DOLAR 43,8723 0.06%
EURO 51,7192 0.1%
ALTIN 7.319,910,56
Ankara

HAFİF YAĞMUR

Akademik kariyer işsiz gençlerin “bekleme odası” oldu
  • 9.Köy
  • Eğitim
  • Akademik kariyer işsiz gençlerin “bekleme odası” oldu

Akademik kariyer işsiz gençlerin “bekleme odası” oldu

Üniversitelerde yüksek lisans ve akademik başvuruların rakamı rekor kırarak Avrupa'yı yakaladı. Türkiye bu sayısal zaferi kazandı ama bilimsel başarı hala tartışmalı. Üniversitelerin master ve doktora programları birçok genç için "işsizlik bekleme odasına" dönüştü.

ABONE OL
25 Şubat 2026 11:16
Akademik kariyer işsiz gençlerin “bekleme odası” oldu
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Mehmet Duran Boztepe

Türkiye yükseköğretim istatistiklerinde son 20 yılda yaşanan patlama, akademiyi “bilim üretilen bir merkez” olmaktan çıkarıp, gençlerin işsizlikten saklandığı devasa bir “bekleme salonuna” dönüştürdü.

9.Köy Haber Merkezi  YÖK, TÜİK ve Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerini karşılaştırdı, akademinin içindeki “geleceksizler ordusu” ile konuştu. Ortaya çıkan tablo çarpıcı: Türkiye, üniversite mezunu oranında Avrupa’yı yakalarken, liyakat ve bilimsel üretimde uçuruma sürükleniyor.

Rakamlarla diploma enflasyonu: Yüzde 13’ten yüzde 45’e

Akademideki dönüşümün en somut kanıtı istatistiklerde gizli. 2008 yılında Türkiye’de 25-34 yaş aralığındaki gençlerin sadece yüzde 13,5’i yükseköğretim mezunuyken, 2024 yılında bu rakam üç-dört kat artarak yüzde 45’e fırladı.

Bu oranla Türkiye, OECD ortalaması olan yüzde 47,4’e hızla yaklaşırken; İtalya (%29) ve Romanya (%25) gibi birçok Avrupa ülkesini geride bıraktı. Ancak uzmanlara göre bu artış, “bilimsel kalkınma”dan ziyade “diplomalı işsizliğin ötelenmesi” anlamına geliyor. Çünkü mezun sayısı artarken, bu diplomaların istihdamdaki karşılığı eriyor.

“Akademi bir kaçış rampası”

Peki, yüz binlerce genç neden yüksek lisans ve doktora kapılarını aşındırıyor? YÖK verilerine göre 1994’te 15 bin olan doktora öğrencisi sayısı bugün 100 bine dayandı.

İsmail Sarp Aykurt

Öğr. Gör. Dr. İsmail Sarp Aykurt, bu yığılmanın nedenini “bilim aşkı” değil, “mecburiyet” olarak açıkladı ve şunları söyledi:

“Çoğu insan için akademi bir ‘kaçış rampası’ olarak görülüyor. Buradaki temel motivasyon; diplomalı işsizliği psikolojik kaygılarla ertelemek, askerliği tecil ettirmek veya kurumsal hayatta bir etiket sahibi olabilmek. Akademik tutkunun yerini, maalesef ‘hayatta kalma’ güdüsü aldı.”

Amaç bilim değil, statüyü korumak

Sistemin içindeki öğrenciler de bu tespiti doğruluyor. İsmini vermek istemeyen bir psikoloji yüksek lisans öğrencisi, akademiye yönelimdeki “statü koruma” refleksini şöyle itiraf ediyor:

“Mevcut ekonomik belirsizlik içinde, yüksek lisans eğitimi benim için ‘İşsiz değilim, hâlâ öğrenciyim’ diyebilmenin güvenli limanıydı. Ancak bu süreçte tez yazmaya odaklanmak, gelecek kaygısı ve ‘yaşamaya geç kaldığım’ hissiyle mücadele ederken imkânsız hale geliyor.”

Asıl mücadele: Bilim için değil, kadro için

Bu kalabalığın içinde akademiye girme çabası tam bir “varoluş savaşına” dönüşmüş durumda. Ancak bu savaş, daha iyi bir tez yazmak için değil; “kişiye özel” ilanları ve “torpil duvarlarını” aşmak için veriliyor.

İsmini vermek istemeyen bir  başka yüksek lisans öğrencisinin sözleri, yaşadıkları, liyakatin nasıl rafa kaldırıldığının özeti gibi:

“Bir kadro sınavına girdim. Benimle sınava giren 10 kişiden biri, aynı bölümdeki bir profesörün kızıydı. Sınav sonunda 9. sıradan 1. sıraya yükseltildi. Başka bir sınavda ise diploma notlarım rakiplerimden yüksek olmasına rağmen, sanki kâğıda sadece adımı soyadımı yazmışım gibi düşük puanlar verildi. Bu haksızlıklar yüzünden psikolojim bozuldu ve tezime bir yıl boyunca elimi süremedim.”

Doç. Dr. Serdar Odacı

Doç. Dr. Serdar Odacı: Askerlik gibi sosyolojik sebepler var

Akademideki bu yığılmanın nedenlerini değerlendiren Doç. Dr. Serdar Odacı Türkiye’de üniversite sayısının 200’ü aşmasıyla lisansüstü eğitimdeki artışın doğal olduğunu belirtse de “kaçış” psikolojisine dikkat çekti. Odacı,  “Türkiye’de askerlik ve benzeri sosyolojik sebeplerle lisansüstü eğitimi önceleyen bireyler elbette bulunuyor. Bu ve benzeri amaçları taşıyanların daha çok yüksek lisans seviyesinde kaldığını söylemek yanlış olmayacaktır” dedi. 

“Kişiye özel kadro” tartışmalarına da değinen Sedar Odacı, üniversitelerin uzmanlık gerektiren yapılar olduğunu şöyle anlattı:

“Zaman zaman kadro ilanlarında ‘kişiye özel kadro’ şeklinde bazı tartışmalara şahit oluyoruz. Belirtmek gerekir ki üniversiteler uzmanlık üzerine kurulu yapılardır. Bu nedenle bazı alanlara özel uzmanlık isteyen bireylerin yerleşmesi gerekmektedir. Ancak bunun dışında özel uzmanlık gerektirmeyen alanlar da mevcuttur.”

Odacı, nitelikli akademisyenlerin sistemden kopuşunu ise “daha iyi imkân arayışına” bağlıyor: “Nitelikli bireylerin üniversitelerden ayrılması büyük çoğunlukla kendi tercihleri. Üniversitelerde öğretim elemanlarının maaş durumu malum; daha iyi imkanlara sahip olma dürtüsü elbette baskın geliyordur.”

Sonuç: Diplomalı ama umutsuz

Eurostat verileri Türkiye’nin “okullaşma” hedefini sayısal olarak tutturduğunu gösteriyor. Ancak sahadan gelen sesler, bu başarının arkasında büyük bir “niteliksel çöküş” olduğunu haykırıyor.

Bu tablo da Türkiye’de akademinin artık bilim yuvası olmaktan çok işsizlikten, askerlikten ve geleceksizlikten kaçanların sığındığı “çıkmaz sokak” olduğunu gösteriyor.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.