Mehmet Duran Boztepe
Türkiye yükseköğretim istatistiklerinde son 20 yılda yaşanan patlama, akademiyi “bilim üretilen bir merkez” olmaktan çıkarıp, gençlerin işsizlikten saklandığı devasa bir “bekleme salonuna” dönüştürdü.
9.Köy Haber Merkezi YÖK, TÜİK ve Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerini karşılaştırdı, akademinin içindeki “geleceksizler ordusu” ile konuştu. Ortaya çıkan tablo çarpıcı: Türkiye, üniversite mezunu oranında Avrupa’yı yakalarken, liyakat ve bilimsel üretimde uçuruma sürükleniyor.

Akademideki dönüşümün en somut kanıtı istatistiklerde gizli. 2008 yılında Türkiye’de 25-34 yaş aralığındaki gençlerin sadece yüzde 13,5’i yükseköğretim mezunuyken, 2024 yılında bu rakam üç-dört kat artarak yüzde 45’e fırladı.
Bu oranla Türkiye, OECD ortalaması olan yüzde 47,4’e hızla yaklaşırken; İtalya (%29) ve Romanya (%25) gibi birçok Avrupa ülkesini geride bıraktı. Ancak uzmanlara göre bu artış, “bilimsel kalkınma”dan ziyade “diplomalı işsizliğin ötelenmesi” anlamına geliyor. Çünkü mezun sayısı artarken, bu diplomaların istihdamdaki karşılığı eriyor.

Peki, yüz binlerce genç neden yüksek lisans ve doktora kapılarını aşındırıyor? YÖK verilerine göre 1994’te 15 bin olan doktora öğrencisi sayısı bugün 100 bine dayandı.

İsmail Sarp Aykurt
Öğr. Gör. Dr. İsmail Sarp Aykurt, bu yığılmanın nedenini “bilim aşkı” değil, “mecburiyet” olarak açıkladı ve şunları söyledi:
“Çoğu insan için akademi bir ‘kaçış rampası’ olarak görülüyor. Buradaki temel motivasyon; diplomalı işsizliği psikolojik kaygılarla ertelemek, askerliği tecil ettirmek veya kurumsal hayatta bir etiket sahibi olabilmek. Akademik tutkunun yerini, maalesef ‘hayatta kalma’ güdüsü aldı.”
Sistemin içindeki öğrenciler de bu tespiti doğruluyor. İsmini vermek istemeyen bir psikoloji yüksek lisans öğrencisi, akademiye yönelimdeki “statü koruma” refleksini şöyle itiraf ediyor:
“Mevcut ekonomik belirsizlik içinde, yüksek lisans eğitimi benim için ‘İşsiz değilim, hâlâ öğrenciyim’ diyebilmenin güvenli limanıydı. Ancak bu süreçte tez yazmaya odaklanmak, gelecek kaygısı ve ‘yaşamaya geç kaldığım’ hissiyle mücadele ederken imkânsız hale geliyor.”
Bu kalabalığın içinde akademiye girme çabası tam bir “varoluş savaşına” dönüşmüş durumda. Ancak bu savaş, daha iyi bir tez yazmak için değil; “kişiye özel” ilanları ve “torpil duvarlarını” aşmak için veriliyor.
İsmini vermek istemeyen bir başka yüksek lisans öğrencisinin sözleri, yaşadıkları, liyakatin nasıl rafa kaldırıldığının özeti gibi:
“Bir kadro sınavına girdim. Benimle sınava giren 10 kişiden biri, aynı bölümdeki bir profesörün kızıydı. Sınav sonunda 9. sıradan 1. sıraya yükseltildi. Başka bir sınavda ise diploma notlarım rakiplerimden yüksek olmasına rağmen, sanki kâğıda sadece adımı soyadımı yazmışım gibi düşük puanlar verildi. Bu haksızlıklar yüzünden psikolojim bozuldu ve tezime bir yıl boyunca elimi süremedim.”

Doç. Dr. Serdar Odacı
Akademideki bu yığılmanın nedenlerini değerlendiren Doç. Dr. Serdar Odacı Türkiye’de üniversite sayısının 200’ü aşmasıyla lisansüstü eğitimdeki artışın doğal olduğunu belirtse de “kaçış” psikolojisine dikkat çekti. Odacı, “Türkiye’de askerlik ve benzeri sosyolojik sebeplerle lisansüstü eğitimi önceleyen bireyler elbette bulunuyor. Bu ve benzeri amaçları taşıyanların daha çok yüksek lisans seviyesinde kaldığını söylemek yanlış olmayacaktır” dedi.
“Kişiye özel kadro” tartışmalarına da değinen Sedar Odacı, üniversitelerin uzmanlık gerektiren yapılar olduğunu şöyle anlattı:
“Zaman zaman kadro ilanlarında ‘kişiye özel kadro’ şeklinde bazı tartışmalara şahit oluyoruz. Belirtmek gerekir ki üniversiteler uzmanlık üzerine kurulu yapılardır. Bu nedenle bazı alanlara özel uzmanlık isteyen bireylerin yerleşmesi gerekmektedir. Ancak bunun dışında özel uzmanlık gerektirmeyen alanlar da mevcuttur.”
Odacı, nitelikli akademisyenlerin sistemden kopuşunu ise “daha iyi imkân arayışına” bağlıyor: “Nitelikli bireylerin üniversitelerden ayrılması büyük çoğunlukla kendi tercihleri. Üniversitelerde öğretim elemanlarının maaş durumu malum; daha iyi imkanlara sahip olma dürtüsü elbette baskın geliyordur.”
Eurostat verileri Türkiye’nin “okullaşma” hedefini sayısal olarak tutturduğunu gösteriyor. Ancak sahadan gelen sesler, bu başarının arkasında büyük bir “niteliksel çöküş” olduğunu haykırıyor.
Bu tablo da Türkiye’de akademinin artık bilim yuvası olmaktan çok işsizlikten, askerlikten ve geleceksizlikten kaçanların sığındığı “çıkmaz sokak” olduğunu gösteriyor.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
6592 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6446 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6181 kez okundu
4
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4873 kez okundu
5
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
4647 kez okundu
6
Türkiye’de mülteciler ve geri göndermeler
4509 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4509 kez okundu
1
“Okumanın yaşı yok” dedirten 40 yaş üstü öğrenciler
4828 kez okundu
2
Van’da “eğitimci olmayan” öğretmen skandalı
3075 kez okundu
3
Genç pilotlar ödedikçe artan borç batağında
2857 kez okundu
4
Eğitim giderleri aileleri zorluyor: Psikolojiyi ve başarıyı olumsuz etkiliyor
2627 kez okundu
5
YKS 2025 alarm verdi: Üniversiteye ilgi azalıyor
2336 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.