DOLAR 32,8248 0.04%
EURO 35,2439 -0.18%
ALTIN 2.451,13-1,53
Ankara
28°

AÇIK

İmroz’dan Gökçeada’ya: Yaşanmışlıklardan mahrum bırakılan bir halkın öyküsü

İmroz’dan Gökçeada’ya: Yaşanmışlıklardan mahrum bırakılan bir halkın öyküsü

Gökçeada'nın derinlerinde yatan unutulmuş tarih, Rumların gözünden hayat buluyor. Zorunlu ayrılıklar, hayatları altüst eden değişimler ve direnme çabalarıyla dolu öyküler dillendikçe, Gökçeada'nın derin izleri ortaya çıkıyor.

ABONE OL
28 Eylül 2023 16:54
İmroz’dan Gökçeada’ya: Yaşanmışlıklardan mahrum bırakılan bir halkın öyküsü
9

BEĞENDİM

ABONE OL

Haber: Melissa Feza Katlar – Gökçeada / Kapak Fotoğrafı: DepoPhotos

Doğal güzelliğiyle ünlü Gökçeada, Ege’nin masmavi sularında uzanırken acaba eski adı İmroz’la birlikte tarihini de dalgalar mı alıp götürdü? Yoksa tarih kitaplarının adanın kadim halkı Rumları “buradan gittiler” diye sadece bir paragrafla anılması nasıl yorumlanabilir? 

Gökçeada’nın unutulan sakinleri, şimdilerde harap evleri, yarım kalmış yaşamları, kaybedilmiş mirasları ve zorunlu ayrılıklarının öyküleri su yüzüne çıktıkça yeniden yaşatılıyor.

Gökçeada’da 2004 yılında düzenlenen Meryem Ana Panayırı’ndan bir kare – Kaynak: DepoPhotos

Gökçeada, eski adıyla İmroz, tarih boyunca siyasi değişimlerin yansıdığı bir ayna gibi… Yıllar önce Rum köyleri neşeli panayırlara, düğünlere sahneye olurken, zaman gelmiş terkedilen evler, tarlalar, bahçelerle birer harabeye dönüşmüş. Bu topraklarda doğup büyümüş Gökçeadalılarla konuştuk, yaşanmışlıkları paylaşarak özlem duydukları İmroz yıllarını anlattılar.

İmrozlu Rumlar gitti deniyor ama…

Yıkık bir Rum evi

Zeytinliköy’lü Stelios Poulados yıllar önce doğduğu topraklardan ayrılıp önce İstanbul’a sonra Atina’ya göçmüş. “Şartlar farklı olsaydı, burada kalmak isterdim. Benim evim, vatanım burası” diyerek aidiyetini dile getiriyor. Gökçeada’nın tarihindeki silik izler, Stelios’un aktardığı öykülerle netleşiyor. Rumların siyasi nedenlerle adadan ayrılışı, adanın kimliğini dönüştüren dramatik döneme işaret ediyor. Stelios o yılları  şöyle ifade ediyor: 

“Bizim adada 1968-1970 yıllarına kadar Türk nüfus neredeyse hiç yoktu, ahalisi hep Rumdu. Tarih kitaplarında -Rumlar gitti- deniyor ama kimse durduk yere evini barkını bırakıp gitmez ki… İmrozluların adadan gitmesi tamamen siyasi nedenlerdendir. Kıbrıs’ta ne zaman  olay çıktıysa, kabak hep bizim başımıza patladı, oysa hiç alakamız yoktu, o dönemde adadaki insanların dünyayla ilişkisi bile yoktu. Dedem 100 yaşında vefat etti ve adadan sadece askerlik için çıkmıştı mesela… Bunlar olunca, ilk olarak ana dilde eğitim hakkı yasaklandı. Okullarımızda 1964 yılından sonra Rumca eğitim göremez olduk. Ben 1970’te doğdum, burada bir yıl ilkokula gittim, ikinci sınıfta İstanbul’a geldim. Şanslı çocuklardandım, çünkü halam İstanbul’daydı. Maddi durumu yeterli olmayan çoğu çocuk yetimhanelerde büyüdü. Bunun sadece bir başlangıç olduğunu nereden bilebilirdik ki? Biz tarım ve hayvancılıkla geçinen bir toplumduk, adada çoğunlukla para bile kullanılmazdı. Takas usulü geçinirdi halk. Ekilebilir arazimizin yüzde 90’ını istimlak ettiler. Bize yalnızca köyler ve birkaç parça toprak kaldı. Kaleköy’de balıkçılık ve süngercilik yapılırdı. Kaleköylüler topyekün gittiler. Sonra ikinci ana geçim kaynağı olan hayvancılığa geldi sıra, ada dışına kesilmiş et çıkarılması yasaklandı ve ticaret durma noktasına geldi. Adanın ve köylerimizin ismi değiştirildi. Adaya en ağır darbe ise –kamu yararına- denilerek istimlak edilen Dereköy’de yapılan açık cezaevi ile vuruldu. Cinayetler, tecavüzler yaşandı. Yıllar içinde yavaş yavaş gitmeye başladı halk. Yunanistan’a, Avustralya’ya, dünyanın her bir yanına dağıldılar. Ada sonra bir süre için askeriyenin kontrolüne girdi, o zaman da uzun bir süre Türk vatandaşı olmayan Rumlar adaya giremedi. İletişimimiz de koptu gitti. İnsanlar sahip oldukları mal varlıklarını ve atalarının ürettiklerini kaybettiler.”

Stelios’un anlattıkları, adanın içinde bulunduğu durumu ve köklerinden kopan insanların yaşadığı zorlukları gözler önüne seriyor, bu durum travmayı da beraberinde getiriyor. Stelios da erken yaştaki ayrılığı sonrasında psikolojik sorunlar yaşamış. Duygularını şöyle ifade ediyor: 

“Her adaya geldiğimde birkaç gün kendimi çok stresli hissediyorum, çünkü yaşadıklarım bazen çok ağır geliyor. Anne-babalarımızın, kendimizin hatta bu adanın travmasını bile biz içimizde yaşıyoruz. Bazı insanlar dönme istekleri olmasına rağmen, bu üzüntüler yüzünden cesaret bulamıyor. Benim Dereköylü bir arkadaşım 49 senedir gelmedi adaya, çok istese de gelemiyor. -Benim kafamda bir görüntü var, hafızamda güzel anılar var. Bunları yok etmek istemiyorum- diyor.”


Umut veren değişimler

Okulların açılmasıyla adada umut verici değişimler olmuş, genç aileler adaya dönüş yapmaya başlamış. Stelios, adanın yeniden canlanmaya başladığını ve köklerine sahip çıkmak isteyen bir neslin büyümeye başladığını belirtiyor. “Okulların açılması bizim çok istediğimiz bir şeydi, çok büyük çalışmalar var arkasında. Etkileri şu anlık çok güzel. Genç aileler geri döndü, uzun bir süreden sonra çocuklar doğmaya başladı.” diyor. Geleceğe de umutlu bakıyor Stelios. Bununla birlikte hükümetten bazı beklentileri de var. Ada halkının da eşit haklara sahip olduğu bir geleceğe duyulan özlemini, “Tam eşitlik istiyorum. Adım Stelios olduğu için Mehmet’ten daha az hakkım olmamalı” diyerek dile getiriyor.

“Bize –burada yaşamayın- dediler”

Gökçeada’da yaşayan müzik öğretmeni ve İmroz Eğitim ve Kültür Derneği başkanı Stelyo Berber, adalı Rumların kültürel kimliğini yaşatma mücadelesine büyük destek  veriyor. Berber, dedesinin 250 yıllık yel değirmenini restore ederek adanın kültürel mirasını yaşatma yolunda önemli bir adım atmış. Restoran olarak hizmet veren mekân, adalı Rumların müziklerini ve yemeklerini ziyaretçilerle buluşturuyor. Berber, adanın geçmişine saygı göstererek onun zenginliğini ve kimliğini günümüzde yaşatma misyonunu üstleniyor.

Berber, adada yaşanan kültürel erozyonun ve kimlik kaybının altını çizerken, “Eskiden her evin, her köşenin bir kimliği vardı. Sahibiyle birlikte mekanların da bir ruhu vardı, bunu çok özlüyorum. Bu köyde birçok ıssız ev var, her evde biri yaşasın isterdim. O insanlar kadim bir kültürün tezahürüydü. Adaya çok hakimlerdi, tarımsal döngüyü çok iyi bilirlerdi mesela, benim bunları edinebilmem için bir ömür geçirmem gerek.” diyor. Adada yaşanan zorlu tarihin etkilerini unutmak yerine yüzleşmek gerektiğini vurguluyor. 

Stelyo Berber, Özel Gökçeada Rum İlkokulu’nun önünde

Stelyo Berber, adanın yitirilen hafızası için, “Yaşanmışlık çok kıymetli bir şey. Bizi ondan mahrum ettiler. Bize -burada yaşamayın- dediler. İnsanlar da geri dönmemek üzere gittiler. Biz bunun travmasını yaşıyoruz ve tedavi etmenin tek yolu yüzleşmeler, barışmalar ve  sevgi. Dağılanları toparlayamıyoruz ama umudumuz hala taze. Son 50-60 seneyi toparlamak kolay olmayacak.” diye üzüntüsünü dile getiriyor.

Stelyo Berber aynı zamanda Zeytinliköy’de bulunan Özel Gökçeada Rum İlkokulu’nun müdürü. 1953’te Gökçeada Aya Todori İlkmektebi adıyla açılan sonrasında kapanan bu okul 2015’ten beri faaliyette. Berber, “Okulların açılması ile özgüven kazanmaya, var olmaya başladık.” diyor

Harabeler arasında yeniden doğuş

Dereköy eskiden hayat dolu bir beldeyken,  şu anda harap evlerden oluşan hayalet bir köye dönüşmüş. Adeta çağlar öncesinden antik kent görünümünde. Çoğu evden geriye sadece dört duvar kalmış. Eskiden faal olan zeytin, şarap fabrikaları kapanmış. Çamaşırhanesi ise turizmcilerin odağı olmuş. İnsan buraya adım attığı an, etrafta  koşuşturan çocukları, yemek pişiren kadınları, tarladan evlerine dönen erkekleri hayal ediyor ama sadece rüzgarın sesi duyuluyor. Köye dönüşler var ama çok yetersiz, üstelik çoğu  ev ya istimlak edilmiş ya yağmaya uğramış. Burada eskiden yaşamış olanların bazıları  miras durumunu kaybetmiş. Hal böyle olunca geri dönüşler yetersiz kalıyor ama umutları yeşerten biri olmuş; Dereköylü Nikos…

Nikos, Gökçeada’nın geçmişine tanıklık eden yaşlı bir köylü. Çocukluk ve gençliğinin Dereköy’ünü anlatırken, uzun yıllar Türkiye’nin en büyük ve kalabalık köyü olduğuna dikkat çekiyor. Nikos’un ifadesine göre, köy halkı hiçbir zaman Türkiye’ye karşı çıkmamış ama,  zaman içinde  toprakları ve evleri ellerinden alınmış. 1941 doğumlu olan Nikos, 36 yıl önce Avustralya’dan adaya dönüş yapmış. Aslında daha önce de dönmeyi düşündüğünü, fakat kendisini psikolojik olarak hazır hissetmediğini belirtiyor.

Köyüne döndüğünde, harap evlerle karşılaşan Nikos, başta çaresizlik hissetmiş. Ancak, umutsuzluğa kapılmak yerine, elinden ne gelirse yapmaya karar vermiş. Hem adalılar hem de yeni gelenler için bir cesaret kaynağı olmayı hedeflemiş. Bu doğrultuda etkinlikler düzenlemeye başlamış, konserler organize edip seçkin sanatçıları adaya çağırmış. Aynı zamanda siyasileri bir araya getirerek, toplumun moral bulmasına yardımcı olmuş.

Anılarda kalan İmroz melodileri

İmrozlu Rumlar, kimlikleriyle de birlikte kültürlerini de kaybetme tehlikesi yaşamışlar. Anlatılanlara göre yılın eskiden 365 gününün 200’ünde, adada panayırlar kurulur, çeşit çeşit eğlence yaşanırmış, adalı Rumlar’ın kendilerine özgü dansları, müzikleri varmış. Unutulmaya yüz tutmuş bu müzikleri şimdi Tepeköylü Timoleon Çaknis yaşatmaya çalışıyor. Seksenli yaşlarını süren Timoleon, adanın en eski şarkı ve türkülerini  biliyor. Yetmiş yıl önce çocuk yaşlardayken mandolin çalıp şarkı söyleyen annesinden duyduğu ezgileri belleğine kazımış, kulaktan çalıyor çoğunu. “Onlarca İmroz parçasını notaya döktüm. Bizim müziğimiz Anadolu, Yunanistan ve Trakya’dan harmanlanmış bir müziktir. Ben bunları kayıt altına almama rağmen çoğu yerde çalınmıyor. Birkaç genç benden öğrenip yaşatmaya çalışıyorlar. Yedi Çınar ve Gölgeler isimli proje buna bir örnek. Danslarımız da unutulmaya yüz tuttu, artık nadir de olsa, birlikte kutladığımız, toplandığımız eğlencelerimiz oluyor, o yılları böyle yaşatmaya çalışıyoruz” diyor. 

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
Tüm Yorumlar (1)
  • Suat Ocaktan

    İmroz’dan Gökçeada’ya: Yaşanmışlıklardan mahrum bırakılan bir halkın öyküsüBu yazınızı severek okudum. Gökçeada’yı ziyaret etmiş biri olarak anılarım canlandı…Yazarını tebrik ediyorum, akıcı bir anlatımı var.

    Yanıtla
    +2
    -0


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.