DOLAR 32,8248 0.04%
EURO 35,2439 -0.18%
ALTIN 2.451,13-1,53
Ankara
28°

AÇIK

Diyarbakır’da farklı dini mabetler yan yana, barış içinde faaliyet gösteriyor 

Diyarbakır’da farklı dini mabetler yan yana, barış içinde faaliyet gösteriyor 

Diyarbakır'ın Sur ilçesinde Mar Petyun Keldani Katolik Kilisesi, Surp Giragos Ermeni Kilisesi, Dört Ayaklı Minare ile bilinen Şeyh Mutahhar Camii birbirine komşu olan, gölgeleri birbirinin üzerine düşen dini yapılar arasında. 

ABONE OL
2 Ekim 2023 12:57
Diyarbakır’da farklı dini mabetler yan yana, barış içinde faaliyet gösteriyor 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Haber: Yağmur Kaya – Diyarbakır

Diyarbakır, çok sayıda farklı dinden ve halktan insanın dini mabedlerine ev sahipliği yayıyor. Bunlarda biri, Mar Petyun Keldani Katolik Kilisesi. Yazılı kaynaklarda 17. yüzyılda inşa edildiği, belirtilen kilisedeki bir kitabede okunan 1834 tarihinin onarım tarihi olarak bilindiği; 3 nefli, 5 apsisli olan yapının günümüzde de özgün işleviyle kullanıldığı bilgisi yer alıyor. 

Kilisenin içinde bulunan, “1869’da Diyarbakır nasıl bir yerdi? Merak ediyor musunuz?” başlıklı bir tabelada 21 Mart 1869 tarihinde Diyarbakır’daki  nüfus, dini mabetler ve okulların sayıları sayısı var. Tabelada yer alan bilgilere göre; 

Kentte o tarihte, 11 İslam mektebi, 3 Ermeni mektebi, 1 Protestan mektebi, 1 Rum mektebi, 1 Rum Katolik mektebi, 1 Keldani mektebi, 1 Süryani mektebi, 1 Yahudi mektebi… 13 kilise, 1 Yahudi havrası… 8 İslam kabristanı, 4 Hristiyan kabristanı, 1 Yahudi mezarlığı bulunuyor. 

Aynı tabeladaki nüfus cetveline göre: 

4 bin 781 erkek, 5 bin 33 kadın Müslüman, 3 bin 577 erkek, 3 bin 276 kadın Ermeni, 508 erkek, 468 kadın Keldani vatandaş o sırada Diyarbakır’da  yaşıyor. 

İslam’ın 4 mezhebini simgeleyen Dört Ayaklı Minare ise 1500 Yılında Akkoyunlu Kasım Bey tarafından yaptırılıyor. 

Surp Giragos Kilisesi

Surp Giragos Ermeni Kilisesi ise Ermeni cemaatinin Ortadoğu’daki en büyük kilisesi kabul ediliyor. Ermeni yazar, tarihçi ve coğrafyacı Ğugas İnciciyan verdiği bilgiye göre kilise 16. yüzyılda inşa edilmiş. 

Kilisede bulunduğum zaman zarfında önce iki genç yanıma gelerek, kilisenin bahçesinde bir havuz olduğunu bu havuzun ne işe yaradığını soruyor gülerek. “Havuzdaki suyu içtikleri takdirde dinden (Müslümanlıktan) çıkar mıyız?” diye soruyorlar. Sesli gülmenin ya da ibadet etmek için sandalyede otururken bacak bacak üstüne atmanın bile yasak olduğu bu kutsal mekanda, sordukları soru karşısında şaşkına döndüm. Merak ettikleri her ne varsa kilisede görevli kişilere yönlendirerek tebessümle ayrıldılar. Hafif bir gülümsemeyle kilisenin içine giren bir grup genç kadın ise mum yakıp dua ettiğim esnada hemen arkamda durup, kol kola girerek birbirlerini çekiştirerek, “Tövbe estağfurullah, inşallah dinden çıkmayız” diyordu. 

Bahçede Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nde bir süredir gönüllü olarak çalışan Udi Yervant Bostancı ile tanıştım. Diyarbakır’a, kilisede bulunmamın nedenini Bostancı’ya anlattım uzun bir sohbete koyulduk. 

Yervant Bostancı ve Yağmur Kaya

 

Ermeni Halkın ekonomik ya da keyfi nedenlerle topraklarını terk etmediğini-etmeyeceğini söyleyen Udi Yervant, Ermenilerin feci eylem ve muamelelere maruz kaldığını vurguladı. Yervant, “Çünkü dünya da bilir; Ermeniler çalışkan, dürüst, sanatkâr, iyi insanlar. Hiç kimse Ermeni’den zarar görmemiştir. Bu topraklarda yaşayan herkese sorabilirsiniz” dedi. 

Sevmeyi biliyorsan…

Yervant Bostancı

Ermeni Halkının geçmişte tehcirle sonuçlanan olayları yaşamasını dini nedenlere bağlayan  Yervant: “Din… Benim görüşüm bu. Biz din kardeşi değildik. Ama öyle bakılmaması lazım. Ben de senin kardeşinim. İki gözüm, bir burnum, bir dudağım var. Benim senden ne farkım var? 

Sevmeyi biliyorsan Müslüman olman şart mı? Ya da seni sevmem için Hristiyan olman şart mı? Değil! Burada onları yaşadık. Hala yaşıyoruz. Bugün yaşadım ya, bugün, bugün… Oturdular, soru sordular. Güzel güzel cevapladım. 4 kişi. Çıkışta kapının önünde birden ‘Allahu Ekber’ diye slogan attılar. Ne gerek var ya! Gelseler ‘Allah en büyüktür’ deseler ama keşke bize hakaret etmeseler.

Her buraya girişte herkes nedense bir güler. Sanki bir tiyatro salonuna gelmiş. Resmen tiyatro yaşıyoruz burada. 10 yıldır Diyarbakır’da yaşamadıklarımı, bir ayda kilisede yaşadım. Hıristiyan olmamız, Ermeni olmamızdan kaynaklı. Bu kadar dışlamak olmaz ki! Bu topraklarda Yozgatlısı, Karslısı, Trabzonlusu, Anteplisi gelip hakaret etmiyor biliyor musun? Gelip bunu yapan Diyarbakırlı. Diyarbakır çocuğu gelip yapıyor. Benim hemşerim yapıyor, bu da benim çok ağrıma gidiyor. Canımdan çok sevdiğim halkım yapıyor.” 

Ailesinin 3 Aralık 1976’da Diyarbakır’dan İstanbul’a taşınmak zorunda kaldığını söyleyen Udi Yervant, “Bu sadece küçük bir örnek” diyerek bir örnekle Ermenilerin maruz kaldığı şiddeti şu sözlerle açıklıyor: 

“1974 Kıbrıs Savaşı’ndan sonra da büyük bir göç oldu. Çünkü Ermenilere çok hakaret edildi. Ermenilerin kapısı çok taşlandı. Hatta şu kelimeler söyleniyordu: ‘Ya Bedros’un karısı ya Kıbrıs’ın yarısı.’ Sopayla gezen bir baş vardı (bir insan). Arkasına takardı 100-150 kişi ‘Sanki Kıbrıs’ın yarısı Ermenilerin babasının malı, biz de (Ermeniler) çökmüşüz Kıbrıs’ın yarısına vermiyoruz” diye gezerdi. Böyle şeylerle karşılaştık. Özellikle 1974 Kıbrıs Savaşı döneminde. Benim de başımdan çok kötü şeyler geçti.” 

Amerika’da 21 yıl yaşayan, 2013 yılında Türkiye’ye kesin dönüş yaparak Diyarbakır’a yerleşen Udi Bostancı, kilisenin yenilenme sürecini de anlattı:

“Biz Diyarbakır’ı terk ettiğimizde şu kiliseyi şimdi nasıl görüyorsan dört dörtlük değil mi? Aynen böyleydi. Hiçbir yeri yıkılmamıştı. Biz ailece Diyarbakır’dan ayrıldıktan sonra çok az Ermeni kalmıştı Diyarbakır’da. Kilise 1970 yıllarda toprak damdı. Kilisenin bakımını Ermeni halkı gönüllü yapardı. 1980’lerin sonuna doğru kilise bakımsızlıktan harabeye döndü. Amerika’dan 90’lı yıllarda geldiğimde şurada, kapının girişinde çöktüm başladım ağlamaya. Göğsüme kadar toz, çamur, toprak; direkler yıkılmış, berbat bir halde. Muhteşem yapıyı ayakta tutan şey sütunlarıydı. 2008-2009 şu an kilisemizin yönetim kurulu başkanı Ergün Ayık, kilisemize can suyu verdi, ABD’de düzenlenen konserden elde edilen gelirle ve Ermeni Halkının desteğiyle bu bina ayakta kaldı.

‘İlk başlarda Kiliseyi yapacaksın yarın o bir gün tarumar edecekler.’ denildi. Haklılardı. Ben de ilk zamanlarda kilisenin yapımına karşıydım. Hani Hrant Dink’in çok güzel bir lafı var, ‘Bizim bu topraklarda gözümüz var, evet. Ama sırtımıza alıp götürmek için değil altına girip yatmak için.‘ Bizim bu kiliseyi sırtlayıp götürecek halimiz yok ya! Hepsi bu toprakların malı.”

Kiliseden ayrılırken ezan duyuluyordu, şunları düşündüm:

Birbirine komşu olan dini mabetlerde eksik olan şey, Keldani ve Ermeni cemaati. Ezan ve çan sesinin birine eşlik ettiği bu alanda, namaz kılmak için kimi Müslümanlar camiye giderken, Ermeni ve Keldani halkı kendi kiliselerinde yok, çünkü Diyarbakır’da sayıları tükenmiş… Bu iki halkın bölgede yaşayan az sayıdaki son temsilcileri ancak özel günlerde ibadet için Diyarbakır’a gelerek kiliseye gidiyor. Burada olmasalar bile, dini mabedlerine saygısızlık edilmese keşke…

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.