DOLAR 43,7311 -0.01%
EURO 51,9599 0.02%
ALTIN 7.020,79-0,77
Ankara
11°

KAPALI

Erman Toroğlu’nun aktarımı da sorunlu

Erman Toroğlu’nun aktarımı da sorunlu

Türkiye, bir futbol yorumcusunun, programdaki sözleri nedeniyle gözaltına alındığına da tanık oldu! Bereket Erman Toroğlu, tutuklanmadı; imza koşulu ve yurtdışı yasağı ile serbest bırakıldı.

ABONE OL
16 Şubat 2026 09:59
Erman Toroğlu’nun aktarımı da sorunlu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Faruk Bildirici

Açıklama yapılabilir ya da cevap ve düzeltme hakkı kullanılabilirdi. Bu düzeltme yöntemleri dururken, Toroğlu’nu “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamasının muhatabı haline getirmek, medya ve ifade özgürlüğünün geldiği aşamayı göstermesi bakımından kaygı verici.

Serbest bırakılan Toroğlu’nun “Yine gerçekleri söyleyeceğim” dediğini yazan Sözcü, “Erman Hoca ekranda ne dedi?” başlığı altında aynen şu bilgiyi verdi:

“GS Başkanı Dursun Özbek, TFF Başkanı’na, ‘Bu yıl şampiyon olmaya mecburuz’ diyor. ‘Bize destek çık’ gibi bir cümle sarf ettiği söyleniyor. ‘Erman Toroğlu yalan söylüyor’ derler. İnşallah doğru değildir.”

Whatsapp Image 2026 02 15 At 13.02.57 (1)

Toroğlu’nun bu sözleri, programda doğrulanmış bilgiyi değil “söylenti”yi aktardığını gösteriyor. Hatta doğruluğundan kendisi de emin değil ki, “söyleniyor” dedikten sonra bir de “İnşallah doğru değildir” diye ekliyor. Nitekim Dursun Özbek yalanladı Toroğlu’nun sözlerini.

Spor programı da olsa bir yorumcu, doğru olmayabileceğinin farkında olduğu bir söylentiyi ekranda dile getiremez. Haberciler gibi, spor yorumcuları da doğru bilgi aktarmakla yükümlü. Nihayetinde bir spor kulübünün lokalinde dostlar arasında bir muhabbet değil yaptıkları…

Üstelik Toroğlu, bugüne dek iktidar yanlısı kanallarda konuştuğu için sorun yaşamamış olabilir, ama artık Sözcü TV’de. Onu koruyacak zırhı da yok…

Can Yücel, “Göte göt denir” dedi mi?

Uğur Dündar, yıllardır internette, sosyal medyada dolaşıp duran ve Can Yücel’e atfedilen bir anıyı gündeme getirdiğinde, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’a mesajlarını değerlendiriyordu:

“Meclis’te bu sözlerin çok daha sertine tanık oluyoruz. Ben onları okurken Can Yücel’in bir yargılanmasını hatırladım. Hâkime, ‘Efendim, Türkçede göte göt denir’ diyor.”

Whatsapp Image 2026 02 15 At 13.02.57

Uğur Dündar, Can Yücel’e atfedilen o anıyı Halk TV’deki programda ayrıntılı olarak anlatarak, Özgür Özel’in, Özarslan’a yönelik hakaretini normalleştirdi, destekledi de. Uğur Dündar’ın bu anlatımından dolayı RTÜK, Halk TV’ye ceza verdi. Ahmet Hakan da “bu anekdotun doğru olmadığını”, “hukuki olarak kanıtlanmadığını” yazdı.

Bunun üzerine ben de yıllardır dolaşımda olan o sözlerin kaynağını aradım. Can Yücel’in 1982’de Yazko’dan yayımlanan, 18 Temmuz 1984’te “müstehcenlik” gerekçesiyle toplatılan “Rengâhenk” kitabı nedeniyle yargılandığı ve 1986’da beraat ettiği davaya işaret edildiğini buldum bazı yayınlarda. Gerçekten de o kitapta “Götümser” adlı bir şiir var. Ancak Can Yücel, Tevfik Taş’ın, “Düzünden” adlı kitapta topladığı yazılarında bile bu anekdottan bahsetmiyor.

Fazla ilerleyemeyince Malumatfuruş’taki arkadaşlardan yardım istedim, onlar da inceledi konuyu. Ahmet Nesin’in, Artı Gerçek’teki yazısını buldular. Ahmet Nesin, 2020’deki yazıda 12 Eylül sonrasında bir gün Gazeteciler Lokali’nde yemek yerken Can Yücel’in geldiğini anlatıyor:

“Göt davasından geliyorum, beraat ettim’ dedi. Yazko Edebiyat dergisinde Can Yücel’in bir şiiri çıkmıştı, içinde ‘göt’ sözcüğü geçtiğinden dolayı dava açtı sıkıyönetim askeri savcılığı. Gerisini neredeyse kelimesi kelimesine Can Baba’nın ağzından aktarayım.

‘Mahkemeye Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünü de götürdüm. Mahkeme başkanı bana ne diyeceğimi sorunca, ben de ‘G’ harfi bölümünü açıp heyete ‘Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti, Türkçemizde göte göt denir, sözlükte öyle’ diyor.”

Ahmet Nesin’den önce 2017 yılında da Metin Celal, Cumhuriyet’teki yazısında Can Yücel ile 1985’teki bir buluşmasını anlatırken, onun “Rengâhenk kitabındaki şiirleri nedeniyle yargılandığı davada ‘Göte göt demeyeceğiz de ne diyeceğiz” diyerek beraat ettiğini anlatmış.

Ahmet Nesin’in tanıklığı, Metin Celal’in anlatımı, Can Yücel’in o sözleri söylediğine dair önemli bilgiler. Elbette bunlar, mahkeme tutanakları ya da Can Yücel’in yazıları gibi kesin kanıt kabul edilemez ama bu yazılanlardan sonra “Kesinlikle olmamıştır” da denemez.

Zaten birçok olayda olduğu gibi, iktidar medyası Keçirören Belediye Başkanı Özarslan’ın istifasında da doğrularla yanlışları birbirine karıştırdı. Sanki Özarslan, CHP Genel Başkanı Özel’in WhatsApp mesajları nedeniyle istifa etmiş gibi sundular.

Oysa Turgut Altınok ve Savcı Sayan’ın 7 Şubat’tan önceki paylaşımları tersini kanıtlıyor. Özel, Özarslan’ın istifasının netleşmesinden sonra yazmış o mesajları. Öfkesini bastıramamış, hakarete varan sözcüklerle ifade etmiş tepkisini.

Muhalif medyada da Özel’in hakaretleri açıklıkla aktarılmadı; hakaretlere itiraz da edilmedi. Kimisi Özarslan’ın suç duyurusu haberine sıkıştırdı, kimisi de yorumla haberi karıştırarak geçiştirdi hakaretleri. Halbuki gazeteci kimseye hakaret etmemeli, hakareti de desteklememeli.

Yeni Şafak’tan örtük yalanlama

Ali Yerlikaya, son açıklamalarından birinde “Ayhan Bora Kaplan suç örgütü” davasının hem sanığı hem de gizli tanığı olan Serdar Sertçelik’in yakalanarak ülkeye getirildiğini müjdelemişti:

“Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Başkanlığı ve İnterpol-Europol görevlileri ile Macar Polisi tarafından, A.B.K. suç örgütü yöneticisi Serdar Sertçelik Macaristan’dan ülkemize getirildi.”

Whatsapp Image 2026 02 15 At 13.02.57 (2)

Fakat Tolga Şardan, T24’te, Ali Yerlikaya’nın açıkladığının tersine, Serdar Sertçelik’in kendiliğinden döndüğünü gösteren farklı bilgiler olduğunu vurguladı. Tam Yerlikaya’nın bakanlığı devrettiği gün olan 11 Şubat’ta bir yalanlama da İsmail Saymaz’dan geldi. O da halktv.com.tr’deki “O telefon kumpas için mi kapıya bırakıldı?” başlıklı yazısında, Serdar Sertçelik’in Macaristan’dan “kendi isteğiyle döndüğünü” söylediğini belirtti.

Yerlikaya’nın açıklamasını yayımlayan, başta Anadolu Ajansı açığa çıkan bu yeni bilgilere aldırmadı. Ancak Yeni Şafak, 12 Şubat’ta yayımladığı “Sertçelik’ten telefon iddiası” haberinde “Serdar Sertçelik, Türkiye’ye dönüp savcılığa ifade verdi” diye yazdı.

Yeni Şafak, bu bilgiyi aktararak, sadece artık “eski bakan” olan Yerlikaya’yı, yalanlamış olmuyor; kendini de yalanlıyordu. Çünkü Yeni Şafak’ta, 1 Şubat’ta yayımlanan “Serdar Sertçelik, Türkiye’ye getirildi” haberinde Sertçelik’in dönüşü “edinilen bilgi” olarak yazılmıştı.

Yerlikaya’yı, koltuğundan kalkışından bir gün sonra yalanlayan Yeni Şafak’ın, 11 gün önceki kendi haberini yok sayması da dikkat çekici. Başkasının yanlışını düzeltme gereği duyan bir gazete kendi yanlışının üzerini örtmeye çabalamamalı.

Erişim engellerinde şablon kararlar

Sulh ceza hâkimlikleri, erişim engeli kararı verirken çok hızlı davranıyorlar, ama itirazlara gelince karar verilmesi aylar alıyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu ve eşi hakkındaki içeriklere erişim engeli talebini 18 Aralık 2025’te talep etmişti. Gerekçe de tuhaftı; “Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması!” Başsavcılık, bakan yardımcısı ve eşi hakkındaki haberlerin, kamu düzeni ve milli güvenlikle ilişkisini açıklamaya gerek görmemişti bile.

Tabii ki, İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği de konunun “Milli güvenlik ve kamu düzeni” ile ilişkisini sormadı, üzerinde bile durmadı. Başsavcılığın talebini hemen aynı gün yerine getirdi. Nasıl olmuşsa hâkim, Ekşi Sözlük’ten CHP’li Oğuz Kaan Salıcı’nın paylaşımına kadar tam 177 linki birkaç saat içinde inceledi, tümünün erişime engellenmesi kararı verdi.

Karar bu kadar hızlı olunca, kararın içeriğinde hukuki gariplikler olması da kaçınılmaz. Erişime engellenen 177 link içerisinde bir de “BabaOcağı” haber sitesi yer aldı. Yani, bir haberi engellemek yerine babaocagi.com sitesini tümden erişime kapatmış oldular. Amaçlanan hukuki yarar ile orantısız bir ceza verildi böylece…

Erişim engellemesi kararını bir günde alan yargı, itirazları aynı hızda ele aldı mı? Ne gezer? İtirazların görüşülüp karara bağlanması bir ayı buldu. Engelleme bir günde, itirazlar bir ayda!

İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği, İfade Özgürlüğü Derneği, Google, Murat Cindoruk ve Bahadır Özgür’ün erişim engellerine itirazı ile BabaOcağı’nın, sitenin kapatılmasına itirazını birlikte görüşerek; 21 Ocak’ta karara bağladı; bir ay kadar sonra. Hem de “kararın ve dayandığı gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu” gibi bir satırlık şablon gerekçeyle reddetti itirazları.

Ne engellenen içeriklerin “milli güvenlik ve kamu düzeni” ile ilgisi ne de bir haber için BabaOcağı’nın tümüyle kapatılmasının bir açıklaması yoktu taraflara tebliğ edilen kararda.

Maalesef engellemelere itirazlar hep böyle şablon kararlarla reddediliyor; medyanın bile hakkını, hukukunu aramasına olanak tanınmıyor.

Ölen kadının anısına saygı

Öyle haberler oluyor ki, “Acaba neresinden tutsam” diye takılıp kalıyorsunuz karşısında. Sabah’ın “Kiralık teknede şüpheli ölüm” haberi tam da öyle…

İlk sayfadaki bu başlığı, “şüphe”den söz etmeyen haber yalanlıyor. Tam aksine, haberde “Genç kadının vücudunda darp izine rastlanmazken kalp krizinden öldüğü değerlendiriliyor” cümlesi, Bahar Taş adlı kadının doğal nedenlerle ölümüne işaret ediyor.

Yine ilk sayfadaki “Soruşturma başlatan savcılık, Taş’la beraber olan T.Y. ve S. E. isimli iki erkeği gözaltına aldı” spot cümlesi de sorunlu. “Taş’la beraber olan iki erkek” ifadesi, ölen kadın bu iki erkekle birliktelik yaşamış gibi bir algı yaratıyor; kadının anısını lekeliyor. Oysa “arkadaş grubu” olarak tutmuşlar tekneyi. Kaç arkadaşla teknede kaldıkları ise yok haberde.

Ölmüş bir kadının mutlu ve hoş gözüktüğü bir anını yansıtan fotoğrafını ölüm haberinde kullanmak da duruma pek uygun değil. Tabii aynı fotoğrafı, Sabah’ın yanı sıra ANKA ve Now TV’den NTV’ye kadar hemen tüm mecralar kullandı.

Bu da medyamızın kadınların mağdur ya da maktul olduğu haberlerde bir türlü vazgeçemediği alışıldık yöntem… Kadını haberin vitrinine koymadan yazmayı öğrenmek şart…

Tek cümleyle:

  • Sabah, AA, CNN Türk, TV100 ve TRT’nin de olduğu iktidar medyası, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenciler karanfillerle karşıladı” haberinde, kampüste olağanüstü hal ilan edildiğini, öğrencilerin alınmadığını ve derslere ara verildiğini aktarmadı.
  • Yeni Şafak’ın, “Mülteci kampları sular altında” başlıklı haberinde başka bir ülkeye sığınanlar değil, kendi ülkesi içinde başka bölgeye kaçan insanların yaşadığı kamplar söz konusuydu.
  • Migros’un da bulunduğu Anadolu Grubu, kurucularından Kamil Yazıcı için 17 gazeteye tam sayfa ölüm ilanı verdi; tümü de Migros grevini geçiştiren ya da görmezden gelen gazetelerdi.
  • Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Gaziantep’te bir grup gazeteciyle sohbet etti; ancak Türkiye gazetesi muhabiri, “gazetemize konuşan Yumaklı” diye özel haber gibi yazdı.
  • Cem Küçük, TGRT’deki yayında CHP Milletvekili Mahmut Tanal ’a, “Meclis eşkıyası” diyerek, gazetecilikte hiç olmaması gerektiği biçimde sıfat taktı, hakaret etti.
  • Yeni uçak alan THY, iktidar yanlısı tam 16 gazeteye “500. Yıldızımız göklerde” diye tam sayfa reklam verdi; onlar da “Gökyüzüne 500 imzası” gibi övgü haberleri yayımladı.
  • AKP’li Konya Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Altay’ın, “Sosyal belediyecilikte Konya farkı” başlıklı ilanı, haber görünümü altında aynı gün Milliyet ve Yeni Şafak’ta yayımlandı.
  • Hürriyet, Oksijen ve TRT Haber, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin “CHP’nin faşizan muameleleri mazur görülemez” cümlesindeki “mazur”u (mazeretli) “maruz” diye yazdılar.
  • Akşam, “500 kere maşallah” haberinde “…lansmanla tanıtıldı” yazdı ama “lansman” da tanıtım anlamına geliyor.

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.