DOLAR 44,1840 -0.08%
EURO 50,7726 0.45%
ALTIN 7.127,98-0,10
Ankara
11°

AZ BULUTLU

Gazetecilik yargılanıyor: Haber yapmak bile suç mu sayılıyor?

Gazetecilik yargılanıyor: Haber yapmak bile suç mu sayılıyor?

Türkiye’de gazetecilik son yıllarda yalnızca bilgiye ulaşma ve gerçekleri aktarma mücadelesi değil, aynı zamanda bir yargı süreciyle baş etme savaşı haline geldi. Haber takibi sırasında gözaltına alınmak, sosyal medyada paylaşılan bir haber linki nedeniyle soruşturma geçirmek ya da yapılan bir röportajın “suç delili” sayılması artık istisna değil, neredeyse mesleğin olağan bir parçası haline geliyor.

ABONE OL
29 Ocak 2026 17:06
Gazetecilik yargılanıyor: Haber yapmak bile suç mu sayılıyor?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Delal Meltem Demir

Basın ve ifade özgürlüğüne ilişkin tartışmalar derinleşirken, gazetecilere yönelik soruşturma ve davalardaki artış hem mesleğin sınırlarını hem de kamunun haber alma hakkını tehdit eden yapısal bir sorun olarak büyüyor.

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın yıllık raporları da bu tabloyu doğruluyor. Bu raporlara göre yüzlerce gazeteci hakkında soruşturma açılıyor, çok sayıda dosya dava konusu oluyor, gazeteciler her yıl yüzlerce kez hâkim karşısına çıkıyor. Bu atmosferde yalnızca sahada haber kovalayan muhabirler değil, sosyal medyada mesleki paylaşım yapan ya da ele aldığı konularda araştırma yürüten gazeteciler de yargılamaların hedefinde. Bir haberin, bir fotoğrafın, bir röportajın “suç delili” sayılabildiği bu süreçte gazetecilik faaliyeti ile suç isnadı arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor.

Biz de bu tabloyu hem hukuki açıdan hem de sahada birebir yaşayan gazetecilerin deneyimleri üzerinden ele aldık.

TGS avukatlarından Elif Ergin, yüzlerce dosya üzerinden gazetecilerin nasıl ve hangi suçlamalarla yargılandığını anlattı. Gözaltına alınan ve hakkında soruşturma açılan gazetecilerden Vedat Örüç ise kendi yaşadığı süreci aktararak bu baskının sahadaki somut karşılığını ortaya koydu.

“Gazetecilik artık adeta suç sayılıyor”

Türkiye Gazeteciler Sendikası hukuk biriminden Avukat Elif Ergin, son iki yılda gazeteciler hakkında açılan soruşturma ve davalardaki artışın “mesleki faaliyetlerin doğrudan hedef alındığı sistematik bir baskı politikasına dönüştüğünü” söylüyor. TGS’nin her yıl yayınladığı Basın ve İfade Özgürlüğü raporlarının da ortaya koyduğu üzere, yüzlerce gazeteci hakkında soruşturma açılmış durumda ve çok sayıda dosya davaya dönüştürülerek gazetecilerin her yıl yüzlerce kez hâkim karşısına çıkmasına alan açılıyor. Ergin’e göre bu tablo artık istisnai değil, bir rutin.

Gözaltı, hukuka aykırı erişim engeli, tutuklama ve adli kontrol tedbirleri gazeteciler için adeta meslek rutini haline geldi” diyen Ergin, bu soruşturmaların çok büyük bir bölümünün bizzat gazetecilik faaliyetinden kaynaklandığını belirtiyor. Haber takibi sırasında çekilen bir fotoğraf, sosyal medyada yapılan bir mesleki paylaşım ya da kamu yararı taşıyan bir dosya haberi, doğrudan soruşturma konusu olabilirken, Ergin bu süreci “basın üzerinde sistematik baskı” olarak tanımlıyor.

“Gazetecilik faaliyetinin kendisi suç isnadı haline geldi”

Gazetecilere yöneltilen suçlamalarda da belirgin bir ortaklık olduğunu söyleyen Ergin, son iki yılda özellikle şu maddelerin öne çıktığını aktarıyor:

Son iki yılda gazeteciler yaptıkları haberler nedeniyle özellikle terör örgütü propagandası, cumhurbaşkanına hakaret, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, hakaret, kamu görevlisini aşağılama, hedef gösterme, toplantı ve gösteri kanununa muhalefet gibi suçlamalar nedeniyle yargılanıyor ya da haklarında soruşturmalar başlatılıyor. Bir gazetecinin yaptığı bir röportaj, kaleme aldığı bir dosya, kamuoyunu ilgilendiren bir gelişme hakkında yaptığı bir haber, haber takibi sırasında çektiği bir fotoğraf ya da haber takibi yapıyor olması bu saydığımız suçlamalara konu ediliyor. Bu suç türlerinin gazetecilik faaliyeti ile ilişkilendirilmesi basın tarihimiz açısından ilk kez yaşadığımız hususlar değil.

Ergin, bu durumu şöyle özetliyor: “Halkın haber alma hakkı da hedefe konmuş durumda. Gazetecilik mesleğinin kendisinin suç sayıldığı bir tablo ile karşı karşıyayız.”

Haber ve fotoğraflar ‘delil’ olarak dosyalara giriyor

Son dönemde açılan davaların en çarpıcı yönlerinden biri, bizzat haber içeriklerinin “suç delili” kabul edilmesi. Ergin, birçok dosyada haberin kendisinin, fotoğrafların ya da röportaj yapılan kişilerin delil olarak sunulduğunu şöyle anlatıyor: “Bir protestonun fotoğrafını çekmiş gazeteciye, o protestonun ‘örgüt eylemi’ olduğu iddiasıyla suç isnadı yöneltilebiliyor. Sosyal medyada paylaşılan bir haber linki ‘propaganda’ delili sayılabiliyor.”

19 Mart protestolarında foto muhabirlerinin 2911’e muhalefetten tutuklanmasını hatırlatan Ergin, bu örneklerin mesleki faaliyet ile suç isnadı arasındaki sınırın nasıl bulanıklaştığını açıkça gösterdiğini ifade ediyor. Ona göre yaşananlar; “gazetecilere hangi haberi takip edip etmeyeceklerine dair hiza verme çabası.”

Yargılamalar: Peşinen cezalandırma ve yapısal sorun

Gazetecilere yönelik yargılamaların basın özgürlüğündeki yapısal sorunları görünür kıldığını söyleyen Ergin, özellikle adli kontrol kararlarının ve tutuklamanın bir baskı aracına dönüştüğünün altını çiziyor. Birçok gazeteci, yalnızca bir haber linki paylaştığı ya da bir röportaj yaptığı için yıllarca süren davalarla karşı karşıya kalıyor; yurt dışı yasağı, imza yükümlülüğü gibi tedbirlerle fiilen cezalandırılıyor. Her ne kadar bazı davalarda beraat kararı verilse de Ergin özellikle dezenformasyon düzenlemesi ile son dönemde gazeteciler üzerinde sistematik şekilde baskı uygulandığını vurguluyor.

“Gazeteciler sadece haber yaptıkları için yargılanıyor”

Peki bu süreci durdurmak için ne yapılmalı?

Ergin’e göre ilk olarak Anayasa’nın güvencesi altındaki basın ve ifade özgürlüğüne uygun davranılması, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere bağlı kalınması gerekiyor. Dezenformasyon Yasası (TCK 217/A) gibi gazetecileri doğrudan hedef alan düzenlemelerin kaldırılması gerektiğini belirten Ergin, yargı alanında da basın ve ifade özgürlüğünü koruyan bir yaklaşımın esas alınmasının zorunlu olduğunu söylüyor. Ergin, sözlerini şu tespitle bitiriyor:

Türkiye’de gazeteciler sadece haber yaptıkları, araştırdıkları, yazdıkları ve fikirlerini ifade ettikleri için yargılanıyor. Bu ihlaller yalnızca gazetecileri değil, tüm toplumun haber alma hakkını da ortadan kaldırıyor. Basın ve ifade özgürlüğünün tesisi bugün ülkenin en acil ihtiyaçlarından biri.

“Bugün yargılanan gazeteciler değil, toplumun haber alma hakkı”

Türkiye’de gazetecilere yönelik baskının en görünür biçimlerinden biri mesleki faaliyet nedeniyle açılan soruşturmalar. Ekoloji, çevre, enerji politikaları ve yolsuzluk alanlarında çalışan gazeteci Vedat Örüç, yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

7 yıldır sahadan haber yapan bir gazeteciyim. Bu süreçte defalarca tehdit edildim, hakkımda soruşturmalar açıldı ve son olarak 4,5 ay tutuklu kaldım. Tutuklanmama gerekçe edilen son soruşturma tek bir haber nedeniyle değil, bütün gazetecilik faaliyetim hedef konulmamdan ötürüydü.

Örüç, soruşturma dosyasındaki suçlamaların niteliğini şöyle aktarıyor. “İstanbul merkezli yürütülen soruşturmada yalnızca üç aylık sigorta kaydımın olduğu bir prodüksiyon şirketi örgütsel ilişki gibi sunuldu. Haber kaynaklarımla yaptığım rutin görüşmeler suçlama konusu yapıldı. Sahada meslektaşlarımla yan yana bulunmam dahi ‘örgütsel faaliyet’ olarak yorumlandı.”

Örüç’e göre dijital inceleme sürecinde yaşananlar ise daha ciddi bir soruna işaret ediyor: “Telefonuma el konuldu ama aylarca dijital inceleme yapılmadı. Dahası, telefonun emniyetin himayesindeyken kaybolduğunu söylediler. Aynı dosyada yargılanan herkes beraat etmesine rağmen benim hâlâ yurt dışı yasağım devam ediyor.”

Örüç, tutukluluk süresinin mesleki ve kişisel etkilerini ise şöyle anlatıyor: “Tutuklu kaldığım 130 gün hem işimi hem hayatımı doğrudan etkiledi. Sahadan koptum, projelerim yarıda kaldı, takip edeceğim çok sayıda dosya askıya alındı. Ama en zorlayıcı olan hasta annemi ziyarete gittiğim gün gözaltına alınmamdı.”

Yargı kurumlarının gazeteciliği bir kamu hizmeti değil, potansiyel bir suç alanı olarak gördüğü yorumu yapan Örüç, “Haber kaynaklarıyla konuşmak, sahada diğer gazetecilerle bulunmak, çalıştığın kurumun yayın politikasından sorumlu tutulmak… Bunların hepsi suç delili gibi değerlendiriliyor” diyor.

Örüç, kendi yaşadıklarını daha geniş bir tablonun parçası olarak görerek, “Benimle aynı şeyi yaşayan yüzlerce gazeteci var. Haberleri, paylaşımları, röportajları, basın açıklamalarına katılımları nedeniyle aynı suçlamalar yöneltiliyor. Bu artık bireysel bir sorun değil, yapısal bir baskı pratiği.”

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.