Oğulcan Özgenç
Danıştay 5. Dairesi, Barış Akademisyenleri’ne ilişkin dosyasında Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği ihlal kararlarının bağlayıcı olmadığı yönünde karar verdi. Üç oyla kabul edilen ve iki üyenin karşı çıktığı karar, yüksek yargı organları arasında AYM kararlarının bağlayıcılığına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Karar, daha önce Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Can Atalay hakkında verilen AYM kararını uygulamamasıyla başlayan tartışmaların ardından geldi. Danıştay kararında, bireysel başvuru sonucunda verilen ihlal kararlarının iptal kararlarıyla aynı hukuki niteliğe sahip olmadığı savunuldu. Bu nedenle söz konusu kararların doğrudan bağlayıcı sonuç doğurmadığı, ilgili mahkemeye yeniden yargılama yapılması için bir süreç başlattığı ileri sürüldü. Bu yaklaşım, AYM’nin bireysel başvuru mekanizması kapsamındaki rolünün dosyayı yeniden değerlendirilmek üzere ilgili mahkemeye göndermekle sınırlı olduğu görüşüne dayandırıldı.
Karar, uzun süredir görevlerine iade ve haklarının tanınması için hukuki mücadele yürüten akademisyenlerin dosyalarında yeni bir tartışma başlatırken, barış akademisyenlerinin adalet arayışı devam ediyor.
Avukat Kerem Altıparmak, Danıştay’ın kararının sadece bir AYM kararına uyulmaması meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Altıparmak’a göre bu karar, AYM’nin bireysel başvuru yoluyla verdiği ihlal kararlarının bağlayıcılığına ilişkin çok daha radikal bir yaklaşıma sahip.
Altıparmak, “Barış akademisyenleri dosyasında doğrudan ilgili bir AYM kararı bulunuyor. Buna rağmen Danıştay, kararda hiç gereği yokken uzun uzun AYM kararlarının mahkemeleri esas bakımından bağlamadığını söylüyor” ifadeleri kullandı. Bu yaklaşımın sürmesi halinde bireysel başvuru mekanizmasının etkisinin ciddi biçimde zayıflayabileceğine dikkat çeken Altıparmak, şu görüşleri dile getirdi:
“Bu yaklaşım devam ederse AYM’ye gitmenin anlamı kalmayabilir. Çünkü mahkemeler AYM kararına uymayıp kendi bildikleri gibi hareket edebilir. Böyle bir durumda AYM bağlayıcı bir hukuk yolu olmaktan çıkar.”
Altıparmak, kararın idari yargı içinde ortak bir içtihat bulunmadığını gösterdiğini söyledi. Aynı dairenin benzer dosyalarda farklı kararlar verdiğine dikkat çeken Altıparmak, şu ifadeleri kullandı: “Danıştay’ın en azından bu dairesinin genel tutumuna bakmak gerekiyor. Aynı daire aynı yıl içinde 17 karar verdi; bu 17’nci karar önceki 16 kararda tek başına imzanın iltisak sayılmayacağı yönünde kararlar çıkmıştı.”
Altıparmak, “İdare mahkemelerinin bir kısmı imzanın tek başına iltisak olduğunu söylüyor, bir kısmı söylemiyor. Bölge idare mahkemeleri için de aynı durum geçerli. Türkiye’de hiçbir idari yargı mahkemesinin üzerinde uzlaşamadığı ‘iltisak’ kavramının yasal olarak öngörülebilir olduğunu söylemek mümkün değil” dedi.
İhraç edilen akademisyenlerden Can Irmak Özinanır da Danıştay’ın kararını 9. Köy’e değerlendirdi. Dokuz yıl önce görevinden ihraç edildiğini hatırlatan Özinanır, “Dört kişi Danıştay’dan ret aldı, ben de onlardan biriyim. Kararda imzanın dışındaki bazı durumlar, örneğin sosyal medya paylaşımları gibi gerekçeler öne sürülmüştü” diye konuştu.
Danıştay’ın son kararını değerlendiren Özinanır, “Bu karar akademisyenlere ‘hayatınızdan çalmaya devam edeceğiz’ demek. Neredeyse 10 yıl oldu; Danıştay bu kararla hayatımıza el koymaya devam edeceğini söylüyor” ifadelerini kullandı.
Özinanır, kararın Türkiye’de hukukun işleyişine dair daha geniş bir tabloyu ortaya koyduğunu söyledi. OHAL döneminde başlayan uygulamaların fiilen devam ettiğini belirten Özinanır, “Tamamen siyasi otoritenin talimatları doğrultusunda yürüyen bir yargı var.OHAL sözüm ona kalktı ama fiilen kalıcı hale geldi; Barış Akademisyenleri de bunun bir parçası” dedi.
KHK ile ihraç edilenlerin yaşadığı hak ihlallerinin zamanla gündemden düştüğünü belirten Özinanır, bu sürecin unutulmaması gerektiğini vurguladı.
“Yıllar geçtikçe gündemler değişiyor ama haksız sebeplerle ihraç edilmiş çok sayıda KHK’lı var. Bu süreçte kalp krizi geçiren, intihar eden insanlar oldu. Bu gündemi unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. Bugün barışın yeniden konuşulmasının önemli olduğunu belirten Özinanır, “Bugün bizim talep ettiğimiz şey konuşuluyor. Ama bu dönemde bizim adımız o kadar zikredilmiyor. Bu nedenle toplumsal sesi yeniden yükseltmek gerekiyor. Barışın talep edilmesi önemli” görüşünü dile getirdi.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7365 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6608 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6259 kez okundu
4
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
5240 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4926 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4657 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4616 kez okundu
1
Engelli maaşında “hane geliri” engeli
17383 kez okundu
2
Engelli bireyler nasıl oy kullanacak?
13098 kez okundu
3
Kuşadası’nda deprem fay hattı imara açıldı!
8862 kez okundu
4
Dünyanın ışıklandırılan ilk caddesi şimdi kapkaranlık
6940 kez okundu
5
Türkiye antidepresan kullanımında dünya 22’ncisi
6140 kez okundu