DOLAR 33,0924 0.18%
EURO 36,1410 0.2%
ALTIN 2.623,170,07
Ankara
27°

AÇIK

Depremzedeler anlatıyor; su yok, haşere çok, asbest tehlikesi var
  • 9.Köy
  • Gündem
  • Depremzedeler anlatıyor; su yok, haşere çok, asbest tehlikesi var

Depremzedeler anlatıyor; su yok, haşere çok, asbest tehlikesi var

Kahramanmaraş merkezli depremin üzerinden beş ay geçti, ancak depremzedelerin gündelik hayatlarında karşılaştıkları sorunlar bitirilemedi, aksine yenileri eklendi. Hatay'da depremzedeler, 9. Köy'e yaşadıklarını anlattı.

ABONE OL
24 Temmuz 2023 15:34
Depremzedeler anlatıyor; su yok, haşere çok, asbest tehlikesi var
1

BEĞENDİM

ABONE OL
Haber: İsa Uğur Erdoğan
Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden geçen 5 ayda, başta Hatay olmak üzere, depremin etkilediği bölgelerde yaşayanların sıkıntılarına hala çare bulunabilmiş değil. Hatay’a Defne ilçesinde bulunan Aşağıokçular Mahallesi’nde yaşayanlar, depremin 5. ayının dolduğu gün, su sorunundan, haşerelere, kaldırılmayan enkazların yarattığı asbest ve salgın hastalık sorununa dikkat çekmek için eylem yaptılar. Depremden etkilenen vatandaşlar, sorunlarını 9. Köy’e anlattılar.

“Normal suyla yemek yapmayı denedik”

Defne Kaymakamlığı’na bağlı AFAD çadır kentinde annesi, üç çocuğu ve kız kardeşiyle birlikte kalan bir depremzede, hava sıcaklığı nedeniyle kendilerine geri alınma koşuluyla verilen vantilatörün çözüm olmadığını belirterek, “Çadır çok sıcak oluyor, pervaneyi açsanız bile insan yine boğuluyor. Pervane sıcak havayı yine içeride döndürüyor” dedi.
Yaşadıkları bölgede çok sayıda yılanın bulunduğunu söyleyen depremzede, “İlaçlama yapılmasına dair biz sesimizi çıkarmadıkça kimse kendiliğinden müdahale etmiyor, bir şeyler dememiz lazım. Geçenlerde bir çadırdan yılanları çıkardılar. Bir Allah’ın kulu da sesini çıkarmadı. İlaç koyduklarını söylüyorlar ama bunun önlemi farklı şekilde alınmalı” talebini ifade etti.
Sinek sorununa dikkat çeken depremzede, yeterli müdahale yapılmadığını ve kentteki sinek ve haşere sorununun enkazlarda bozulan yiyeceklerden kaynaklandığını söyleyerek, “Herkesin evindeki yemekler enkazda kaldığı için daha çok sinek olmaya başladı. İnanır mısınız o yemeklerin kokusu ceset kokuları gibi etrafı sardı” dedi.
Su dahil olmak üzere depremzedelere verilen her şey için TC kimlik numarası alındığını söyleyen depremzede, iki ve üç haftalık aralıklarla sadece iki adet beş litrelik su dağıtıldığından şikayet ederek, “O su neye yetsin? Yemek mi yapalım o suyla, yoksa içelim mi buna anlam veremiyorum. Neden bize iki haftada bir, üç haftada bir su dağıtılıyor? Mesela iki hafta için iki adet beş litrelik su veriliyor. Normal suyla yemek yapılmıyor. Ki denedik biz bunu hepimiz enfeksiyondan ölüyorduk neredeyse. Normal sudan içtik, artık susuzluktan ölelim mi diye. O duruma kadar getirdiler bizi. Daha hala kendime gelmiş değilim” dedi.
Evinin az hasarlı olarak tespit edildiğini fakat devam eden depremler nedeniyle mutfak dolabının son olarak yerinden oynadığını belirten depremzede, çeşitli gerekçelerle yurttaşların çadırlardan çıkarılmak istenildiğini de söyledi.

“Hatay en çok etkilenen iller arasında ama niye bize yardımı çektiler?”

Fahiş kira fiyatlarına dikkat çeken depremzede, şöyle konuştu;
“Evi olan, olmayan ayrımı yapılıyor. Evi olmayan ne yapsın? Annemler için ev soruyoruz, kira olarak 145 bin TL kira istiyor. Birinci katı sorduk 15 bin TL olduğunu söylediler. Bu insanlar emekli maaşı ile yaşayanlar insanlar. Aylıkları bile 15 bin değil. Siz eve çıkın algısı yaratıyorsunuz da bu insanlar bu paraları nereden bulacak? Antakya on yılda kendisine gelmez, bakmayacaklar, yapmayacaklar. Biz hepsinin farkındayız. Bazen TİP geliyor, bazen İBB. İnanın başka bir destek görmüyoruz. Hatay en çok etkilenen şehirler arasında ama niye bize yardımı çektiler?”

“Mahallemizde evimizde hissediyoruz bunu anlamaları gerekiyor”

Yan yana çadır kuran iki komşudan diğeri ise neden çadır veya konteyner kentte kalmak istemediklerini şu şekilde özetledi:
“Bize yakın çadır kentlerde sıra gelmedi, verdikleri yer de buraya çok uzak. Burada bizim bir düzenimiz, komşularımız vardı. Mahallemizde evimizde hissediyoruz. Aslında bunu anlamaları gerekiyor. Bizi öyle bir yere götürüyorlar ki ne bir tanıdık ne de gölgesinde oturabileceğimiz bir ağaç var. Bir de tanımadığınız insanlarla uyum içerisinde yaşamak zorundasınız. Bir de bir süre verilmiyor. Yani ‘Siz bu kadar sabredin, biz buna bir çözüm bulacağız’ denilmiyor. O yüzden biz gitmek istemedik.“

Komşuların yan yana kurdukları çadırlar

Çadırın yırtıldığına inanmamışlar

Depremzede aile, aldıkları çadırın sıcaklık nedeniyle yıpranıp yırtılmasından dolayı aynı kuruma çadırın yırtıldığını ve yeni bir çadır talep ettiğini bildirdiklerini, ancak kurum yetkililerinin  bu duruma inanmayıp çadırı görmek istediklerini de anlattı. Depremzede, yırtılan çadırı gören görevlinin “yırtılan yeri dikin” diyerek, yeni çadır vermeyi reddettiğini, bu durumdan dolayı gururunun incindiğini de söyledi.
Ablasının da kanser hastası olduğunu belirten depremzede, “O bizden biraz daha fazla zorlanıyor. Çok fazla toz var, hava çok sıcak. Çadırlarımızı bağımsız olarak kurduğumuz için bize pervane ya da buzdolabı gibi eşyalar dağıtılmadı. Hatta Halkevleri’nin dağıttıkları dışında bize doğru düzgün bir yardım da gelmedi. Çünkü biz çadır kentlerde değiliz. O yüzden kendi imkanlarıyla aldığı pervaneyi gece gündüz açık bırakmak zorunda kalıyor. Çünkü çok fazla terliyor, sürekli çadırda uzanmak zorunda kalıyor. Dışarıya çıkamıyor çünkü çok fazla toz var. Tedavi için de sürekli Adana’ya gidip gelmek zorunda kalıyoruz. Ben yaşadıklarına şahit olduğum için tabii ki O bizden daha çok zorlanıyor” dedi.

“Son noktaya gelmedik ama gelmek üzereyiz”

Aşevinden çıkan yemekle yetişkinlerin yetinebildiğini fakat çocukların farklı yemekler de istediğini belirten depremzede, “Çadırlarda daha fazla ne kadar idare ediyoruz bilmiyoruz. Son noktaya gelmedik ama gelmek üzereyiz artık. Sabrımız taşıyor çünkü her şeyimiz sorun: Çamaşır yıkayacağımız zaman bir yerden bir yere gitmek zorundayız, banyo yapmak için bir yerden bir yere gitmek zorundayız. Çocukları beslemek için çadırda duramıyoruz. Mesela, tamam biz yemek alıyoruz ama çocuklar onu yemek istemiyor. Yemek pişirmek zorunda kalıyorum ve çadırın içi o kadar sıcak ki ben yemek yaparken dışarı çıkamıyorum; güneş yakıyor. İçeri giremiyorum; çadırın içi çok sıcak. Yani berbat bir durumdayız, anlamak için yaşamak gerekiyor” diye konuştu.
Aynı depremzede çocukların eğitimi konusunda ise, “burada eğitimle ilgili hiçbir şey söylenmiyor. Bir süre çadırda kalabiliriz ama çocukların eğitim almaması, çocukların gözden çıkarılması çok üzücü” dedi.
Kış aylarında nispeten şartlarının daha iyi olduğunu söyleyen diğer komşu ise, “Bir gece yattığımızda her şeyimiz vardı, bir sabah uyandığımızda hiçbir şeyimiz kalmamıştı. Bir çadırda beş aydır yaşamaya çalışıyoruz bir şekilde. Kışın biraz da çadır hayatı daha iyiydi. Ne de olsa içeride kalıyorduk. Şu anda böcek ve haşereler büyük bir sıkıntı. Daha önce üç öğün şu anda iki öğün veriyorlar aşevinde. Çadırda ortak bir buzdolabı koyduk komşumla. Eğer bir şeyimiz artarsa oraya koyuyoruz” diye konuştu.
Sümerler Mahallesi’ndeki evi yıkılan Yusuf Cinlioğlu da  Aşağıokçular’a yerleşenlerden. “En büyük sorunumuz barınma ve haşere” diyen Cinlioğlu, “İlaçlama yok, hayvanlarla haşır neşir olduk. En çok da karıncalarla ve sivrisineklerle” dedi.
Kronik kalp hastası olan Cinlioğlu, tahlil sonuçlarına göre ilaç alması gerektiğini, fakat depremin ardından kurulan yeni hastanelerde bu hizmetin verilemediğini ve bu nedenle ilaçlarını ‘kendi kendisinin doktoru’ olarak aldığını söyledi. Cinlioğlu, “ne devlet ne de özel hastane kaldı. Yeni hastane açıldı dediler. Fakat hiçbir birim çalışmıyor orada. Kronik kalp hastalığım için belirli aralıklarla ilaç ayarlanması lazım. Doktorum şehir dışında tahlil sonuçlarımı istiyor ama olmadığı için kendim alıyorum ilaçlarımı” dedi.
Depremzedelere yemek dağıtımının azaldığını da belirten Cinlioğlu, “Eskiden çok fazla yemek dağıtan birim vardı. Şu an yüzde otuza kadar düştü bu. Yani yüzde yetmişi çekip gitti buradan. Kendi adıma konuşuyorum; aldığım bir porsiyon bana yetmiyor ve eskiden üç öğün yemek veriliyordu. Şu an iki öğün veriliyor. Emekli olduğum için imkanlarım dahilinde bir şeyler alıp yiyebiliyorum ama olmayanlar ne yapacak” diye sordu.

Lazkiye Caddesi’ndeki kanalizasyon sızıntısı

Öte yandan aynı bölgede yayaşan bir yurttaş da, çadırların bulunduğu alanın yakınlarında bulunan Lazkiye Caddesi’nde patlayan kanalizasyon borusunun iki aydır tamir edilmediği için kirli suların sağlığı tehdit ettiğine dikkat çekti.

“Çadır kampı ya da tatil yapmıyorum”

Betül Candaş

Eski Antakya’da evi bulunan Betül Candaş, çadır girişine çektiği perdenin üzerine kaldırım taşlarını dizerek içeriye yılan girmesini engellemeye çalıştığını anlattı. Hipertansiyon hastası olan Candaş, hava sıcaklığına karşı vantilatörle çözüm bulmaya çalışırken, kendisinin ve depremzedelerin sağlığını tehdit eden en önemli şeyin enkaz yıkım çalışmaları esnasında sulama yapılmaması nedeniyle ortaya çıkan tozun olduğunu söyledi. 9.Köy muhabirine çadırların hepsinde alttaki malzemenin rengini kapatan toz tabakasını gösteren ve depremden kendisiyle birlikte kurtulan iki köpeğiyle çadırda yaşamaya çalıştığını belirten Candaş, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı;

“Ben bu bölgeye gelmeden yerde üç yer değiştirdim. Bu kolay değil çünkü ben çadır kampı ya da tatil yapmıyorum. Tek başınayım iki köpeğimi enkazdan kurtarmıştım ve ben onlarla mücadele içerisindeyim. Onlarla mutlu olmaya, hayata bir şeyler katmaya çalışıyoruz ama nereye kadar bilmiyorum.”

“Temel sorunlardan bir tanesi içilebilir su ihtiyacı”

Berna Demirdaş

Aşağıokçular Yaşam Merkezi’nde depremzedelerin hayatlarını kolaylaştırmaya çalışanlardan olan Halkevleri Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Berna Demirdaş da, bölgede gördükleri eksikleri 9. Köy’e anlattı.

Depremden önce de halkın su sorununun bulunduğunu belirten Demirdaş, “Buradaki en temel sorunlardan bir tanesi içilebilir su ihtiyacı. İlk başta çok fazla su geliyordu, dağıtımını yapmaya çalışıyorduk ama yazın su ihtiyacı daha fazla oluyor. Bu sorunu çözmek adına birçok yere arıtma cihazı kurduk. İhtiyaçları kolektif olarak bu şekilde gidermeye çalışıyoruz. Ama içilebilir su meselesi aslında bir hak meselesi. Depremin üzerinden beş ay geçmesine rağmen çözüm üretmek gibi bir dert de yok” dedi.
Haşere ve sineğe karşı mücadelenin yetersiz olduğunu ifade eden Demirdaş, bunun için birim kurduklarını ve talep edilen yerlere ilaçlamaya gidildiğini söyledi.

“Yaşam merkezlerinin etrafında sulamasız yıkım yaptırmıyoruz”

Yıkımlar nedeniyle oluşan toz ve açığa çıkan asbestin de önemli bir sorun olarak karşılarına çıktığını söyleyen Demirdaş, “Sağlıkla ilgili problemlerden bir tanesi de buradaki yıkımlar. Sulamasız yıkım ve yerinde ayrıştırma yapıyorlar. Bulunduğumuz yaşam merkezlerinin etrafının hiç birinde sulamasız yıkım yaptırmıyoruz” dedi.
Çöp sorunun halk sağlığı ile doğrudan ilgili olduğunu ve çöp alanları da oluşturduklarını kaydeden Demirdaş, bütün bunları yaparken aynı zamanda hak talebi olarak örgütlemek istediklerini şu sözlerle belirtti:
“En temelde yaşadığımız yerlerdeki sorunlara karşı kolektif çözüm ve bunun talep hareketi olarak örgütlemek. Bu işin muhatapları var aslında ve bunun şu noktaya gelmemesi lazım: Evet, kendimizin çözüm ürettiği yerde halkın katıldığı ve talebin kendisini alabildiğimiz bir şey örgütlemeye çalışıyoruz. Burada diğer kurumlarla da sorunları çözmeye çalışıyoruz ama bu yıkımın karşısında daha büyük çözümler üretmek lazım. Biraz da bunun için çabalıyoruz.”

Hatay Tabip Odası Başkanı Yılmaz: Milyonların üzerinde üreme odağı var

Kentteki haşere ve sivrisinek artışına ilişkin 9. Köy’e bilgi veren Hatay Tabip Odası Başkanı Sevdar Yılmaz ise sorunun kaynağı olarak yıkılmayı bekleyen yapıları işaret ederek, şöyle dedi;
“Depremde ağır hasar alan binaların üzerlerinde su depoları var. Şu an ağır hasarlı, yıkılmayı bekleyen 50 bin bina var. Bu 50 bin binanın her birisinin içerisinde 8-10 daire var. Hesaplarsanız, yaklaşık beş yüz bin su deposu yapar. Bu kadar odağın olduğu bir yerde haşereyle, sinekle mücadele çok kolay değil. Deprem öncesinde Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin (HBB) elinde 65 tane araç varken sadece mücadele ettiği odak sayısı yüz yirmi bindi. Ama bu şu an milyonların üzerinde odağa ulaştı. Ben sadece su depoların söylüyorum. Bunun içerisinde evin içerisinde bulunan yemek kaplarından, buzdolaplarından akan yiyecekleri de hesaplarsanız milyonların üzerinde üreme odağı var. Hem haşere, hem böcek hem de sinek için. Bu kadar yiyeceğin içerisinde kemirgenlerin de hızlıca çoğalmasından dolayı onların sayılarının da arttığını gördük. O kadar kemirgen nüfusuna bağlı olarak da yılan nüfusu artmaya başladı.”
Sinek ve kemirgenlerin sıtma, şark çıbanı ve tifo gibi bulaşıcı hastalıklara neden olabileceğini belirten Yılmaz, “Bunların ikisiyle ciddi bir mücadele verilmesi lazım. Bunun için bu su depolarının bir şekilde bertaraf edilmesi ve sineklerin üreme alanlarının ortadan kaldırılması lazım. Yoksa bu kadar az ekip ve ekipmanla mücadele etmeleri mümkün değil” dedi.

“Tetkik yapamadığımız için neye bağlı olduğunu çözme şansımız yok”

Yılmaz, kentte bahsettiği hastalıklara ilişkin bir vaka görülüp görülmediği sorusunu ise,  “Tifo, enterit (ince bağırsak enfeksiyonu) ve ateş yapabilir. Enterit vakalarını çok görüyoruz zaten. Şu anda onların tetkiklerini yapamadığımız için neye bağlı olduğunu çözme şansımız yok. Ama vakaları görebiliyoruz. Ateş vakalarını görebiliyoruz ama sebebini tespit etme konusunda bir olağanımız söz konusu değil şu anda” yanıtını verdi.
Su eksikliğine bağlı başka bulaşıcı hastalıkların da meydana gelebileceği konusunda uyaran Yılmaz, “Şu an şebeke suyu içme suyu olarak kullanılamıyor. Aslında en önemli ve en kolay çözüm yolu şebeke suyunun içilebilir hale getirilmesi. Şu ana kadar depremin üzerinden beş ay geçmesine rağmen şebeke suyu içme suyu olarak kullanılamıyor” dedi. Kentteki yıkım çalışmaları nedeniyle ağır tonajlı araçların deprem nedeniyle etkilenen alt yapıya daha da fazla zarar verdiğini belirten Yılmaz, şöyle konuştu;
“Alt yapının tamamen düzeltilmesi HBB’nin tek başına altından kalkabileceği bir şey değil. Çünkü maddi açıdan da ciddi problem yaşıyorlar. Su parası toplayamıyorlar, emlak vergisi, çöp vergisi toplanamıyor. Merkezi bütçeden de ciddi bir destek gelmiyor. Böyle olunca HBB’nin çalışma olanağı azalmış oluyor. Deprem öncesi yaklaşık 110 belediye Hatay’da çalışırken şu bunların 80 tanesi ayrıldı. Kalan belediyeler de kısmi olarak faaliyet gösteriyorlar. Onların da bir şekilde tekrar devreye girmesi gerekiyor. Merkezi otoritenin de HBB’ye destek olması gerekiyor. Devlet Su İşleri’nin de bu konuya el atması gerekiyor.”
Defne Belediyesi Veteriner Hekimi Şerif Güneş, haşere ve sinekle müdahale de esas sorumluluğun HBB’de olduğunu, fakat kendilerinin de bu konuda inisiyatif aldıklarını belirterek, sinek konusundaki müdahale için suyun 10 derece sıcaklığa ulaştığı dönemlerde etkin müdahale yapılabildiğini, fakat tam da bu tarihlerde depremin gerçekleşmesinin bunu engellediğini ifade etti.

“Ateşi söndürdük sayılır”

Öte yandan HBB Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Ahmet Kilisli ise, haşere ile mücadele konusundaki durumu, “küçük sinekleri hemen hemen yok ettik” sözleriyle anlattı.  şu sözlerle anlattı. Kilisli, Valilik ve belediyelerden yapılan takviye ile araç sayılarının 80’e ulaştığını söyleyerek, şöyle dedi;
“Zaten biz daha önce biz 103 araçla çalışıyorduk. Tasarruf tedbirlerinden dolayı iki yıl içerisinde 65’e kadar düşürüldük. Bu sadece ilaçlama alanında değil. Mevcut araçların yüzde 20’sini kaldıracaksınız, kaldırmamak da suç oluyor. Tabii böyle bir olağanüstü hal ortaya çıktıktan sonra bu kadar az sayıdaki araç bu duruma cevap veremedi. Esasında vatandaşın çok rahatsız olduğu küçük sinekler buğday biçim döneminde yaklaşık 10-15 gün ortaya çıkar ve yok olur. Yalnız çevre kirliliği veya ağır hasarlı binalar, çadır ve konteyner kentlerin deşarjlarının uygun şekilde bertaraf edilmemesi bu sineğin ömrünü uzattı.”
Kilisli çalışmaların sonucunu şu sözlerle anlattı;
“İlaçları daha güçlü ilaçlarla değiştirdik. Şu an ateşi söndürdük sayılır. Bu yaz sivrisinek mücadelesi devam eder. Yılanla ilgili kükürt ve naftalin getirdik. Farelerle ilgili 10 bine yakın kapan koyduk. Ama farelerin besleneceği o kadar materyal var ki dışarıda kapanların içerisine girmek istemeyebilir. Yine de tedbir amaçlı Asi kenarında, toplu yaşamın olduğu yerlerde bu tedbirlerimizi aldık. Depremde en büyük risk salgın hastalık. Şu an Valimiz olan Mustafa Masatlı bizi dinledi. Bunun HBB koordinasyonunda nasıl yapılacağına ehemmiyet gösterdi. İyi bir sonuç aldık. Bu şekilde de ateşi söndürdük. Şükür uyuz ve bit haricinde bir şey görmedik. O da kişisel hijyene bağlı bir olay.”

“Enkazın bir an önce kaldırılması gerekir ki bu iş sıfırlansın”

Kilisli, sorunun kaynağından kurutulması gerektiğini de ifade ederek, “Bizi en çok zora sokan yıkılması gereken binalar. Şimdi ağır hasarlı bir binanın bodrumunda su deposu var veya çatısında depolar var. Binaların içerisinde de dondurucularda bulunan gıdalar var. Bu tür atıklar da şehirde ağır bir kokuyu oluşturdu. 50 binden fazla bina var yıkılması gerekiyor ve burada iş biraz yavaşladı. Çünkü burada yerinde ayrıştırma yapıyorlar. Bu da ciddi bir zaman alıyor. Enkazın bir an önce kaldırılması gerekir ki bu iş sıfırlansın. Bu konuda eski halimize dönmemiz için ben bir yıl gibi bir zaman öngörüyorum” dedi.

Yıkılması beklenen binalar

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.