DOLAR 45,1932 0.16%
EURO 52,7715 -0.15%
ALTIN
Ankara
14°

PARÇALI AZ BULUTLU

Çan’ın gerçeği: Kanser yolculuğu

Çan’ın gerçeği: Kanser yolculuğu

Çan Terminali’nde dikkati çeken beyaz maskeli yolcu yoğunluğu, pandemi sürecinden kalan bir alışkanlığı değil, ne yazık ki ilçenin kanser gerçeğini ortaya koyuyor.

ABONE OL
27 Ağustos 2025 18:01
Çan’ın gerçeği: Kanser yolculuğu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Muhammed Yavaş

İlçeden kalkan bazı Çanakkale otobüsleri, Çanakkale’de şehir içine uğramadan Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi ve Onsekiz Mart Üniversitesi Araştırma Hastanesi’ne gidiyor.

Kanser hastaları ve hasta yakınlarının büyük ölçüde tercih ettiği bu seferlere, Çan Çevre Derneği “kanser yolculuğu” adını verdi.

“Herkes sessiz; her evden bir kişi zehir saçan firmalarda çalışıyor”

Çan Çevre Derneği Başkanı Mehmet Öz, “kanser yolculuğu”na ilişkin şu bilgileri verdi:

“Evet ‘kanser yolculuğu’ diye bir gerçek var. Hatta bu önceden kanser otobüsüydü. Eskiden Çan’dan direkt Bursa’ya Uludağ Üniversitesi’ne Onkoloji bölümüne giden bir araç vardı, aracın tamamı hasta doluydu ve kimse kimseyle konuşmazdı. Bu otobüse binen yolcularla biz konuştuk, hep anlatmalarını istedik ancak her evden en az bir kişi Çan’ı zehirleyen işletmelerde çalıştığı için başarılı olamadık. Sonra Çanakkale’ye kanser üzerine birim açıldı ve bu otobüsü kaldırdılar. Ancak şimdilerde de Çan’dan Çanakkale’ye giden Çan Birlik araçları var. Bu araçlar günün belli saatleri merkeze girerken onun haricinde direkt olarak Çanakkale’deki hastanelere gidiyor, yani son durak hastane. Eğer merkezde işin varsa da hastaneden şehir içi otobüs, taksi ya da yürüme ile işini hallediyorsun. Bu Çan Birlik dolmuşlarındaki yolcuların da çoğunluğu hasta, o yüzden biz bu yolculuklara kanser yolculuğu adını veriyoruz.”

“Otobüsteki herkes hastaydı, bu yolculuklar bana iyi gelmedi”

Adının açıklanmasını istemeyen kanser otobüsü yolcularından bir kişi, meme kanseri tedavisi gördüğünü ve tedavi nedeniyle Çanakkale’ye taşınmak zorunda kaldığını ifade ederek, şu bilgileri verdi:

“Önceleri ben de bu otobüsle yolculuk ediyordum ve o zaman Bursa’ya gidiyordum. Evet böyle bir otobüs vardı, ben de kullandım ama sonra bu otobüste yaptığım yolculuğun bana iyi gelmediğini fark ettim çünkü otobüste herkes hasta ve kimse kimseyle konuşmuyor, enfeksiyon riski de büyük olduğu için kendi imkanlarımla gitmeye başladım. Zaten sonra da Çanakkale’ye Onkoloji birimi açıldı. Araç Çan’dan kalkar Uludağ Üniversitesi’ne giderdi direkt olarak. Ben ilk gittiğim zaman doktorum Çan’dan geldiğimi anladığında bana ‘Bu Çan’da ne var bu kadar, neden bütün hastalar Çan’dan geliyor’ diye sormuştu. Hastanenin kantinine gittiğimde şoka uğramıştım çünkü bir çok hastayı tanıyordum, hastayı tanımıyorsam bile refakatçisini gözüm ısırıyordu. ‘Aa sen de mi geldin, siz de mi buradasınız’ gibi birçok muhabbetimiz oldu.”

“Doktor, Çan’dan taşınmamı önerdi”

Doktorun hava kirliliği nedeniyle kanser vakalarının arttığını, kendisine de yaşadığı ilçeden taşınmasını önerdiğini aktaran hasta, şöyle konuştu:

“Doktorum bana hava kirliliğinin bütün kanserlerin tetikleyicisi olduğunu söyledi ve bana daha fazla yaşamak istiyorsam Çan’dan taşınmak zorunda olduğumu belirtti, ben de Çan’daki evimi kiraya verdim ve Çanakkale’ye taşındım. Burada tedavi sürecinde hastaneye gidip gelirken de zorlanmıyorum, doktorum haklıymış bana çok iyi geldi.”

“Kanserli hasta verisine ulaşamıyoruz”

Çan’daki hava kalitesi ve ilçedeki hava kirliliğinin yol açtığı kanser riskine ilişkin sorularımızı yanıtlayan Çan Çevre Derneği Başkanı Mehmet Öz, şunları söyledi:

Çan’daki hasta sayısı bilgisine ulaşamadık, bu bilgi bize açıklanmıyor. Bakanlık yaklaşık 8 yıldan beri Türkiye’deki kanser vakalarına ilişkin verileri vermiyor. Çan’ın havası 2 yıldan beri ölçülmüyor. Son ölçümü Greenpeace’ye biz yaptırdık ve veriler kötü çıktı. Yaptığımız ölçümlerde PM 10 ve PM 2,5 parçalarının üzerinde ağır metaller de bulunduğu ve Doğrudan kanserojen etkisi olan ağır metallerin partikül maddelerin üzerinde olduğu doğrudan ciğerlere ulaşabilecek küçüklükteki PM 2,5 üzerinde yer aldığı görülmüştür. Ancak bu raporları bakanlık almıyor çünkü bakanlığın hava ölçüm cihazları bilerek havadar tepelere konuyor. Biz ne kadar zehirlendiğimizi bilemiyoruz. TÜİK bile en son 2021 yılından veri paylaşıyor, sonrası yok.”

“Çocuklarımız kronik bronşit, yaşlılarımız KOAH”

Bölgede yaşayan ekoloji avukatlarından Ümran Aydın da kendi deneyimlerinden hareketle konuyu şöyle değerlendirdi:

“İkinci termik santral kurulduğunda çocuğum yeni doğmuştu, henüz bir yaşındaydı. Çocuğum sürekli hastalandığı için doktora götürdüm ve ‘Ben mi yapamıyorum, bende mi bir sorun var, çocuk sürekli hasta oluyor,’ diye sordum doktora. O kadar alışkındı ki doktor, çok normal bir şey gibi havası daha temiz olan bir yere taşınmamı tavsiye ettiler. Çocuğumu beş yaşına kadar hava makinesiyle büyüttüm. Ne yazık ki burada yaygın bir yöntem bu. Maalesef bütün çocuklarımız kronik bronşit hastası, ventolin buharla büyüyorlar. Yaşlılarımız da KOAH’la (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) yaşıyor.

“Tek derdimiz sağlık”

Havamız, suyumuz artık sadece birkaç tane şirketin kârına bakıyor. Ne sağlığımız ne havamız, ne de suyumuz önemli. Ama halkın artık bu konuda artık oldukça tepkili olduğunu görebiliyorum. Çan muhafazakar; ama biz burada bile oldukça etkili bir çevre örgütlenmesi yürütebildik, hâlâ da yürütebiliyoruz. Öyle büyük bir çevre kirliliği yaşıyoruz ve haksız yere kirli havaya maruz kalıyoruz ki politik ayrılıkları bir kenara bırakarak hepimiz bunun mücadelesini vermeye başladık. Çünkü tek derdimiz; kendimizin ve çocuklarımızın sağlığı. Termik santrale de kimse karşı değil üstelik burada, insanlar sadece sağlıklarının gözetilmesini istiyor. Bizim tek derdimiz mutlu ve sağlıklı yaşamak, tek derdimiz sağlık.”

Bu haber, Avrupa Birliği finansal desteği ile üretilmiştir. Haberin içeriği tamamıyla Muhammed Yavaş’ın sorumluluğu altındadır ve hiçbir durumda Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP