DOLAR 44,5860 0.14%
EURO 52,3150 0.58%
ALTIN
Ankara

HAFİF YAĞMUR

Tetikçilik sıradanlaşıyor: “Gençleri suça iten sınıfsal öfke”
  • 9.Köy
  • Gündem
  • Tetikçilik sıradanlaşıyor: “Gençleri suça iten sınıfsal öfke”

Tetikçilik sıradanlaşıyor: “Gençleri suça iten sınıfsal öfke”

Türkiye'de suça sürüklenen çocuk sayısı rekor kırarken, meselenin salt bir güvenlik sorunu değil, derin bir sosyo-ekonomik kriz olduğu ortaya çıkıyor.

ABONE OL
8 Nisan 2026 11:09
Tetikçilik sıradanlaşıyor: “Gençleri suça iten sınıfsal öfke”
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Mehmet Duran Boztepe

Türkiye’de çocukların suça karışma oranlarındaki artış, adli istatistiklere ürkütücü boyutlarda yansıyor. Anadolu Ajansı’nın “Küçük yaş, büyük suç” dosya haberine göre; Türkiye’de yılda ortalama 180 bin çocuk suça karışıyor. Son 10 yıldaki veriler değerlendirildiğinde suça sürüklenen çocuk sayısında yüzde 17,47’lik bir artış yaşanırken, 2025 yılında bu sayı 186 bin 256’ya ulaştı.

Kasten yaralama, hırsızlık ve uyuşturucu gibi suçlar başı çekerken, suç örgütleri özellikle 15-18 yaş grubundaki çocukları sınırlı cezai sorumlulukları nedeniyle eylemlerde “araç unsuru” (maşa) olarak kullanıyor.

Peki, bu çocuklar neden suça sürükleniyor?

Gazeteci Osman Çaklı, Sosyolog-Gazeteci Eftalya Feraset ve Akçaburgaz Mahallesi Muhtarı Recep İsenç ile gençlerin suça sürüklenmesinin nedenleri ve çözüm önerilerini konuştuk.

Eftalya Feraset

Mekânsal adaletsizlik ve metalaşan kentler

Sosyolog ve Gazeteci Eftalya Feraset İstanbul gibi bir sermaye kentinde kenti ve suçu “sınıf”; gerçeğini dışarıda bırakarak tartışmanın imkânsız olduğunu belirtiyor. belirten, ilk domino taşının “mekânın metalaşması” ve çarpık kentleşme olduğunu ifade ediyor. Bağcılar ve Esenyurt gibi göç alan bölgelerdeki nüfus yoğunluğunun mekânsal bir adaletsizliğe neden olduğunu vurgulayan Feraset, okul, sağlık, ulaşım ve temiz hava gibi hizmetlerin bu bölgelerde daha yetersiz kaldığını belirtiyor.

Kentin sunduğu bu mekânsal adaletsizliğin gençlerde “sınıfsal bir öfkeye” neden olduğunu söyleyen Feraset, “Bu ‘sokağa düşme’ de belki bir hayatta kalma çabasıdır, tüm dışarıda bırakma çabalarına rağmen” diyor. Toplum ve okul tarafından damgalanan, saç tıraşları ve giyimleriyle dışlanan, sosyal medyada aşağılanan gençlerin suç örgütlerinde aidiyet, güç ve en önemlisi “görünürlük” bulduğunu belirten Feraset, durumu şu çarpıcı benzetmeyle açıklıyor:

Mc Donald’s kültürünün kriminolojideki karşılığı gibi hızlı organize ol, görünür ol, tüket, yok ol. Sınıfsal öfke burada nihilizme dönüşüyor

Osman Çaklı

“Tetikçilik sıradanlaştı”

Gazeteci Osman Çaklı’ya göre, sosyal medyada sergilenen lüks arabalar, silahlar ve deste deste paralar gençler üzerinde bir “sınıfsal sıçrama illüzyonu” yaratıyor. Dezavantajlı bir mahallede asgari ücretle çalışarak ulaşılamayacak bir hayata bir eylem yaparak bir gecede ulaşma vaadinin gençleri cezbettiğini belirten Çaklı, suç işlemenin artık yeraltında gizlenmek değil, dijital dünyada “görünür” ve “popüler” olmak anlamına geldiğini vurguluyor.

Suçun dijitalleşmesiyle şiddetin bir “performans nesnesi” haline geldiğini aktaran Çaklı, eskiden tetikçi olmak için belli bir yer altı geçmişi gerekirken, şimdi internetten bulunan herhangi bir gence “iş” ihale edilebildiğini söylüyor. Çaklı, tetikçiliğin artık tamamen tabana yayıldığını ve sıradanlaştığını ifade ederek, gençlerin bilgisayar oyunlarındaki “level atlama” mantığını gerçek hayata kopyaladığını, işledikleri suçun vahametinden çok dijital dünyada yaratacağı etkinin ve sahte saygınlığın peşinden gittiklerini ekliyor.

Çetelerden “alternatif aile” vaadi

Çocukların çetelere katılmasındaki tek motivasyon para değil. Anadolu Ajansı’nın “Küçük yaş, büyük suç” dosya haberinde yer alan uzman görüşleri de sevgi ve güven ortamından yoksun, ihmal, yoksulluk ve eğitimsizlik gibi nedenlerle kendini değersiz hisseden çocukların çeteler tarafından kimlik ve değerli olma hissi vaadiyle kolayca manipüle edildiğine işaret ediyor.

Aynı noktaya dikkat çeken Osman Çaklı, “Çete, gence bir kimlik kartı verir” diyerek mahallesinde kimsenin yüzüne bakmadığı bir gencin eline silah aldığında korkulan ve sahte de olsa saygı duyulan bir özneye dönüştüğünü belirtiyor. Çete liderlerinin bir “abi” figürü ve koruma kalkanı sunduğunu ifade eden Çaklı, “Genç, evinde bulamadığı korumayı ve topluluğu çetede bulur. Yaşanılanları suç örgütlerinin kendilerini bir tür ‘alternatif aile’ olarak pazarlaması olarak okumak gerekiyor” diyor.

Recep İsenç

“Aileler geçim derdinde, çocuklar savunmasız”

Makro ölçekteki bu sosyolojik ve ekonomik çöküş, mahalle düzeyinde çok daha çıplak bir şekilde yaşanıyor. Esenyurt’a bağlı Akçaburgaz Mahallesi Muhtarı Recep İsenç, ailelerin ekonomik zorluklar nedeniyle sürekli çalışmak ve uzun saatler mesai yapmak zorunda kalmasının çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekiyor. “Anne ve babalar gün boyu ekmek parası peşinde koşarken, çocuklar evde veya sokakta başlarında bir yetişkin olmadan vakit geçiriyor” diyen İsenç, bu denetimsizliğin gençlerin kötü niyetli kişiler tarafından kandırılmasına ve suça çekilmesine zemin hazırladığını vurguluyor. Çevre semtlerde refah seviyesinin daha yüksek ve okul sayılarının daha fazla olduğunu hatırlatan İsenç, okul sayısının artmasının ve çocukların eğitim kurumlarında daha güvenli bir ortamda vakit geçirmesinin suç oranlarındaki artışı doğrudan engelleyeceğini belirterek çözümün okullaşmadan geçtiğini savunuyor.

“Dijital mahalleler” ve çözüm arayışı

Gelinen noktada suç sadece geçmişteki gibi İstanbul’un dezavantajlı gettolarıyla sınırlı kalmıyor. Osman Çaklı’nın analizine göre, dijitalleşen suç ekonomisi sayesinde Bursa, Adana, İzmir ve Mersin gibi büyükşehirlerin çeper mahallelerinin yanı sıra, Avrupa’daki Türk diasporası bile bu sarmalın içine çekilmiş durumda. Suç örgütleri sosyal medya üzerinden kurulan “dijital mahalleler” aracılığıyla her şehirden gence ulaşabiliyor.

Uzmanların ortaklaştığı çözüm ise salt güvenlik operasyonlarında değil, bütüncül sosyal politikalarda yatıyor. Çaklı’nın altını çizdiği gibi; yerel yönetimlerin bu bölgelerde gençlerin enerjisini kanalize edebileceği ücretsiz spor, sanat ve teknoloji atölyelerini bir lütuf değil “temel hak” olarak sunması, devletin ve belediyelerin henüz suça bulaşmamış gençlere dokunan proaktif bir “koruyucu kalkan” oluşturması hayati önem taşıyor. Aksi takdirde, Anadolu Ajansı’nın raporunda da aktarıldığı üzere, suça sürüklenen çocuklar, devletin koruma zincirindeki koordinasyonsuzluğun ortasında bir “kayıp kuşak” olma riskiyle karşı karşıya kalmaya devam edecek.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.