DOLAR 32,8248 0.04%
EURO 35,2439 -0.18%
ALTIN 2.451,13-1,53
Ankara
28°

AÇIK

Türk spor basınının kara lekesi: Sahte haberler

Türk spor basınının kara lekesi: Sahte haberler

Geçtiğimiz mayıs ayında, Dünya Spor Yazarları Birliği (AIPS) tarafından düzenlenen yarışmada ödül alan ve bunu başaran ilk Türk gazeteci ünvanına da sahip olan Atilla Türker, yaşadığı sevinci ve Türk futbolundaki bitmek bilmeyen ‘sahte haber’ furyasını 9’uncu Köy’e anlattı. 

ABONE OL
5 Eylül 2023 12:05
Türk spor basınının kara lekesi: Sahte haberler
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Haber: Didem Çam – İstanbul / Kapak Fotoğrafı: pixabay

138 ülkeden bin 830 spor yazarının katıldığı yarışmada, ‘Futbolun Arka Bahçesi’ adlı kitabıyla ‘araştırmacı gazetecilik’ dalındaki ödülün sahibi olan Türker, “Günün birinde, büyük ödüller kazanmayı çok arzuluyordum. Kariyerim boyunca, kendime ödüller almayı hedef de edinmiştim ama bu kadar büyüğünü ben de düşünmezdim. Dünyada daha ötesi bir ödül yok” dedi. 

Tüm haberler belgeli

Atilla Türker

‘Futbolun Arka Bahçesi’ kitabının içeriğinden bahseden Atilla Türker, “Kitabım, geçen yıl raflarda yerini almıştı. Bu kitapta, özellikle Türk futbolundaki vurgunlar, dolandırıcılıklar, sahtekarlıklar, kulüplerin içinin nasıl boşaltıldığı, menajerlerin nasıl para kazandığı veya hangi yollarla kulüplerin kasasını delik deşik ettiği, ahbap çavuş ilişkiler, Türkiye Futbol Federasyonu’ndaki (TFF) entrikalar ve  kulüp yöneticilerinin nasıl zengin olduğu yer alıyor. İşin en güzel tarafı, haberlerin belgeli oluşu. Şu ana kadar kitaba kimse itiraz etmedi. Kimse beni şikayet etmedi ya da hakkımda savcılığa suç duyurusunda bulunmadı. Çünkü, kitapta belgesiz hiçbir haber yok” diye konuştu. 

“Büyüklerden hiçbir takıma sempatim yok”

“Gazeteci, herkes hakkında yazı yazabilecek güce sahip olmalı” diyen Türker, şöyle devam etti:

“Tüm kulüplerin aleyhine belgeli haberlerim var. Fenerbahçe’nin aleyhine yazıyorsun, Fenerbahçe düşmanı oluyorsun. Aynı zamanda da Galatasaray yalakası oluyorsun. Galatasaray aleyhine yazıyorsun, Fenerbahçe yalakası oluyorsun. Bir kesim de beni Beşiktaş düşmanı zannediyor. Ben kendi halinde bir gazeteciyim. Ama X bir takıma gönül verseydim, aleyhine yine yazardım. Bir takıma sempatim olsa da onu gönül rahatlığıyla söylerdim. Bazen sosyal medyadan, -Fenerbahçe düşmanı, satılmış kalem Atilla- diye yazarlar. Onun altında da -Galatasaray düşmanı, satılmış Atilla-, yine onun altında -Beşiktaş düşmanı, satılmış Atilla- mesajını görüyoruz. Oysa ben her takıma inanılmaz uzağım. FB, GS, BJK takımlarının yolunu bilmem. Türkiye’nin en büyük kulüpleri ama ben hiçbir yöneticisini tanımam. Gazetecilik mesafe koyma sanatı zaten. Gazeteci, herkes hakkında yazı yazabilecek güce sahip olmalı. Büyüklerden hiçbir takıma sempatim yok ama bir dönem Gençlerbirliği’nde oynadığım için soranlara –Gençlerbirliği taraftarıyım– diyorum.”

“40 yıllık meslek hayatımın 39,5 yılı uykusuz geçti”

Yaptığı her haberin yılın haberi olması gerektiğine dikkat çeken Türker, “Hakemlikte bir düstur var: –İlk maçına çıkar gibi heyecanlı, son maçına çıkar gibi cesur ol.- Ben de bu sözü düstur edindim kendime. Haber yazarken hala heyecanlanıyorum ve sabahlara kadar uyuyamıyorum. Benim 40 yıllık meslek hayatımın abartısız 39,5 yılı geceleri uykusuz geçti. Sinir, stres, kabus, –Şu haberi nasıl yazarım?-, -Şu belgeyi nasıl ele geçirebilirim?-, -Yurt dışında kampa nasıl girebilirim?-, -Kimlerle röportaj yaparım?-, -Olimpiyatlarda, dünya kupalarında ilk röportajı nasıl yapabilirim?–  Bu prensiple büyüdüm ben. Her yaptığım haberin yılın haberi olması gerekiyor” şeklinde konuştu. 

“Spor medyasında bin kişi varsa 5’i bu özgürlüğü yaşıyor”

Ajansspor’da yazarlık, Radyospor’da da program yapan Atilla Türker, “Daha büyük hedeflere ulaşmak için yıllar evvel Ankara’dan İstanbul’a geldim. -Boğulacaksam da büyük suda boğulayım- dedim. Meslek hayatım boyunca kimsenin 1 bardak çayını içmedim. İçmeyeceğim de. Patronum dışında, kimseden 1 lira almadım. Çalıştığım kurumlardan bizlere hep destek çıkıldı. Moral verildi. Hep sahiplenildik. Biz de gözü kara sonuna kadar ilerledik. –Kovulursam– diye hiç düşünmedik. Şu anda ne yazsam, noktasına virgülüne dokunulmadan Ajansspor’da yayınlanıyor. Bu, büyük özgürlük. Bir gazeteci için dünyanın en büyük rahatlığı, özgürlüğü işte budur. Kitabın neredeyse tamamında Ajansspor’da yayınlanan belgeli haberler bulunuyor. Kimse bana gelip de, –Şu virgülü şuraya koy– demedi. Diyelim ki, Türk spor basınında bin kişi var, anca 5’i bu özgürlüğü yaşıyordur” şeklinde konuştu. 

“Demirören, tekrar futbolun içine dönecek”

Gazetecilerin yazamadıkları haberleri, kendisine getirdiğini ifade eden Türker, Türk spor medyasında ‘kopyala yapıştır’ zihniyetinin olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

“Pek çok gazeteci, yazamadığı haberi bana getiriyordu. Daha doğrusu, ‘biz yazamıyoruz’ diye belgeleri getiriyordu. Peki, niye yazamıyorlar? Çünkü yazarlarsa kulüplerden içeri alınmazlar. Kulüpler tarafından dışlanırlar. Tesislere sokulmazlar. Onlara röportaj verilmez. Muhabir, o haberi yazsa bile müdürü yayınlayamıyor. Çünkü bazı medya patronları, hala Türk futbolunun göbeğinde bulunan insanlar olduğu için tüm kulüplerle aralarını iyi tutmaya çalışıyor. Yıldırım Demirören düne kadar Beşiktaş kulübü başkanıydı. Sonrasında TFF başkanı oldu. Ardından Golf Federasyonu başkanı oldu. Benim duyumum, yarınlarda tekrar futbolun içine dönecek. Nihat Özdemir kim? TFF eski başkanı. Aynı zamanda Fenerbahçe kulübünün en önemli isimlerinden de biriydi. Şimdi bu insanlar, Türk basınında da çok önemli. O basın kuruluşlarında çalışan muhabirler, FB ya da BJK’yle ilgili herhangi bir şey yazmak isterse, her şeyden önce ‘kovulurum’ endişesi, kovulmasa ‘tesislere girememe’ endişesi yaşıyor. Günümüzde Türk spor basını, ‘Aslan kükredi’, ‘Kartal haykırdı’, ‘Kanarya fırtına’, ‘Trabzon esti’ şeklinde ilerliyor. ‘Kopyala yapıştır’ zihniyeti var.”

‘Palavra haber’ desteği, camiayı ayaklandırmıştı

Yıllar evvel, Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) tarafından düzenlenen seminerde yalan haberlerle ilgili, adeta övücü ifadelerde bulunan gazeteci Ertuğrul Özkök, yaptığı açıklamalarla Türk spor basınında büyük tartışma yaratmıştı. 

5 Ocak 2017 tarihinde, konuyu köşesine taşıyan gazeteci Hıncal Uluç da ‘Palavra dönemi’ adını verdiği yazısında Özkök’ün şu sözlerine yer vermişti: “Palavra da olsa, transfer haberi okumak, taraftarı heyecanlandırır, mutlu eder, onlardan bunu esirgemeyelim.” 

Ertuğrul Özkök’ün yıllar önce sarf ettiği bu sözlere, gazeteci Atilla Türker’den de sert açıklamalar geldi: “Yok böyle bir şey. Ertuğrul Özkök’ün palavrasından başka bir şey değil. Medyanın kralı, imparatoru Ertuğrul Özkök bunu söylüyor. Sen Türk medyasının son 30 yılına damga vurmuş bir insansın, böyle dersen olmaz. Bırak demeyi, diyeni engellemen lazım.”

“Transfer haberlerinin çoğunu okumuyorum”

Sosyal medyada yayınlanan sahte haberlere, kimsenin hesap sormamasını da eleştiren Atilla Türker, “90’lı yıllarda Ankara’da Milliyet Gazetesinde çalışırken mesai arkadaşım Hakan Yaşar, gazetelerde çıkan transfer haberlerini toplamıştı. Aklımda kaldığı kadarıyla söylüyorum, 97 haber topladıysa 93’ü yalan haber çıkmıştı. Kimse de, –Ya bu yalan– dememişti. Bizler, büyük gazetelerde çalıştık. Oralarda her haberin doğru olması gerekiyor. Ama Twitter’da doğruluk diye bir şey aranmıyor. İstediğini yaz. Kimse hesap sormuyor zaten. Basın camiasında çalışan, her gün 50 tweet atan insanlar görüyorum. Çoğu da palavra. –Ya tutarsa- diyor. Yalan haber, baya takipçi de kazandırıyor. Bu durum, gazetecinin de işine geliyor. Muhabirlerin önemli bir bölümü fanatik ve holigan olmuş zaten. Adamlar istediği isimleri yazıp sosyal medyasında paylaşıyor. Ben dünyanın en ciddi ödülünü alıyorum, Retweet bazen 10 oluyor fakat adam –Aleksander Fenerbahçe’ye geliyor- diyor, Retweet 3 bin oluyor. Günümüzde X bir gazeteci, 100 transfer haberi yazıyorsa sadece 1 tanesi tutuyor. Tutan haberini kullanıp –X, yazarsa doğrudur– diye paylaşıyor. Halbuki 99’u yalan çıkmış. Ben transfer haberlerinin çoğunu okumuyorum bile” diye görüş belirtti. 

“Türk futbolunda en büyük cambazlığı…”

Menajerlerin, gazetecileri sahte haber yapmaya yönlendirdiğini belirten Türker, şunları kaydetti: 

“Türk futbolunda en büyük cambazlığı menajerler yapıyor. Menajerler, kaba tabirle ‘tüccar’ zihniyetinde. Gazetecileri, özellikle de menajerler yanlış yönlendiriyor. Elde kalmış futbolcusunun gazetelerde tanıtımını yapabilmek için muhabirlerle dirsek teması kuruyorlar. Bu durum menajerin de işine geliyor tabii. İçi geçmiş futbolcusunun reklamını yapıyor, sonra da futbolcuyu bir şekilde satıyor. ‘Devler arasında büyük pazarlık’ deniyor. Oysaki o takımların umurlarında bile değil. Sonra da o futbolcuları, bu şekilde Anadolu kulüplerine veriyorlar. Menajer, elde kalmış, içi geçmiş, 100 bin dolar etmez futbolcuları getiriyor. Zaten çoğu Afrikalının gerçek yaşı 40, nüfus kağıdındaki yaşı 30. 100 bin dolar etmeyecek futbolcuyu pazarlamak için gazeteciyle irtibata geçiyorlar. Menajer gazeteciye -Şöyle, yaz, böyle yaz- diyor, gazeteci de -Tamam- diyor. Ardından hemen manşet: ‘Güney Afrika’nın en iyi sağ beki Fenerbahçe’ye geliyor’, ‘Kuzey Afrika’nın en iyi kalecisi Beşiktaş’a geliyor’ En iyi olduğundan futbolcunun haberi bile  yok. İşte ondan sonra, 100 bin dolar etmeyecek futbolcuyu, bir anda 1 milyon dolara veriyorlar.”

“Sahte haber yapmak herkesin işine geliyor ama…”

Yapılacak haberlerin yüzde 100 sağlam olması gerektiğini vurgulayan Atilla Türker, “Her meslekte ahlak, disiplin, doğruluk ve dürüstlük geçerli. Birbirinden değerli, haysiyetli spor muhabirleri, spor yazarları, spor müdürleri de var. Menajerler arasında tek tük de olsa var. Ama maalesef günümüzde yalan haberlerin ucu bucağı yok. Muhabir yöneticiye, transfer olup olmadığını soruyor. Yönetici de       –Benden duymuş olma, X liginden şunu alacağız- diyor. O anda muhabir de mutlu. Tabii, haberin doğru olmadığını kendisi de biliyor. Her gün sayfa yapılıyor. Aksatmak olmaz. -Dur bugün gazeteyi çıkarmayalım- deme gibi bir lüksün de yok. Büyük takımlar, ayrı ayrı her gün 1 ya da 2 sayfa olmak zorunda. Bu şartlarda nasıl yapacaksın? O yüzden sahte haber yapmak herkesin işine geliyor ama düzgün bir gazetecinin işine gelmez, gelmemesi gerekir. Gelen haberin yüzde 100 sağlam olması lazım” ifadelerini kullandı. 

Sağlıksız haberler, güveni azalttı 

Geçmişte, spor servislerine daha çok önem verildiğinin de altını çizen Türker, “Eskiden spor servisleri, inanılmaz güçlüydü. Gazetelerin spor servisinde, onlarca kişi çalışıyordu. Şimdi ise 1 kişi çalıştırdıkları bile oluyor. Olay tamamen kopyala yapıştıra dönmüş. Muhabirlik, gazetecilik, özellikle araştırmacı gazetecilik yok denecek kadar azaldı. Ben eskiden bir telefonla Fenerbahçe kulübü, TFF başkanı ya da Turgay Şeren, Can Bartu, Lefter gibi futbolcuları evinden arayabiliyordum. Bir telefonla spor bakanıyla anında görüşebiliyordum. O zaman, iletişim yok denecek kadar azdı. Sadece ev telefonuyla görüşüyordun ve akşam arıyordun. Ona rağmen kimse saygıda kusur etmiyordu. Şimdi iletişim, teknolojik anlamda müthiş boyutlara ulaştı ama iletişim kurma çok zayıfladı. Şu an herhangi bir gazeteci, istediği kişiyle rahat bir şekilde görüşemiyor. Çünkü sağlıksız haberler yayınlandığı için kimse birbirine güvenmiyor, inanmıyor” açıklamasında bulundu. 

“Helal süt emmiş olmak önemli”

Haberde kullanmak üzere, elde edilen bilgilerin mutlaka birkaç kez teyit edilmesi gerektiğine de dikkat çeken Türker, “Günümüz Türkiye’sinde koskoca Ertuğrul Özkök bile yalan haberi teşvik eden beyanatta bulunuyor. Sahte haberlerle mücadele edilebilmesi için, önce insanların sahte olmaması, dürüst olması lazım. Ben müdür olsam, -Kardeşim bana getireceğin haberin yarışmalık olması ya da manşet olması şart değil. Tek şart var, doğru haber olacak- derim. Öyle asparagas, şişirme haber ya da günü kurtarmak için kimse yalan haber yapmayacak. Muhabire bunu aşılayacaksın. Muhabir, bunu bilecek. Pek çok olayda vicdan önemli. Helal süt emmiş olmak önemli. Ben, 40 yıldır yalan haberin önüne geçeni görmedim. Bizlerin de yanlışı mutlaka oldu. Kandıran da aldatan da oldu ama yazan adam, aldığı bilgiyi mutlaka en az 2-3 yerden teyit etmeli” diye konuştu. 

Dezenformasyon Yasası: İki ucu keskin bıçak

Yürürlüğe giren ‘Dezenformasyon Yasası’ ile ilgili görüşlerini de belirten Atilla Türker, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Gazeteci yanıltılabilir, yanlış haber de yazabilir. O zaman gazeteciye çok ağır cezaların gelmemesi lazım. Bu durum, gazetecinin özgürlüğünü de ortadan kaldırabilir. Onu çok iyi ayarlamak gerekiyor. İyi niyetli birçok gazeteci var. Kurunun yanında yaş da yanabilir. Dikkatli davranayım derken eli ayağı bağlanabilir. Bu tür yasalar, gazetecinin özgürlüğünü ortadan kaldırabilecek durumda. İki ucu keskin bıçak gibi bir olay.”

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.