Rengin Uçkan
Mezopotamya’nın kuzey sınırında, çok eski zamanlara dayanan köklü tarihi ve çok kültürlü yapısıyla dikkat çeken Mardin, insanlık tarihinin en önemli inanç ve mimari miraslarından birine ev sahipliği yapıyor.
Şehir merkezine yaklaşık 4 kilometre uzaklıkta olan Deyrulzafaran Manastırı, yalnızca Hristiyanlığa ait bir miras olmayıp altında bulunan Güneş Tapınağı ile farklı inançlara ait katmanları kendinde barındırıyor.
Yılın her dönemi yerli ve yabancı binlerce turistin uğrak noktası olan bu tarihi yapı; harçsız inşa edilen tavan mimarisindeki mühendislik gizemi ve astronomik hassasiyetiyle araştırmacıların dikkatini çekmeye devam ediyor.
Dr. İshak Bayyiğit, Deyrulzafaran’ın turizm dünyasındaki yerini şu sözlerle özetliyor: “Ziyaretçi burada ‘geçmişte kalmış’ bir inanç izini değil; hâlâ dua edilen, kandilleri yanan, bayramları kutlanan, patriklik hatırasını taşıyan ve halkıyla bağı devam eden bir manastırı görür. Bu canlılık Deyrulzafaran’ı sıradan tarihi yapı kategorisinden çıkarır; onu yaşayan miras, hac/ziyaret tecrübesi ve kültürel diplomasi alanına yerleştirir.”
Manastırın en alt katında bulunan ve zaman tünelindeymiş gibi hissettiren loş oda, antik dönemin en büyüleyici mühendislik çalışmalarından biri olarak görülüyor.
Bu alanın tarihi milattan önce 2000’li yıllara dayanıyor ve Süryanilerin Hristiyanlıktan önceki ataları olan, Güneş’e tapan bir topluluk olan Şemsilerin ibadet merkezi olarak biliniyor. Tapınağın tavan yapısı, modern mimarları bile hayrete düşürecek şekilde inşa edilmiş olup her biri yaklaşık iki ton ağırlığındaki bloklardan oluşuyor. Tavanın en büyüleyici yönü ise blokların hiçbir yapıştırıcı madde ve harç kullanılmadan, tamamen geometrik bir kilit sistemi ile bir arada durması.
Tarihin kadim zamanlarından bu yana yaşanan şiddetli deprem ve aşındırmalara rağmen, kurulan denge sayesinde tapınak tek bir milim bile kaymadan günümüze ulaşmış durumda.
Arkeolojik bulgular ve tarihi söylentiler, bu tavanın yapım tekniğine dair çarpıcı bir yöntemden bahsediyor: “Tapınağın duvarları örüldükten sonra, odanın içi tamamen toprakla doldurulmuş ve devasa tavan blokları bu toprak zeminin üzerine milimetrik hesaplarla yerleştirilmiştir. Ana kilit taşı yerine yerleştirilip sistem kendi ağırlığıyla kilitlendikten sonra, içerideki toprak boşaltılmış ve böylece taşlar yerçekimine karşı ebedi bir dengeye kavuşmuştur.”
Bayyiğit, alt katmandaki bu gizem ile üstteki yapının bütünleşmesini şu çarpıcı cümlelerle açıklıyor: “Güneş Tapınağı, Deyrulzafaran’ın Hristiyanlık döneminden çok daha eski bir inanç geçmişi üzerine yükseldiğini gösterir. Manastırın bu tapınağın üzerine inşa edilmiş olması da son derece anlamlıdır. Çünkü Süryaniliğin bu coğrafyadaki hikâyesi; eski inanç dünyasının Hristiyanlıkla karşılaştığı, dönüştüğü ve yeni bir ruhani kimlik kazandığı bu tür mekânlarda başlar. Ziyaretçi önce Güneş Tapınağı’nın 4000 yıllık kadimliği karşısında hayran kalıyor. Ardından Azizler Evi’nde azizlerin ve patriklerin hatırasıyla, Mor Hananyo Kilisesi’nde süren günlük ibadetle, Meryem Ana Kilisesi’nde vaftiz ve bayram hafızasıyla karşılaşınca daha derin bir etkilenme yaşıyor”

Şemsi inancına göre inşa edilen tapınak, aynı zamanda yapıldığı dönemin astronomi bilgisini de gösteriyor. Yapının doğu duvarında yer alan ve dışarıya açılan dar pencere, tesadüfi inşa edilmiş bir mimari parça değil. Yapılan ölçümler, bu pencerenin güneşin doğuş açısına göre tam isabetli şekilde konumlandırıldığını anlatıyor.
Güneş, Mezopotamya’nın ufkundan yükselmeye başladığı an, günün ilk ışığı bu dar pencereden doğrudan içeri süzülerek tapınağın merkezini aydınlatıyor. Antik dönemde Şemsi din insanlarının karanlığı delerek gelen bu ışıkla günlük dini ritüellerine başladıkları biliniyor. Modern manastır yapısı 5. yüzyılda bu alana zarar vermeden alanın üzerine inşa ediliyor ve zamanın Hristiyanlık öğretisi bu kadim mirasın üzerinde şekilleniyor.
Dr. Bayyiğit, yapının kalbindeki ritmin hiç durmadığına dikkat çekerek şunları aktarıyor: “Mor Hananyo Kilisesi ise manastırın yaşayan kalbi gibidir. Burada günde üç vakit ibadet edilmesi, ziyaretçiye bu yapının geçmişte kalmış bir tarihi eser olmadığını gösterir. Duanın hâlâ devam ediyor olması, mekânın ruhunu canlı tutar.”
Manastırın mistik ve ağır taş bölümlerinden açık alanlarına geçildiğinde ziyaretçileri, “Firdevs Bahçeleri” diye adlandırılan büyük bir yeşil alan karşılıyor ve asırlık nar ağaçlarıyla kaplı bu bahçe, alanın tarihle doğanın buluştuğu eşsiz bir manzara olarak karşımıza çıkıyor. Antik dönemlerde manastırın çevresini saran ve yapının ismini aldığı safran çiçeklerinin kokusu, nar ağaçlarıyla bütünleşip eşsiz bir botanik atmosfer sunuyor.
Bu yeşil dokunun inanç ritüelleriyle doğrudan bağını aktaran Dr. İshak Bayyiğit, bahçelerin ve üretimin manastır için önemini şu sözlerle detaylandırıyor: “Deyrulzafaran’da inanç, tarih ve tabiat birbirinden kopuk değildir; aynı hafızanın parçaları olarak birlikte yaşar. Zeytin ağacı Süryani Hristiyan geleneğinde derin bir anlam taşır. ‘Mesih’ kelimesi mesh edilmekten, yani yağlanmaktan gelir. Bu nedenle zeytinyağı kutsal bir mana içerir.”
640 Yıllık Patriklik Merkezi ve İnanç Katmanları
Deyrulzafaran Manastırı, sadece mimari bir yapı özelliği taşımıyor; aynı zamanda Süryaniler için çok önemli idari ve dini arşivlerden biri olarak görülüyor. 5. yüzyılda kalıcı bir manastıra dönüştürülen alan, 1932 yılına kadar 640 yıl boyunca Süryani Ortodoks Patrikliği’ne ev sahipliği yapmış olmasıyla dünya genelindeki Süryaniler için yüksek dini değere sahip olmasıyla biliniyor.
Deyrulzafaran Manastırı’nı ziyaret etmek; en alt katmanda Şemsilerin kadim astronomi bilgisini ve mimari dehasını, orta katmanda manastır hayatının ruhsal yapısını ve en üst katmanda Mezopotamya Ovası’nın bereketli doğasını aynı anda gözlemlemek anlamına geliyor.
1
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8881 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8470 kez okundu
3
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
7607 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6976 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6504 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5375 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5145 kez okundu
1
Bir sinemadan fazlası ‘yataklı sinema’: Uyuklayanlar, tadını çıkaranlar, filmi bitiremeyenler…
19268 kez okundu
2
Artık kelimelerin de bir müzesi var!
13897 kez okundu
3
“Dünyanın en eski yerleşim yerine” rakip çıktı
11753 kez okundu
4
Kız Kulesi’nin yeni hali eleştiri konusu oldu
11529 kez okundu
5
Şırnak’ta “Kiras u Fistan” ve “Şal u Şepik” geleneği devam ediyor
7243 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.