DOLAR 43,3052 0.06%
EURO 50,8377 0.15%
ALTIN 6.774,342,37
Ankara

KAPALI

Bazen teslim olmak bir lükstür… Suriyeli kadın gazetecilerin görünmeyen meslek mücadelesi

Bazen teslim olmak bir lükstür… Suriyeli kadın gazetecilerin görünmeyen meslek mücadelesi

Türkiye’de kadın gazeteci olmanın zorlukları bir yana hem Suriyeli hem kadın hem de gazeteci olmak çok daha ağır bir mücadeleyi gerektiriyor.

ABONE OL
26 Ağustos 2025 16:29
Bazen teslim olmak bir lükstür… Suriyeli kadın gazetecilerin görünmeyen meslek mücadelesi
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Kinem Hazal Tanyeri

Suriye’de 13 yıl önce başlayan savaşın ardından, bugün üç Suriyeli kadın gazetecinin yaşadıklarına tanıklık ediyoruz. Savaşın etkileriyle birlikte mesleklerini nasıl sürdürdüklerini anlatıyorlar.

Peki, görünmeyen bu meslek mücadelesinde Suriyeli kadın gazeteci olmak ne demek? Bu sorunun yanıtını ararken görüştüğümüz Suriyeli kadın gazeteciler; ayrımcılıkla, yasal engellerle ve görünmezlikle mücadele ettikleri bir meslek pratiğini paylaşıyor.

Suriye’de 13 yıldır süren iç savaş, savaştan kaçıp ülkemize sığınan Suriyeli mültecilerin sesini başka zorluklar üzerinden yeniden duyuruyor. Suriyeli olmak, kadın olmak ve gazeteci olmak…

Bu üçlü kimlikle Türkiye’de yaşamlarını sürdüren Suriyeli kadın gazeteciler Danah Sakbani, Alaa Amer ve Abir Naseah ile konuştuk. Aynı zamanda Göç ve Medya Derneği Direktörü Dilek İçten‘in de görüşlerine başvurduk.

Dil, kimlik ve yasa: Çalışma hayatını sınırlayan üç engel

Gazeteci Danah Sakbani’ye göre Türkiye’deki Suriyeli kadın gazeteciler’in karşılaştıkları zorluklardan biri, geçici koruma belgesine sahip olmaları. Yaşadıkları şehrin dışına çıkamamaları gazetecilik mesleğini engelleyen bir durum yaşatıyor. Sakbani bu konuda şunları söylüyor:

‘’Karşılaştığım zorluklardan biri de geçici koruma belgesine sahip olmamdı. Çünkü bu belge yaşadığım şehrin dışındaki faaliyetlere katılmamı engelliyordu ve yaşadığım şehrin dışında bir işte çalışmamı engelliyordu. Bana birden fazla iş teklif edildi ancak geçici koruma belgem olduğu için reddedildim. Türkiye’de geçici koruma belgesi sahibi Suriyeli gazetecileri koruyan yasal düzenlemelerin olmaması. Hamile bir kadın olarak, doğum iznini kolayca elde edemedim. Her zaman kısıtlamalar ve zorluklar vardır ve sadece doğum izni almak istedikleri için iş fırsatı elde edemeyen birçok kadın vardır. Yasalar kapsamında bize tatil veya izin hakkı tanıyan bir düzenleme bulunmuyor. Ayrıca biri hakkında dava açmak da çok zor; çünkü hem maddi olarak çok maliyetli hem de manevi olarak yıpratıcı.’’

Danah Sakbani

Hem Suriyeli hem kadın hem gazeteci olmak…

Sakbani, kadın bir gazeteci olarak çalıştığı her kurumda ciddi ayrımcılığa maruz kaldığını şöyle anlatıyor:

“Kadın olduğum için çalıştığım kurumların çoğunda daha düşük maaş aldım. Yıllarca sunuculuk yaptım. Yeni gelen biri, benim yıllardır çabalayarak ulaştığım maaşı kolayca aldı. Ben sunucuydum, o ise editördü. Habercilik sürecinde bile kadınlar daha çok sorgulanıyor. Müdüre sunulan bir haber fikri ya da tamamlanmış bir içerik, bir erkekten gelmişse hemen kabul ediliyor. Ama kadın gazeteciler aynı şeyi sunduğunda yeterince iyi olmadıkları düşünülüyor.” Sakbani ayrıca Suriyeli kadın gazetecilere uygulanan ayrımcılığın, yalnızca cinsiyetten olmadığını vurguluyor:

“Suriyeli gazetecilere genellikle farklı davranılıyor, özellikle kadın olanlara daha fazla ayrımcılık uygulanıyor. Vatandaşlık önemli bir fark yaratıyor. Eğer Avrupalıysan profesyonel muamele görüyorsun. Ama Suriyeliysen ayrımcılığa uğruyorsun. Başörtüsü bile ayrımcılık nedeni olabiliyor; başörtülüysen saygı gösterilen bir yerde çalışmak farklı, değilse ve dini hassasiyeti olan bir kurumdaysan bambaşka bir zorluk yaşıyorsun.”

“Kabul görmeme endişesi hep içimde vardı”

Gazeteci Alaa Amer, meslek hayatı boyunca yalnızca Arap medya kuruluşlarında çalışabildiğini, bunun nedeninin ise Türkiye’deki medya ortamına dair duyduğu güvensizlik olduğunu şöyle anlatıyor:

“Şimdiye dek sadece Arap medya kuruluşlarında çalıştım. Bu ortamlarda kendimi daha güvende ve anlaşılmış hissettim. Çünkü Türk medya kuruluşlarına başvurma cesaretini bile kendimde bulamadım. Yabancı, özellikle de Suriyeli bir kadın gazeteci olarak kabul görmeme endişesi hep içimde vardı. Bu korku, başvurularımı sınırlandırdı ve beni daha çok Arapça yayın yapan kurumlara yönlendirdi. Ancak burada da fırsatların oldukça sınırlı olduğunu gördüm. Bu yüzden çoğunlukla serbest (freelance) gazeteci olarak çalışmak zorunda kaldım.”

Alaa Amer

“Habere imza atmak, hem cesaret hem de kimlik mücadelesiydi”

Amer, Suriye’de yaptığı haberler nedeniyle karşılaştığı güvenlik tehdidinin, ülkesine bir daha dönememek gibi ağır bir bedeli olduğunu şu sözlerle anlatıyor:

“Esad rejimi döneminde, muhalif makaleler ve raporlar yazdığım için ciddi güvenlik tehditleriyle karşılaştım. Özellikle devrimin ilk yıllarında, Şam’da bulunduğum dönemde, Sednaya Hapishanesi’ndeki tutukluların hikâyelerini belgeleyen ilk gazetecilerden biriydim. Bu nedenle, yazılarımı takma adla yayımlamak zorunda kaldım.

Ancak zamanla, kendi ismimle yayımlanmayan bu çalışmalar nedeniyle görünmez hissediyordum. Türkiye’ye geldikten sonra kendi adımla yazmaya karar verdim. Bu benim için hem bir cesaret adımıydı hem de kimliğimi yeniden sahiplenme mücadelesiydi.”

Ancak bu kararın ağır bir bedeli oldu:

“Ülkeme dönememek ve ailemi ziyaret edememek zorunda kaldım. En zor kısmı ise aileme yönelik duyduğum sürekli endişeydi. Çünkü rejim, benim faaliyetlerimin bedelini onlara ödetebilirdi.”

“Suriye’de kadınların dışlanmasına tanık oluyoruz, endişe verici”

Amer, Suriye’deki kadın gazetecilerin geleceğine dair duyduğu kaygıyı şu sözlerle dile getirdi:

“Bugün Suriye’de, kadınların kamusal hayattan dışlanmasına ve rollerinin giderek marjinalleştirilmesine tanık oluyoruz. Bu durumun, gelecekte kadın gazetecilerin statüsü üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratacağından endişeliyim. Kadınların sesinin her geçen gün daha az duyulduğu bir ortamda, gazetecilik gibi kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğu taşıyan bir alanda kadın varlığının azalması büyük bir kayıptır.

Bu yalnızca temsiliyet değil; anlatımın, bakış açısının ve duygusal derinliğin çeşitliliği açısından da büyük bir eksiklik olur.”

“Bazen teslim olmak lükstür. Bizim için teslim olmak; ölüm demekti”

Kadın gazetecilerin varlığının hem Suriye’de hem de diasporada desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Amer, “Kadın gazeteciler desteklenmezse, medya alanı tek sesli ve tek yönlü hale gelir. Bu da yalnızca bugünü değil, toplumsal hafızayı da tahrip eder” dedi.

Ve sözlerini şu şekilde noktaladı: “Bazen teslim olmak bir lükstür. Ben ve diğer Suriyeli kadınlar, savaş yıllarında bu lükse sahip değildik. Çünkü teslim olmak, ölüm demekti.”

“Suriyeliysen, ne yazık ki her an ayrımcılığa maruz kalabiliyorsun”

Bir diğer Suriyeli kadın gazeteci Abir Naeseh, Türkiye’de gazetecilik yaparken yaşadığı çok yönlü ayrımcılığı şu sözlerle anlattı:

“Bir kere Suriyeliysen, Türkiye’de ne yazık ki her an, her yerde ayrımcılığa maruz kalabiliyorsun. Bazen doğrudan yaşamasan bile, bu olasılığın sürekli zihninde olması, inanılmaz yıpratıcı bir tedirginlik yaratıyor. Gazetecilik yaparken farklı gruplardan gelen katmanlı ayrımcılıklara maruz kaldım. Üstelik bu gruplar birbirine tamamen zıt görüşlere sahipti. Örneğin, mültecileri savunduğumda ya da Esad rejimini eleştirdiğimde, Türkiye’deki bazı muhalif çevreler beni dışladı. Hatta mezhepçi sorgulamalara bile maruz kaldım.
Öte yandan, Suriye’deki azınlıklara yönelik saldırıları haberleştirdiğimde ise rejim yanlısı gruplar beni hedef aldı. ‘Esad halkına zulmederken neredeydin?’ diye hesap sordular.”

Abir Naeseh

“İki kutbun ortasında; adalet ve hakikat var”

Naeseh, iki farklı uçtaki grubun da saldırılarına rağmen mesleğinden vazgeçmediğini belirtti: “Mesleğimi icra ederken bu iki kesimin sürekli hedefi oldum. Ama hiçbir zaman geri adım atmadım. Çünkü şunu biliyordum; ‘İki kutbun birden nefretini topladıysan, bil ki tam ortasında, doğruda, adalette ve hakikatte duruyorsun.’”

“Bu denli güvensiz bir ortama kim döner!”

Mevcut koşullarda Suriye’ye dönmenin hem kendi güvenliği hem de mesleğini sürdürebilmesi açısından mümkün olmadığını vurgulayan Naeseh, şöyle devam etti:

“Hayır, şu anki şartlarda Suriye’ye dönmeyi düşünmüyorum. Mesleğimi ülke dışında sürdürmenin hem kendi güvenliğim hem de ülkem için daha faydalı olacağına inanıyorum.
Suriye’de yönetim değişiminin üzerinden yedi ay geçti. Bu süreçte, bağımsız gazeteciler de dahil olmak üzere herkesin güvenliğinin nasıl tehdit altında olduğunu hepimiz gördük.
Örneğin, sahil katliamlarının yaşandığı dönemde, gazetecilerin bölgeye girebilmesi için aylarca izin verilmedi. Ülkede silahlar kontrolsüz şekilde yayılmış durumda; her an kimliği belirsiz bir kişi tarafından öldürülebilirsin. Hele ki gazetecilik yapıyorsan ve yönetime karşı haberler yazıyorsan, başına her şey gelebilir. Ne gerçek anlamda bir denetim var ne de cezalandırma. Son aylarda Suriye’nin birçok bölgesinde insanlar öldürüldü, kadınlar kaçırıldı, fidye istendi ya da mezhebe dayalı cinayetler yaşandı.”

Naeseh, “Bu denli güvensiz bir ortama kim döner? Hele ki çocukların varsa, onları böyle şartlara kendi ellerinle nasıl götürebilirsin?” dedi.

“Suriyeli kadın gazeteciler çok daha fazla hedef alınıyor”

Medya ve Göç Derneği Direktörü Dilek İçten, Suriyeli kadın gazetecilerin yaşadığı zorlukların toplumsal ve yapısal baskılarla katmanlaştığını belirtti:

“Her medya ekosisteminde olduğu gibi, Suriye medyasında da kadın gazetecilerin en çok karşılaştığı engellerin başında cinsiyete dayalı eşitsizlik, ayrımcılık ve cam tavan geliyor.
Bu engeller nedeniyle Suriyeli kadın gazeteciler, hem sektöre girişte hem de meslek içindeki pozisyonlarında ve çalışma koşullarında çifte standartla karşı karşıya kalıyor.Bu durum, onları olağanüstü bir performans sergilemeye ve sürekli yetkinliklerini kanıtlamaya zorluyor.”

İçten’e göre Suriyeli kadın gazeteciler yalnızca sektör içi eşitsizliklerle değil, aynı zamanda toplum kaynaklı baskılarla da baş etmek zorunda: “İzleyici kaynaklı toplumsal baskı, nefret söylemi, hedef gösterme ve linç girişimleri de Suriyeli kadın gazetecilerin erkek meslektaşlarına göre çok daha fazla deneyimlediği problemler olarak öne çıkıyor.”

“Suriyeli gazeteciler, siyasi ve ekonomik baskı altında” 

‘’Türkiye’de faaliyet gösteren medya kuruluşları ve Suriyeli gazeteciler pek çok siyasi ve finansal baskıyla mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Özellikle seçim dönemi sonrasında radikal biçimde yükselen mülteci karşıtlığı ve nefret söylemiyle birlikte, bu süreci takiben gazetecilere yönelik artan soruşturmalar ve sınır dışı yaptırımları, Suriye medyasında ifade özgürlüğü pratiğinin ciddi biçimde kısıtlanmasına yol açtı.

Diğer bir yandan, Türkiye’deki ekonomik krizle birlikte yükselen maliyetler, bağımsız medyaya olan finansal desteklerin daralması gibi nedenler de hem kurumsal hem bireysel ölçekte gazeteciliğin sürdürülebilmesi için aşılması zor engeller yaratıyor.’’

“Suriyeli kadın gazetecilere dair ne yazık ki veri yok”

Suriyeli kadın gazetecilerin sayısına dair bir veri bulunmadığını vurgulayan İçten, bu eksikliğin nedenlerini şöyle açıkladı:

“Medya ve Göç Derneği olarak ne yazık ki Suriyeli kadın gazetecilerin sayısına dair elimizde somut bir veri yok. Zaten Türkiye’de mülteci ve göçmenlere dair kamu verileri medya alanını kapsamıyor ve bu yönde bir eğilim de bulunmuyor. Bu alanda bağımsız bir araştırma yürütülmediği sürece, güvenilir ve kapsamlı verilere ulaşmak mümkün değil.”

İçten sahadan veri toplanmasının, yapısal engellere de takıldığını ekledi:         “Türkiye’de Suriyeli gazeteciler tarafından kurulan birçok medya kuruluşu olmasına rağmen, bu kurumlar yayın lisansı ve gazetecilerin çalışma izinleri konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyor.
Bu kısıtlamalar nedeniyle gazeteciler ya kayıt dışı çalışmak zorunda kalıyor ya da mesleklerini freelance/bağımsız olarak sürdürüyorlar. Bu koşullar altında sadece sınırlı kapsamlı veri tespit çalışmaları yapılabiliyor; dolayısıyla genel istatistiklere ulaşmak şu an için mümkün değil.”

Görünür olmak, çözüm için atılacak ilk adım…

Suriyeli kadın gazetecilerin yaşadıkları sorunların anlaşılması, bir çözüm ve politika üretilebilmesi için önce görünür olması lazım. Ne yazık ki henüz ne istatistiklerde ne de sahada görünür değiller.

Sektörde kendine yer bulmakta çok zorlanan Suriyeli Kadın gazetecilerden çalışabilenler de büyük ölçüde serbest (freelance) iş yaptığı ve/veya geçici koruma statüsünde olduğu için sayısal verilere yansımıyor.

Kendileri görünmez olsa da Suriyeli kadın gazetecilerin deneyimleri; yaşadıkları ayrımcılık ve savaşın etkileriyle birlikte, zorlu bir mesleki mücadeleyi gözler önüne seriyor.

Danah Sakbani, Alaa Amer ve Abir Naeseh’in hikâyeleri yalnızca bireysel değil, aynı zamanda yapısal ve politik bir soruna, derin bir mücadeleye işaret ediyor.

Teslim olmanın bir lüks olduğu bu mücadelede, Suriyeli kadın gazeteciler, her şeye rağmen mesleklerine sahip çıkmaya; kendilerinin ve toplumun sesini duyurma çabasına devam ediyor.

Bu haber, Avrupa Birliği finansal desteği ile üretilmiştir. Haberin içeriği tamamıyla Kinem Hazal Tanyeri’nin sorumluluğu altındadır ve hiçbir durumda Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.