Ece Altıkulaç
Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) -ya da eski adıyla Çıraklık Eğitim Merkezi- bünyesinde hali hazırda 506 bin 473 öğrenci eğitim görüyor. Birbirinden farklı toplam 20 sektörde istihdam edilen ortaokul diplomasına sahip çocuklar, haftada bir gün okula gidip kalan günlerde asgari ücretin üçte birine denk gelen ücretlerle çalışıyorlar.
Peki, 15-16 yaşlarındaki çocuklar haftanın dört günü nasıl şartlar altında çalışıyorlar? MESEM’ler amaçlandığı gibi “meslek edindirme” işlevini yerine getirebiliyor mu?
Henüz 15 yaşında olan Zeynep, MESEM kapsamında bir kuaförde çıraklık yapıyor. A.K ise MESEM’de çalışan bir öğretmen. MESEM
öğrencisinin bir gününü Zeynep’e, öğretmeninkini de A.K.’ye sorduk. Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve İSİG Meclisi Genel
Koordinatörü Murat Çakır ile de MESEM’in tehlikelerini konuştuk.
15 yaşındaki Zeynep, İstanbul’da bir kuaför salonunda çalışıyor. Sabahları kahvaltı bile edemeden evden çıkıyor. Mesaisi normalde
09.00’da başlıyor. Ancak işvereni, daha erken gelip temizliğe yardım etmesini istiyor. Kuaförde işleri genelde aynı; yerleri süpürmek, kahve yapmak, havluları toplamak… Mesleğe dair yaptığı en yakın iş ise boyaları karıştırmak. Zeynep, meslek öğrenmek MESEM aracılığıyla gittiği kuafördeki bir günlük iş temposunu şöyle anlatıyor:
“Sabah uyandığım an yorulmaya başlar gibiyim. Çırak olarak her şeyi alttan almak da en az fiziksel yorgunluk kadar yük oluyor. Sürekli azarlanmak sıradanlaştı. Öğle arasına kadar temizlik ve ufak işlerle geçiyor. Öğle yemeğinde yanımda getirdiklerimi yiyorum. Akşama doğru işler hep daha yoğun. Öğle yemeğinden sonra mesai bitmek bilmiyor. Dükkandan hep en son ben çıkıyorum. Bazen müşteriler kapandıktan sonra bile kuaföre gelir, ‘Sadece hızlı bir kesim’ derler, oysa benim için her şey uzar. Eve döndüğümde ailem genelde akşam yemeğini yemiş oluyor, benim de yemek yemeye bile enerjim olmuyor zaten.”
“Bu yorucu tempoda okula zaman kalıyor mu?” sorusuna ise gülerek, “Yok abla ne okulu, okul mu kaldı?” yanıtını veriyor. Nedenini ise şöyle açıklıyor:
“Dört gün boyunca kuaförde çok yoruluyorum. Okula gitmem gereken günde de halim kalmıyor, genelde evde dinleniyorum. Onu da yapmazsam işe gidecek gücü bulamam zaten. Ders takibini arkadaşlarımdan notlar alarak ilerletmeye çalışıyorum ama o da bir yere kadar. Seneye açıköğretime geçmeyi düşünüyorum ama işi bırakamam. Aile bütçesine bir katkım oluyor. Sayemde birkaç fatura daha az ödeme yapıyorlar. Ailem baskı yapmıyor ama onlara yardımcı oluyor olmak hoşuma gidiyor.”
Zeynep eğer mümkün olursa ileride veteriner olup hayvanlara yardımcı olmak istiyor. En büyük hayali de hayvanlarıyla birlikte
yaşayabileceği büyük bir ev sahibi olabilmek.
Muğla’da bir Meslek Lisesi’nde MESEM öğretmeni çalışan A.K, merkezlerin kuruluş amacı ile uygulamanın farklılığına dikkat çekiyor.
MESEM sisteminin kağıt üstünde “harika” olduğunu söyleyen A.K., teori ile pratiğin uyuşmadığının ve yetişkin işçi ile çocukların aynı olmadığının altını çiziyor:
“MESEM gerçekten işliyor olsa harika bir sistem. Ancak öğrenci yollanan kurumlar MESEM kapsamında verilen eğitimleri de kuralları da ciddiye almıyor. Çocuklar çoğu zaman öteleniyor, mesleki eğitime dair hiçbir eğitim görmeden ayak işlerine yollanıyor ya da çocuklara meslekle alakasız işler yaptırıyorlar.”
Çocukların dört gün boyunca okuldan başka yerlerde olmalarının okula ve derslere adaptasyonunu da fazlasıyla zorlaştırdığını aktaran A.K., “Ben bir yetişkin olarak bile hafta içi bir gün izin yaptıktan sonra iş yerime döndüğümde adapte sorunu yaşıyorum. 15 – 16 yaşındaki çocuklar bu tempoyu nasıl kaldırsın” diyor.
Kemal Irmak
Eğitim-Sen olarak meslek eğitimine karşı olmadıklarını, Türkiye’de teknik kadroların yetişmesine çok ihtiyaç olduğunu söyleyen Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, MESEM sisteminin çocukları sömürüye açık hale getirdiği görüşünde. Çocukların haftada yalnızca bir gün okula gidebildiğini belirten Irmak, bu durumun genellikle çocukların okula gitmeyi tamamen bırakmasıyla sonuçlandığını vurguluyor ve ekliyor:
“Bir süre sonra MESEM bağlantılı iş yerlerine de gitmiyorlar. Ne yazık ki bu durum kontrol mekanizmasının eksikliğinden kaynaklanıyor.”
MESEM’lerle ilgili en önemli problemlerden birinin de program sonrası istihdam olduğunu söyleyen Irmak, “MESEM’in asıl işlevi program sonrası istihdam sağlaması olmalı. En başta da bu amaçla oluşturuldu. Ancak böyle olmuyor. Çocuklar MESEM kapsamında bir programdan mezun oluyor ancak mezun olduktan sonra da iş bulamıyor” diyor.
Murat Çakır
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) Genel Koordinatörü Murat Çakır ise MESEM’in en büyük tehlikelerinden birinin kitleselleştirilen çocuk işçilik devamında gelen çocuk işçi ölümleri olduğuna dikkat çekiyor.
Organize Sanayi Bölgesi (OSB) gerçekliğinin artık kent merkezlerine ve çeperlerine taşındığını anlatan Çakır, MESEM’lerin bir anlamda çocuk işçiliğini meşrulaştırma aracı haline geldiği görüşünde:
“Çocuk işçiler artık her yerde, kentlerin merkezinde, AVM’lerde, sokakta, şantiyelerde, sanayide ve OSB’lerde. Her ailede veya sülalede bir çocuk çalışıyor, her sokakta tanıdık bir çalışan çocuk var. Üretimden gelen bu gerçeklik çocuk işçiliği ‘görünür’ kılıyor ancak çocuk işçilik; eğitim, öğrenim, yetişecek eleman argümanlarıyla ‘meşrulaştırılmaya çalışılıyor’ ve ölümler maskeleniyor.”
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.