Rümeysa Nur Karaosmanoğlu
Adana, tarihi camileri, köprüleri ve çarşıları kadar hamamlarıyla da Osmanlı kent kültürünün önemli merkezlerinden biri. Kentte bugün de varlığını sürdüren Çarşı Hamamı, Irmak Hamamı, Yeni Hamam ve efsanelere konu olan Mestanzade Hamamı, yüzlerce yıllık bir geleneğin temsilcileri arasında yer alıyor.
Mimarlık Tarihi Uzmanı ve Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu’na göre hamamlar, Osmanlı kent yaşamında yalnızca yıkanma mekânı değil; sağlık, sosyalleşme ve kamusal yaşamın önemli unsurlarıydı. Özellikle sıcak iklimi ve su kaynaklarıyla öne çıkan Adana’da hamam kültürü uzun yıllar günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası oldu.

Prof. Dr. Ramazanoğlu, Osmanlı döneminde hamam inşasının ciddi mühendislik bilgisi gerektirdiğini belirterek, özellikle suyun taşınması, depolanması, ısıtılması ve tahliyesinin büyük teknik altyapı gerektirdiğini söyledi. Ramazanoğlu, Osmanlı kentleşme pratiğinde külliye yapımına başlanırken ilk olarak hamamların inşa edildiğini belirterek şu bilgileri verdi:
“Hamamlar hem işçilerin ihtiyacını karşılıyor hem de halk sağlığı açısından önemli bir işlev üstleniyordu. Ayrıca, külliyelerin yanı sıra her caminin bünyesinde halkın temizlik ve ibadet gereksinimlerini karşılamak üzere mutlaka bir hamam bulundurulurdu” dedi.

Ramazanoğlu, hamamların halk sağlığının korunması ve önleyici hekimlik bağlamında kritik bir işlevi olduğunu vurguladı. Bedenin ani ısı değişimlerine maruz kalmasını önlemek için yapılarda kademeli bir geçiş sistemi uygulandığını belirten uzman isim, mekânsal dizilimi dört aşamada şöyle özetledi:
“Mekânlar arası geçişte, ısı kaybını önlemek amacıyla kendiliğinden kapanan ağırlıklı kapı sistemleri kullanılmıştır. Mahremiyetine özen gösteren veya izole bir biçimde kişisel bakımını gerçekleştirmek isteyen kullanıcılar için ılıklık bölümünde ‘tıraşlık’ adı verilen tek kişilik özel odalar da tasarlanmıştır.“
Hamamların camekân, ılıklık, sıcaklık ve külhan bölümlerinden oluştuğunu anlatan Ramazanoğlu, yer altındaki sıcak hava kanalları sayesinde mekânın ısıtıldığını, kubbeli yapı sayesinde ise buharın tavandan damlamasının önlendiğini ifade etti. Gün ışığının içeri alınmasını sağlayan “filgözü” açıklıkları ve kendiliğinden kapanan kapı sistemleri de dönemin mimari çözümleri arasında yer alıyor.
Prof. Dr. Ramazanoğlu, hamamların salt temizlik mekânı olmadığını; yeme-içme, eğlence ve potansiyel gelin adaylarının görücüye çıkması gibi sosyo-kültürel işlevleri de barındırdığına dikkat çekti. Bunlardan birisi de 1529 yılında Tarihi Çarşı Hamamı. 1529 yılında Ramazanoğlu Piri Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Tarihî Çarşı Hamamı. Yaklaşık 500 yıllık geçmişe sahip yapı, 16 metre genişliği ve 43 metre uzunluğuyla Adana’nın en büyük tarihî hamamı olma özelliğini taşıyor.
Kentin genelindeki anıtsal yapı envanterini değerlendiren Prof. Dr. Ramazanoğlu; sadece Çarşı Hamamı’nın değil, Irmak Hamamı, Yeni Hamam ve efsanelere konu olan Mestanzade Hamamı gibi sivil mimari örneklerinin de şehrin hafızasında kritik bir rol oynadığını kaydetti.

Tarihî Çarşı Hamamı’nın kıdemli natırlarından Aysel Taş için hamamda çalışmak, bir geçim kaynağından ziyade anne yadigârı bir gelenek. Natırlık mesleğinin aile içinde kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını anlatan Taş, “Burası benim için bir iş yerinden öte, doğup büyüdüğüm kendi evim gibi” dedi.
Geçmişte, hamamların sosyal hayatın merkezinde yer aldığını, görücü usulü evliliklerde önemli buluşma noktası işlevi gördüğünü anlatan Taş, zamanla değişen hamam kültürünü şöyle anlattı:
“Yalnızca evlilik süreçlerinde değil; lohusa, kırk çıkarma ve yas alma gibi kadınlara özgü köklü âdetlerimiz de burada yaşatılırdı. Erkekler bölümünde ise damat, asker ve sünnet hamamları geleneksel törenlere dönüşürdü. Ancak bu zengin kültürel pratikler, yerini büyük ölçüde standart kese ve köpük işlemlerine bıraktı. Ama hala gelin hamamı geleneği hala devam ediyor.”
Çarşı Hamamı’nda geçmiş yıllarda 11 kişi çalışırken bu sayının bugün 5’e düştüğünü belirten Taş, yoğunluğun bedenen yorsa da ruhen dinlendirdiğini, insanların bu kültürü devam ettirmesinin kendisini çok mutlu ettiğini belirtti.
Hamamın erkeklerin kullanımına ayrılan saatlerinde ise 10 yaşındaki Meyyar T., hafta sonları akrabasına gönüllü şekilde yardımcı olarak bu işi küçük yaşta öğreniyor ve tarihi kültürün devamlılığını sağlıyor.
Evlerindeki her türlü modern imkâna rağmen hamamdan kopamayan sadık müşterilerden Pınar Şakru ise hamam alışkanlığının evdeki banyoyla kıyaslanamayacak bir sosyalleşme meselesi olduğuna dikkat çekti: “Kış aylarında mutlaka ayda bir gelirim. Bu bana anneannemden, annemden ve teyzelerimden kalan, çocukken heveslenerek başladığım bir gelenek. Benim kızım da sürekli benimle geliyor ve burayı çok seviyor. İnsanlar var oldukça bu kültür de devam edecek. Çağdan çağa bugüne nasıl ulaştıysa, geleceğe de öyle taşınmalı.“
1
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8879 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8466 kez okundu
3
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
7218 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6974 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6502 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5364 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5143 kez okundu
1
Bir sinemadan fazlası ‘yataklı sinema’: Uyuklayanlar, tadını çıkaranlar, filmi bitiremeyenler…
19266 kez okundu
2
Artık kelimelerin de bir müzesi var!
13894 kez okundu
3
“Dünyanın en eski yerleşim yerine” rakip çıktı
11750 kez okundu
4
Kız Kulesi’nin yeni hali eleştiri konusu oldu
11527 kez okundu
5
Şırnak’ta “Kiras u Fistan” ve “Şal u Şepik” geleneği devam ediyor
7241 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.