Yüsra Batıhan
Sokaklar, parklar, sahiller… Bu alanların tamamı kentleri oluştururken, kamusal mekânlarda erkekler daha rahat hareket ederken kadınlar buralarda kendilerini güvensiz ve konforsuz hissediyor. Peki, kadınlar evde güvende hissediyorlar mı diye sorduğumuzda, bu sorunun yanıtı da çoğunlukla “Hayır” oluyor. Hal böyle olunca, kadınların tüm bu alanlarda çarptığı görünmez duvarlar, yaşadığı endişeler “kent hakkı” kavramının yeniden sorgulanmasına neden oluyor.
9.Köy Haber Merkezi olarak; güvenli yaşama, barınma ve seyahat özgürlüğü gibi temel insan hakları dahil pek çok hakkı içerisinde barındıran kent hakkını kadın yurttaşlar, akademisyenler ve aktivistlerle konuştuk.

Cennet Şaşırmaz
Ankara’da yaşayan üniversite öğrencisi Cennet Şımarmaz, kentlerde gün geçtikçe güvensiz ve tetikte hissettiğini ve temel hizmetlere ulaşırken ikincil planda hissettiğini söyledi. Kentin erkek çoğunluk tarafından dizayn edildiğini söyleyen Şaşırmaz, “Kadınlar olarak kendimizi her an potansiyel bir kurban gibi hissediyoruz. Sürekli tacize ve zorbalığa maruz kalacağımı düşünüyorum ve bu beni korkutuyor” dedi.
Mersin’de yaşayan Selda Şahin de gece saatlerinde sokaklarda şiddete ve tacize maruz kalma ve takip edilme endişesi yaşadıklarını kaydetti. Şahin, koruyucu olmayan, esnek devlet politikalarının, cezasızlık politikalarının ve kadın haklarına yönelik anayasal saldırıların endişelerinin nedeni olduğunu söyledi. Yerel yönetimlerde kadınların temsil edilmediğini söyleyen Şahin, şunları belirtti:
“Temel haklardan faydalanırken bile iki kez düşünmek zorundayız. Toplu taşımalarda taciz vakaları oldukça yaygın. Gece ve ıssız sokaklarda toplu taşıma kullanmak kadınlar için oldukça riskli. Yetersiz aydınlatma ve durak güvenliklerinin olmaması da kadınları açısından başka risk. Erkekler gece yarısı özgürce sokakları, toplu taşımayı ya da mekânları kullanabiliyorken kadınlar kaygı ve güvenlik endişesiyle bunlardan faydalanamıyor.“

Eda Dinçman
Hatay’da yaşayan Eda Dinçman, yeniden inşa edilen Hatay’da engelliler, çocuklar ve kadınlar için adım atılmadığını dile getirdi. Dinçmen, depremin 3’ncü yılına yaklaşırken şehir merkezinin hala karanlık olduğunu, kaldırımlarda yürünemediğini, kentin iş makineleriyle dolu olduğunu ve park alanlarının olmadığını belirterek şunları söyledi:
“Her an başıma bir şey gelebilir hissi var. Kentte güvende hissetmiyorum. Şarjım azken asla Antakya sokaklarında gezmiyorum. Gündüz gözüyle bile o yıkık dökük sokaklar güven vermiyor. Geceleri hiç çıkamıyoruz. Toplu taşıma yetersiz. Her yer inşaat olduğu için yollar bilgi verilmeden kapatılıyor, hergün güzergah değiştiriyor. Yollar güvensiz. Kızımla bir yere gitmek çile gibi. Otobüs gelmediğinde ve araç olmadığında otostop çekmektense saatlerce yol yürüyoruz. Onu götürebileceğim bir yer bile yok.“
Kadınlarla dayanışmak için “Hatay Kadın Dayanışması” isimli bir platform ve telefon grubu kurduklarını söyleyen Dinçmen, “Temel haklarımıza ulaşmak için mücadele ediyoruz” diyerek platformun yürüttüğü eylemlerden sonra kentin çeşitli noktalarının aydınlatıldığını belirtti.

Selda Tuncer
Yaşam, barınma, sağlık, ulaşım, güvenlik, kente katkıda bulunma ve aktif olma gibi pek çok kavramın kent hakkını kapsadığına işaret eden Sosyolog Doç. Dr. Selda Tuncer, şunları söyledi:
“Temel haklara dışarıdan gelen tehditler kadar evin içinde de -hiyerarşik, psikolojik, fiziksel- bir şiddet var. Kent hakkı yalnızca kamusala odaklanırsa bunu göremez. Şehirler genç ve sağlıklı erkekler ve sermaye için inşa ediliyor. Kadınlar bir de çocuklu olunca sorunları daha sert hissediyor ve kaçış yolu bulamıyor. Gündelik yaşamla, kültür, siyasal ve toplumsal yapıyla iç içe geçmiş sorunlar bu nedenle de görünmez. Yani güvenlik sağlandığında kadınlar birden akın akın dışarıya çıkamayacağı gibi, kültürel normlar da güvenlik olsa dahi kadınların dışarı çıkması ve kamusal hayata karışması önünde engel. Bu yüzden kadınların kentte görünmezliği, kent haklarının ihlal edilmesi kamusal kadar özel alanı da kapsıyor, dolayısıyla evden dışarıya bir bütün olarak incelenmeli.“

Duygu Altınoluk
Sosyolog Doç. Dr. Duygu Altınoluk da ev içi emek ile özdeşleşen kadın rolünün kamusal alandaki varlığını görünmez kıldığını söyledi: “Kadınlar gece sokakta yürümüyorsa bu tercih değil sistematik bir dışlama biçimidir. Bu dışlamalar toplumsal normlar, kent tasarımı, hatta ekonomik eşitsizlikler yoluyla yeniden üretiliyor” dedi.
Altınoluk, şöyle devam etti: “Şiddet vakalarının cezasız kalması kadınların güvende hissetmesini engelliyor. Bu da kamusal alanı erkekleştiriyor. Kadınlar ya görünmez oluyor ya da tamamen dışlanıyor. Buna karşı kent planlamasına kadınlar dahil edilip, şiddete göz yuman değil, önleyen kentler inşa etmeliyiz. Kent hakkı kadınlar için yalnızca bir yaşam alanı hakkı değil, aynı zamanda eşitlik, güvenlik ve görünürlük hakkıdır.“
Halkevleri’nden Buse Üçer de, “Geceleri meydanları terk etmiyoruz” sloganının kadınlar için önemine dikkat çekti. Bu sloganın ve feminist gece yürüyüşlerinin kentlerin kadınlar için güvenli olmadığı algısını yıkmak, kentleri dönüştürmek ve kadınların kentin sahibi olduğunu ilan etmek üzere yapıldığını anlattı.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7674 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6707 kez okundu
3
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
6504 kez okundu
4
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6332 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4975 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4818 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4696 kez okundu
1
Engelli maaşında “hane geliri” engeli
17383 kez okundu
2
Engelli bireyler nasıl oy kullanacak?
13171 kez okundu
3
Kuşadası’nda deprem fay hattı imara açıldı!
8862 kez okundu
4
Dünyanın ışıklandırılan ilk caddesi şimdi kapkaranlık
7025 kez okundu
5
Türkiye antidepresan kullanımında dünya 22’ncisi
6140 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.