DOLAR 32,5785 0.19%
EURO 35,0036 0.31%
ALTIN 2.438,120,13
Ankara
27°

AÇIK

Avrupa Parlamentosu’nda sağ rüzgarlar ve Türkiye
  • 9.Köy
  • Gündem
  • Avrupa Parlamentosu’nda sağ rüzgarlar ve Türkiye

Avrupa Parlamentosu’nda sağ rüzgarlar ve Türkiye

Avrupa Parlamentosu seçimleri 6-9 Haziran 2024’te yapılacak. Kamuoyu yoklamalarına göre popülist ve radikal sağ partilere destek artıyor. Sağ kanadın muhtemel zaferi, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile olan ilişkilerini nasıl etkiler? Soruya, İktisadi Kalkınma Vakfı Genel Sekreteri Çiğdem Nas ve Bağımsız Araştırmacı Ayşe Yürekli yanıt verdi.

ABONE OL
3 Haziran 2024 18:58
Avrupa Parlamentosu’nda sağ rüzgarlar ve Türkiye
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Ahmetcan Uzlaşık / Kapak Fotoğrafı: DepoPhotos

Avrupa Parlamentosu seçimleri 6-9 Haziran tarihlerinde yapılacak. Avrupa “Muhafazakarlar ve Reformcular” ile “Kimlik ve Demokrasi” gruplarının anketlerdeki yükselişi AB’nin gelecekteki politikasını önemli ölçüde etkileyebilir.

Avrupa Parlamentosu’nun Avrupa Birliği’nin yetki alanına giren tüm konularda ortak yasa koyucu olarak hareket ettiğini ve AB bütçesinin onaylanmasında ve Avrupa Komisyonu’nun gelecekteki mimarisinin şekillendirilmesinde de söz sahibi olduğunu belirten Bağımsız Araştırmacı Ayşe Yürekli, “Avrupa Parlamentosu’nda yaşanacak bir sağa kayma, başta genişleme ajandası olmak üzere yeşil dönüşüm, Gümrük Birliği modernizasyonu, vize kolaylığı gibi birçok meselede Türkiye ile ilişkileri etkileyebilir” dedi.

Statüko güç kaybediyor

Avrupa Parlamentosu’ndaki “Büyük Koalisyon” olarak adlandırılan pro-AB’ci S&D (merkez sol) ve EPP (merkez sağ) yayınlanan anketlerde güç kaybederken statükoya meydan okuyan ECR ve ID gibi sağ populist/aşırı sağ partiler güç kazanıyor. Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı nedeniyle artan yaşam maliyeti, artan göç ve çiftçiler arasındaki hoşnutsuzluk bu partilere olan desteği geçtiğimiz dönemde büyük oranda arttırdı.

Ayşe Yürekli; Avrupa Halk Partisi’nin, Avrupa Parlamentosu’ndaki en büyük grup olma konumunu koruması söz konusu olsa da merkezdeki erimeden ötürü muhafazakar sağ ECR ile iş birliğine tümüyle kapıları kapatmadığını belirtti.

Ayşe Yürekli

“Türkiye’ye karşı yapıcı olmayan tutumlar olabilir”

Bağımsız araştırmacı Yürekli, yeni seçilecek Avrupa Parlamentosu ve takiben Avrupa Komisyonu’nun 2024-2029 dönemine ilişkin stratejik gündemi belirleyeceğini ve her hâlükârda Türkiye’deki demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar konularındaki ilerlemelerin, AB ile ilişkilerde belirleyici olmaya devam edeceğini ifade etti. Yürekli ayrıca, “Türkiye, Kopenhag siyasi kriterlerinden uzaklaştıkça veya bu alanlarda net somut adımlar atmadıkça Avrupa Parlamentosu’ndaki merkez partilerin de zaten sınırlanan güçleriyle Türkiye lehine bir pozisyon geliştirmesini beklemek saflık olur. AP’deki muhafazakar ve aşırı sağcı grupların Türkiye’ye karşı yapıcı olmayan tutumları dolayısıyla önümüzdeki yasama döneminde Türkiye’ye değecek daha da olumsuz kararlara imza atılabilir. Yine de ekonomik ve stratejik çıkarlar ve jeopolitik realiteler göz önüne alındığında, ucunda üyelik hedefini içermemek kaydıyla, bazı noktalarda sınırlı ve pragmatik ilerlemeler söz konusu olabilir” değerlendirmesini yaptı.

“Aşırı sağın blok olarak hareket etmesi zor”

İktisadi Kalkınma Vakfı Genel Sekreteri Çiğdem Nas ise aşırı sağın güç kazansa da kendi içindeki ayrışmalar sebebiyle tek bir blok halinde hareket etmesinin zor olduğunu, bu sebeple de gücünün sınırlı kalabileceğini söyledi.

Almanya’nın güçlü aşırı sağ partisi “Almanya için Alternatif”, kısa süre önce Avrupa Parlamentosu’ndaki “Kimlik ve Demokrasi” grubundan ihraç edilmişti.

Çiğdem Nas

“İlerici politikalarda sorunlara yol açabilir”

İKV Genel Sekreteri Çiğdem Nas, “Yeşil mutabakat özelinde bugüne kadar birçok önemli mevzuat AP’den geçmiş durumda. Ancak bu mevzuatın revize edilmesi, güçlendirilmesi ya da eklemeler yapılması gerektiğinde iklim konusunda yeni adım atmak istemeyen bir çoğunluğun olması olumsuz etkileyecektir” diye konuştu.

“Vize gibi konularda bir veto oyuncusu olabilir”

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile katılım müzakerelerinde açma/kapama veya askıya alma yetkisinin olmadığını söyleyen Nas, AB Konseyi’nin bu bağlamda belirleyici olduğunu aktardı. Yine de Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye gibi ülkelerle ilişkilerde önemsiz olmadığını, AP Türkiye Raportörünün her yıl ülke raporu hazırladığını ve tavsiyelerde bulunduğunu, AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonunun AP kanadını seçtiğini ve aday ülkelerin AB bütçesinden aldığı paylarda söz sahibi olduğunu aktardı.

AP’nin Ankara-Brüksel ilişkilerinde etkisi hakkında da değerlendirmelerde bulunan Nas şunları söyledi: “Olası bir üyelikte katılım anlaşmalarının AP onayından geçmesi gerekir. Sadece üyelikte değil AB ile imzalanacak örneğin yenilenmiş bir Gümrük Birliği kararı olsa dahi yine 1995’te olduğu gibi AP onayına sunulması gerekir. Vize serbestliği sürecinde de Türkiye’nin tüm kriterleri tamamlaması sonrasında Konsey ve AP’nin onayı gerekecektir. Yani tek başına belirleyici aktör olmasa da bir veto oyuncusu olarak görev yapabilir. Aldığı tavsiye kararları ile genel kamuoyu atmosferini etkileyebilir ve Türkiye-AB ilişkilerinde yeni opsiyonlar veya sınırlamalar oluşturarak ilişkilerin şekillenmesinde etkili olabilir.

“Türkiye’nin üyeliğine karşılar”

Avrupa Parlamentosu’nun bugüne kadar Gümrük Birliği modernizasyonu ve vize kolaylığı gibi gündemdeki konularda insan hakları ve hukukun üstünlüğü hassasiyetini öne koyduğunu belirten Nas, aşırı sağ partilerin bu hassasiyette olmayacağını belirtti. Bu partilerin ekonomik çıkarını ilgilendiren konularda daha pragmatik olabileceklerini fakat vize serbestisi gibi mevzularda tavizsiz olacağını ifade etti.

Nas, sağ populist/aşırı sağ partilerin Türkiye’ye bakışlarının büyük ölçüde göçmenlerin Avrupa sınırları dışında tutulması, Suriyeliler ve yeni göç akınlarının önlenmesi, geri kabul sisteminin çalıştırılması gibi alanlarda olduğunu aktardı. Nas şunları da dile getirdi: “Türkiye ile ilişkileri sınırlı tutup mümkün olduğunca ticaret, göç ve geri kabul gibi konular ile sınırlayabilirler. Ayrıca Avrupa güvenliği ve enerji güvenliği gibi alanlarda çıkara dayalı bir iş birliği öngörebilirler. AB’nin dış ve güvenlik politikasına yaklaşımları da farklı. Örneğin, Le Pen Rusya ile daha yakınken Meloni’nin Ukrayna Savaşı’nda Rusya’ya karşı sert bir tutum içinde olduğunu görüyoruz. Türkiye ile güvenlik alanındaki iş birliğini de Avrupa güvenlik kimliğine bakışları belirleyecektir.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.