkin ilaçlar sayesinde HIV ile yaşayan kişiler, AIDS’e hiç ilerlemeden yaşamlarına devam edebiliyor.
Bulaş yolları konusunda da yanlış inanışlar hâkim. HIV, korunmasız cinsel ilişki ve kan yoluyla (ortak enjektör ya da test edilmemiş kan nakli) ya da gebelik, doğum, emzirmeyle anneden bebeğe geçebiliyor. Buna karşılık tokalaşmak, sarılmak, aynı eşyaları kullanmak ya da aynı ortamda bulunmak gibi gündelik temas, HIV için risk oluşturmuyor. Bu ayrımın doğru bilinmesi, hem damgalamayı azaltmak hem de erken testin önünü açmak açısından kritik öneme sahip.

Sağlık Bakanlığı’nın 2020–2024 verileri, Türkiye’de HIV’in seyrine dair dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. HIV ve AIDS tanılarının yıllar içinde artış göstermesi, enfeksiyonun toplumda yayılmaya devam ettiğini gösteriyor. 2023 yılı, hem HIV hem AIDS tanılarında en yüksek seviyenin kaydedildiği yıl oldu. Ölüm sayılarına bakıldığında, 2022’de zirveye çıkan bir artış görülüyor. Bu durum, bir yandan tanıya ulaşan kişi sayısının arttığını, diğer yandan ise hastaların önemli bir bölümünün geç evrede yakalandığını düşündürüyor.
2024 yılına ilişkin açıklanan verinin, geçmiş yılların seyrinden çok keskin bir şekilde düşük olması, izaha muhtaç. Değişimin; esas alınan zaman dilimi, yöntem farklılığı ya da enfeksiyonun seyrine dair bir anlamı olup olmadığına ilişkin Sağlık Bakanlığı’na CİMER üzerinden soru yönelttik. Henüz yanıt gelmedi, gelen yanıtla birlikte bizim yürüttüğümüz araştırma da başka bir haberin konusunu oluşturacak.
Tablodaki çarpıcı bir diğer nokta; AIDS evresine gelen kişi sayısının yükseliş eğilimi. Bu artış, tanının hâlâ yeterince erken konulamadığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle, birçok kişi HIV taşıdığını yıllarca bilmiyor ve virüs ancak bağışıklık sistemi ciddi şekilde zayıfladıktan sonra tespit edilebiliyor. Dolayısıyla tablo, uzmanların sürekli vurguladığı gerçeği doğruluyor: Türkiye, tedaviye erişimde güçlü bir noktada olsa da asıl zorluk hâlâ test ve tanıya ulaşmakta.
Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Altuntaş Aydın, HIV’in küresel ölçekte hâlâ devam eden bir pandemi olduğunu belirterek, “HIV enfeksiyonu 1980’lerin başında tanımlandı. Daha sonra testler geliştirilince yalnızca Amerika’da değil, dünyanın pek çok yerinde görüldüğü anlaşıldı. Bu aslında bir pandemiydi ve hâlâ devam ediyor” dedi.
Türkiye özelinde ise 2013’ten itibaren tanı sayılarında dikkat çekici bir artış meydana geldiğini ifade eden Aydın, “Günümüze kadar yaklaşık 8 ila 10 katlık bir yükselişten söz edebiliriz” diye konuştu.
Tedaviye erişimde önemli ilerlemeler sağlandığını vurgulayan Aydın, “HIV ile yaşayan bir kişiye tedavi başlarsak ve kişi düzenli şekilde ilaçlarını kullanırsa virüs kontrol altına alınıyor. Altı ay boyunca tedavisine devam eden bireyde virüs baskılanıyor, bu durumda cinsel yolla bulaş söz konusu olmuyor” dedi.
Ancak asıl sorunun tanıya erişim olduğunu belirten Aydın, “Tanı alan kişilerin yüzde 90’ından fazlasına tedavi veriyoruz ve bu alanda oldukça iyiyiz. Ama ilk basamakta, yani tanıda çok kötüyüz. Şu anda tanıda yüzde 50 civarındayız. Bu oranı artırmak için testin önündeki engelleri kaldırmamız, farkındalığı ve eğitimi güçlendirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de HIV’in en büyük engellerinden biri, toplumda hâlâ konuşulamıyor olması. Cinsellik, LGBTİ+ kimlikler, göçmenlik ve madde kullanımı gibi konular tabu oldukça, bir kesimle özdeş algılanan HIV de tabu olarak kalıyor. Uzmanlara göre toplumdaki bu yanlış algı, test oranlarının düşük kalmasının da en önemli nedeni.
Kaos GL’den Defne Güzel, HIV’in konuşulamamasının aynı zamanda hak mücadelesini de zorlaştırdığını belirterek, “HIV konuşmak, bir tabu. Çünkü HIV konuşmak demek, cinselliği konuşmak demek, LGBTİ+ olmayı, madde kullanımını, göçmenliği konuşmak demek. Bunlar olmadan HIV konuşulamıyor. Bu yüzden toplum bilgilendirilemiyor, farkındalık kampanyaları da çok kısıtlı kalıyor” dedi.
Güzel, özellikle göçmenlerin tedaviye erişimde ciddi engellerle karşılaştığını vurguladı. “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için ilaca erişim görece daha mümkün. Ama kayıtsız göçmenler hiçbir koşulda ilaca ulaşamıyor. Bu, insanları ölüme terk etmek demek. Kayıtlı göçmenler tanıyı Türkiye dışında aldıysa tedaviye ulaşamıyor. Bu doğrudan yaşam hakkı ihlali” diye konuştu.
HIV’in yalnızca tıbbi değil aynı zamanda sosyal bir mesele olduğunu kaydeden Güzel, “Herkesin güncel ilaca erişebilmesi gerekiyor. Bu bir insan hakkı. HIV’le yaşayan kişiler, tedaviye başladığında kısa sürede sonuç alınabiliyor” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de HIV alanında çalışan örgütler, hem doğru bilgilendirme hem de danışmanlık hizmetleriyle kritik bir boşluğu dolduruyor. Sağlık Bakanlığı’nın resmi bilgilendirmesinin sınırlı kaldığı noktada, sivil toplum kuruluşları HIV ile yaşayan bireylerin en önemli başvuru kapısı haline geliyor.
Pozitif-iz Derneği’nden Önder Bora, derneklerin toplumsal bilinç oluşturmadaki önemine dikkat çekti. Bora, “Biz Türkiye’de üç derneğiz; Pozitif-iz Derneği, Kırmızı Kurdele ve Pozitif Yaşam Derneği. İnsanlar internet sayfalarımıza girerek HIV’in nasıl bulaştığını, nasıl bulaşmadığını öğrenebilir. Aynı zamanda bir destek hattımız ve sosyal medya kanallarımız var, buradan da bize ulaşmak mümkün” dedi.
Ancak Bora’ya göre sorun sadece bilgi eksikliğinden ibaret değil. HIV hâlâ ağır bir tabu olarak görüldüğü için insanlar test olmaktan kaçınıyor. Bu noktada devletin sorumluluğuna dikkati çeken Bora, “Toplumu bilgilendirme ve farkındalık kampanyaları çok kısıtlı. Çünkü konu eninde sonunda cinselliğe geliyor. Bu açıkça konuşulmadıkça hep birileri dışarıda kalıyor” diye konuştu.
Bora, HIV testi yaptırmak isteyenlerin tereddüt yaşadıklarını; ifşa edilmekten, işlerini kaybetmekten ya da sosyal çevrelerinde damgalanmaktan korktuklarını söyledi. Bora, “HIV testi, toplumda bir utanç ya da risk gibi algılanıyor. Bu korku aşılmadıkça insanlar tanıya ulaşmıyor. Bizim işimiz, bu korkuyu azaltacak doğru bilgiyi ulaştırmak” dedi.
Sivil toplumun çabalarının tek başına yeterli olamayacağını vurgulayan Bora, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz elimizden geleni yapıyoruz ama devletin bu alanda çok daha aktif olması gerekiyor. HIV bir sağlık meselesi ve bunu yalnızca birkaç derneğin sırtına bırakmak mümkün değil. Eğer toplum HIV’i konuşabilirse, korku ve önyargılar azalır.”
Resmî veriler, uzmanların ve aktivistlerin ağız birliği ettiği görüşün altını çiziyor; Türkiye, HIV ile mücadelede tedaviye erişimde güçlü, tanıya ulaşmada zayıf bir tabloya sahip.
Bu çelişki, istatistiklerde açıkça görülüyor. HIV ile yaşayan binlerce kişi, testin önündeki engeller nedeniyle ya çok geç evrede tedaviye başlayabiliyor ya da hiç tanı alamadan hayatını kaybediyor.
Sorunun temelinde yalnızca sağlık sistemi değil, toplumsal kaygılar da var. Damgalama, ifşa korkusu, mahremiyet kaygısı gibi bariyerler, HIV’in yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda sosyal bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.
Kayıtsız göçmenlerin ilaca erişememesi, sağlık hakkının doğrudan ihlali anlamına geliyor ve toplumun en kırılgan kesimlerini ölüm riskiyle baş başa bırakıyor.
Oysa bilim başka bir yol sunuyor: HIV, düzenli tedaviyle baskılanabiliyor. Altı ay boyunca tedaviye devam eden bir bireyin virüsü belirlenemeyen seviyeye iniyor ve cinsel yolla bulaş riski ortadan kalkıyor. Bu, “Belirlenemeyen = Bulaştırmayan (B=B)” ilkesiyle tüm dünyada kabul edilen bilimsel bir gerçek.
Bulaşıcı olması nedeniyle sadece bireysel değil halk sağlığı açısından önem taşıyan HIV ile mücadele, korku ve önyargıların değil; doğru bilginin, erken tanının ve eşit tedavi erişiminin konusu olmalı.
Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’nin önünde açık bir görev duruyor: HIV’i tabu olmaktan çıkarmak, anonim ve erişilebilir test imkanlarını yaygınlaştırmak, göçmenler dahil herkesin ilaca ulaşabilmesini sağlamak ve sağlık çalışanlarını ayrımcılıkla mücadele konusunda güçlendirmek. Ancak bu adımlar atıldığında, HIV’le yaşayan bireylerin sağlıklı bir yaşam sürmesi ve salgının görünmez şekilde büyümesinin önüne geçilmesi mümkün olacak.
Bu haber, Avrupa Birliği finansal desteği ile üretilmiştir. Haberin içeriği tamamıyla İbrahim Türk’ün sorumluluğu altındadır ve hiçbir durumda Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.
1
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6355 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
6324 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6101 kez okundu
4
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4844 kez okundu
5
Türkiye’de mülteciler ve geri göndermeler
4479 kez okundu
6
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4452 kez okundu
7
Kadının soyadı düzenlemesi ve online satılan dini nikah cüzdanı
4402 kez okundu
1
Orman yangını, atık havuzdaki suyla mı söndürüldü?
5564 kez okundu
2
Türkiye’de eğitimin son 22 yılı; devrim mi, çöküş mü?
3696 kez okundu
3
“Yapay zekâ, araştırmacı gazeteciliğin yerine geçemez”
3640 kez okundu
4
2025’te neredeyiz? Sürdürülebilir Kalkınma Raporu yayımlandı!
3504 kez okundu
5
Çocuk işçiler ölüme sürükleniyor
2646 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.