Ata Uysal Özen / Kapak Fotoğrafı: DepoPhotos
Türkiye’de “Her ile bir üniversite” politikasının hayata geçirilmesi ile Türkiye’de üniversite sayısı son 40 yılda hızla arttı. Ancak buna paralel olarak, “diplomalı işsiz” sayısı da katlanarak yükseldi. Talebin üzerindeki artış nedeniyle, diplomanın reel değerinin düşmesiyle birlikte Türkiye’de bir “akademik enflasyon” yaşanıyor. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) verilerine göre, Türkiye’de üniversite sayısı son 40 yılda 28’den 208’e yükseldi. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) “Bir Bakışta Eğitim 2024” Raporu’na göre ise üye ülkelerin 18-24 yaş aralığında istihdam ve eğitimde yer almayan genç ortalaması yüzde 13,7’yken, Türkiye’de bu oran yüzde 31,1. Türkiye’deki “akademik enflasyonun” nedenleri ve çözüm önerilerini alanında uzman akademisyenlere sorduk.

Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Altuğ Yalçıntaş, bu durumu “akademik enflasyon” kavramı ile açıklıyor. 9. Köy’ün sorularını yanıtlayan Yalçıntaş, üniversite sayısındaki artışı, “Her ile bir üniversite” politikasıyla başlayan sürece bağlıyor. Bunun bir “eğitim değil, iktisat politikası” olduğunu belirten Yalçıntaş, diploma arzının, talebin çok üzerinde arttığına dikkat çekti: “Nasıl bir ekonomide, kapalı bir ekonomi olsun teknik olarak konuşalım; para basarsan o ekonomiye enflasyon baskısı yaratırsın. Yani paranın değeri, reel değeri düşer. Diploma konusunda da durum farklı değil. Senin işe girmeni kolaylaştırıyor mu? Hayır. Reel olarak değeri düştüğü akademik enflasyona neden oluyor.”
Yalçıntaş, Türkiye’deki sorunun zeki insan sorunu değil, zeki insanların istihdam edilmesindeki koşullar olduğunu belirtti: “E ne yapıyor kişi o zaman? Birazcık zorluğa katlanıp Almanya’ya, İngiltere’ye, Amerika’ya, başka bir ülkeye göçüyor.”
Temel sorunun ekonomik olduğunu ve Türkiye’de nitelikli çok insan olduğuna dikkat çeken Yalçıntaş, “Ancak Harvard ile yarışacak kurum üretilemiyor. Bunu yapabiliriz ama bunun yol, ‘her ile bir üniversite’ politikası değil. Akademik enflasyonu körükleyecek politikalarla olmayacağı aşikâr.” dedi.

Kemal Büyükyüksel
Koç Üniversitesi Öğretim Görevlisi Kemal Büyükyüksel de “Her ile bir üniversite” politikasını eleştirdi. Bu politikanın başarısız olduğunu ve aldığı eğitimle beklentileri uyuşmayan bir genç nesil yaratıldığını belirten Büyükyüksel, eğitim politikalarının istihdam politikalarıyla eşgüdümlü ilerlemediğine dikkat çekti:
“Ne istihdamda ne de eğitimde yer almayan çok fazla genç var. Artık mesele üniversiteye giremediği için iş bulamıyor meselesi değil. Bunu karşılayacak bir talep yok. Herkes yüksek eğitim alabilme hakkına sahip olmalı, hatta ücretsiz olmalı. Ancak buna sahip olmanın yolu herkese bir tane kağıt parçası vermek değil. Gerçekten onun altını doldurmak.”
Üniversite özerkliğinin bilimsel üretim faaliyetleri için önemini vurgulayan Büyükyüksel, eğitimde nitelik artışı için özgün düşünceye olan toleransın artırılması gerektiğine işaret etti.
Eğitim politikalarının yalnızca sermaye hareketliliğine yönelik oluşturulmaması gerektiğini söyleyen Büyükyüksel, eğitimin kendi başına bir değeri olduğunu belirterek, şu önerilerde bulundu: “Üniversitelerin hangi bölgelerde olduğuna göre bakarak, o bölgelere özel eğitim programları ile bölümler tasarlanabilir. Sonuçta her bölgede farklı bir doku var. Ekonomik, kültürel ve tarihsel olarak
farklı faaliyetler var. Örneğin Almanya’nın güneyindeki üniversitelerde inanılmaz bir otomotiv sektörü etkisi var. Bunlarla iç içe olarak gelişmiş bir üniversite ve mühendislik kültürü var. Sadece doğa bilimleri değil sosyal bilimler açısından da böyle. Türkiye’de de bu dinamiklerin hesaba katılması gerekiyor.”

İbrahim Berkan Karataş
Marmara Üniversitesi Doktora Araştırmacısı İbrahim Berkan Karataş ise okul sayılarındaki arttığını ancak “Niceliksel artışın, nitelik artışı anlamına gelmediğine” dikkat çekti. “Her ile bir üniversite” projesinin altında, “sermaye hareketliliğini artırma” hedefinin yattığını savunan Karataş, “Özellikle teknik okullar eleştirel düşünceden ziyade o bilgiyi piyasaya sokarak ondan ben nasıl verim elde edebilirim gibi bir yaklaşımla oluşuyor. Bu yönüyle günün sonunda nitelikten ziyade kullanım değerine odaklanıldığını söylemek gerekiyor.” dedi.
Bu politikanın özellikle kız çocukların eğitime daha fazla katılabilmeleri anlamında belli yönleriyle olumlu etkiler taşıdığını da belirten Karataş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kötü olan durum ise diplomanın pazarlanabilir bir şey haline indirgenmesi. Aslında sorun diplomanın satın alınabilir bir marka değerine evrilmesi. Kurum kültüründen ziyade bizim gördüğümüz şey aslında orada daha çok bir üniversite adı ve orada bir şeyler öğretiliyor olması ama ne üretiliyor? Şimdi burada tabi üniversitenin içinde bilgiyi yeniden üretme durumu da var. Ben bu durumu üretememe hali şeklinde yorumluyorum. Üniversiteler, bilgi üretiminden çok pazarlanabilir diplomalar sunan birer sektörlere dönüştü. Türkiye’de özellikle 1980’li yıllardan sonra gelişen neo-liberalizmin ruhuna uygun bir şekilde artık üniversiteye gelen kişiye öğrenci değil de bir müşteri algısıyla bakılıyor.”
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
6656 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6474 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6187 kez okundu
4
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4881 kez okundu
5
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
4746 kez okundu
6
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4517 kez okundu
7
Türkiye’de mülteciler ve geri göndermeler
4515 kez okundu
1
“Okumanın yaşı yok” dedirten 40 yaş üstü öğrenciler
4875 kez okundu
2
Van’da “eğitimci olmayan” öğretmen skandalı
3085 kez okundu
3
Genç pilotlar ödedikçe artan borç batağında
2868 kez okundu
4
Eğitim giderleri aileleri zorluyor: Psikolojiyi ve başarıyı olumsuz etkiliyor
2632 kez okundu
5
YKS 2025 alarm verdi: Üniversiteye ilgi azalıyor
2343 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.