DOLAR 32,5606 0.14%
EURO 34,9845 0.27%
ALTIN 2.437,420,10
Ankara
27°

AÇIK

Moloz yığınları kalktı, ancak psikolojik enkaz hala yerli yerinde
  • 9.Köy
  • Gündem
  • Moloz yığınları kalktı, ancak psikolojik enkaz hala yerli yerinde

Moloz yığınları kalktı, ancak psikolojik enkaz hala yerli yerinde

6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan Kahramanmaraş merkezli deprem felaketinin üzerinden bir yılı aşkın süre geçti ancak depremzedelerin "psikolojik enkazı" devam ediyor. Psikologlar depremin özellikle çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekiyorlar. 

ABONE OL
4 Mayıs 2024 16:53
Moloz yığınları kalktı, ancak psikolojik enkaz hala yerli yerinde
3

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Doğan Bulut / Kapak Fotoğrafı: DepoPhotos – Serdar Özsoy
 
Kahramanmaraş merkezli depremlerin yarattığı şehir enkazı büyük ölçüde kaldırıldı. Ancak depremlerin üzerinden bir yıldan fazla geçmesine rağmen, insanlar üzerindeki psikolojik etkileri devam ediyor. 9. Köy, “afet sonrası travma” ile mücadele yöntemlerini ve bu alandaki son durumu, bölgede görev yapan psikologlarla konuştu.
 
Uzman Psikolog Şenay Ölmez, özellikle anne, baba, kardeş gibi çekirdek ailesinde kayıp yaşamış kişiler ve çocukların bu süreci “çok ağır yaşadıklarını” vurgulayarak, “Bana göre üzerinde en çok düşünmemiz konu depremzede çocuklardır. Çünkü çocukların yaşadığı travmalar gelecekte ruh sağlığı açısından çok ciddi risk teşkil ediyor” dedi.
 

Şenay Ölmez

Depremden etkilenen insanların yaşadıkları psikolojik süreçte en önemli konunun “afet sonrası travmayla mücadele” olduğuna dikkat çeken Psikolog Ölmez, şöyle konuştu:

“Depremzedelerde devam eden bir yas, korku, kaygı durumu öne çıkıyor. Kaygının getirmiş olduğu etkenlerde ise uyku bozuklukları, konsantrasyon bozuklukları ve yaşama tekrar katılmakta duyulan isteksizlik gözlenebiliyor. Özellikle depremde can kaybı yaşamış kişilerin günlük aktiviteleri yerine getirememe durumları ağır basıyor. Yalnız hissetmek ve bu durumdan umutsuzluk duyma durumları depremzedeleri depresyona itiyor. Tabi bu hissiyat beklenilen hissiyatdır. Tüm bu negatif düşüncelerin hakim olduğu bir grubun yanında ‘hayat devam ediyor’ düşüncesini benimsemeyi başarabilen bir grup da karşımıza çıkıyor. Şu ana kadar benim gözlemlediğim bu iki grup bulunuyor.”

“Gençlerin eğitim sürecinden kopmamaları şart”

Depremzede çocukların yaşadıkları travmaların, gelecekteki ruh sağlıkları açısından çok ciddi bir risk teşkil ettiğini de belirten Ölmez, “Çok erken yaşta can kayıplarıyla tanıştılar. Bilindiği üzere çoğu depremzede çocuğumuz engelli oldular. Pek dile getirilmese de ülkemizdeki engelli nüfusu deprem nedeniyle çok ciddi artış gösterdi. Bu da ayrıca hassasiyet duymamız gereken bir konu” dedi.
 
Çocukların yetişkinlere göre hayata karşı adaptasyonlarının “daha iyi olduğunu” da gözlemlediğini söyleyen Psikolog Ölmez, şöyle dedi:
“Verilen her destek kritik oluyor ve çocuklar bu desteklere daha hızlı uyum sağlıyorlar. Tabi yakın çevrenin desteği de önemli rol oynuyor. Çocuk ve gençlere yönelik okullarda ve üniversitelerde grup çalışmalarının yapılması gerekiyor. Düzenli toplantılar yapılabilir. Gençlerin eğitim sürecinden kopmamaları mutlaka şarttır. Okullar evler kadar önemlidir. Okul yönetimleri depremi yaşamış çocuk ve gençleri takip etmelidir. Çünkü eğitimin ruh sağlığını koruma etkisi vardır. Gençlik ve Spor Bakanlığına da önemli bir rol düşüyor. Spor ile çocuk ve gençlerin psikolojik yapılarına olumlu müdahalelerde bulunulabilir. Spor olanaklarının arttırılmasının gerektiğini düşünüyorum.’’

“Yas paylaşılırsa küçülür”

Toplum olarak depremi yaşamış kişilere karşı hassasiyetin önemine de vurgu yapan Ölmez, bu durumla ilgili dikkat edilmesi gerekenleri şöyle açıkladı:
“Deprem bir gerçek ve hepimiz bu gerçeği biliyoruz. Bu sebeple gizlemek, kaybedilen yakınları hiç konuşmamak ya da çok konuşmak doğru değildir. Yasın ve bu depremin paylaşılmasının bir sakıncasının olduğunu düşünmüyorum. Yas paylaşılırsa küçülür. Fakat burada bir parantez açmak istiyorum. Çocukların yanında ölüm olaylarını yoğun bir şekilde konuşmak ters etki yapabilir. Yok sayılmayacak ancak sürekli dile getirilmesi de sağlıklı olmayacaktır. Çocukların okullarındaki yönetici ve öğretmenlerin depremi yaşamış bir çocuğa yaklaşımı da çok önem arz ediyor. Fakat çocuğa bu anlamda yoğun bir ayrımcılığı da uygun bulmuyoruz. Olabildiğince eşit bir şekilde bu hassasiyeti göstermeliyiz. Tüm sorumluluklarını yaşıtlarıyla aynı bir şekilde görevlendirilmelidir.”

“Travmanın yaşandığı şehir, travmayı uyarıcı bir etkiye sahiptir”

Ölmez, tavmanın yaşandığı bölgede yaşamaya devam edilmesinin, travmanın sürmesine neden olabileceğine de dikkat çekerek,  ‘’Travmanın yaşandığı şehir, bölge, travmayı uyarıcı bir etkiye sahiptir. Bu bağlamda etkili evet ama kişinin o şehre karşı duyduğu aidiyet duygusundan dolayı bulunduğu bölgeden kopması çok zordur. Aidiyet duyulan yerden kopma durumu da ayrı bir travma etkisi yaratabiliyor. Gönüllü bir şekilde bölgeden uzaklaşma isteği var ise evet bunun bir sakıncası yok, fakat dayatma veya mecbur kalma durumu ile şehir veya bölge terk edilirse kişi de huzursuzluk başlayabiliyor” dedi.
 
Deprem bölgesinde yaşayan depremzede vatandaşlara Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri tarafından düzenli olarak psikolojik kontrol yapılmasının önemine de vurgu yapan Ölmez, “Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri psikiyatride olan bir birimimizdir. Bazı ağır kronik psikiyatrik rahatsızlıklar için daha çok kullanılıyor ancak bana göre deprem bölgelerinde, özellikle muhtarlıklarda Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinin olması gerektiğini düşünüyorum. Burada psikolog ve sosyal hizmet uzmanı deprem bölgesinde yaşayan kişilerin psikolojik yapılarını uzun süreli takip etmelidir. Kronik yas durumunu yaşayan depremzede bu şekilde daha sağlıklı bir süreç yaşayabilirler’’ dedi.

“Anksiyete ve uyku bozuklukları çok yaygın bir hale geldi”

Türkiye’nin büyük bölümünün deprem bölgesi olması nedeniyle toplumun genelinde kaygı ve endişe durumunun artış gösterdiğini kaydeden psikolog Ölmez, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin deprem bölgesi olması itibariyle maalesef kaygı toplumu olduk. Medyada gerekli gereksiz açıklamalar ile sürekli etkileşim halinde olmamız bu kaygıya ciddi etki ediyor. Anksiyete, uyku bozuklukları çok yaygın bir hale geldi. Bu durumlar çok yorucu ve yıpratıcı olabiliyor. Burada en önemlisi güvenlik duygusudur. Bu kaygının yönetilmesi için bireysel ve kamusal anlamda yapılacaklar vardır. Bireysel olarak ne yapabiliriz ? Öncelikle bulunduğumuz bölgede şu an endişe duyacağımız bir gelişmenin olmadığını benimsemeliyiz. Güvende olabileceğimiz sistem veya yapıları tercih edip, depremin verebileceği hasarla ilgili maksimum tedbir ile güven ortamı oluşturmamız gerekmektedir. Çünkü öncelikle yaşadığımız alanın güvende olup olmadığını kendime soracağız. Bireysel ruh sağlımızı kontrol ederken her gece deprem olacakmış gibi hissedip uyumamazlık yapılırsa bu o kişinin daha da işin içinden çıkılamaz bir vaziyete sürükleyecektir.’’

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.