Sonay Orta
Ankara’nın meşhur grisi, kimine göre soğuk bir melankoliyi, kimine göre ise köklü bir aidiyeti simgeliyor. Eskinin kuralcı memur şehri, bugün başkent sokaklarında kendi rotasını çizen gençlerin enerjisiyle yeni bir anlam kazanıyor.“Beton şehir” veya “gri şehir” gibi kalıplaşmış fikirler kent sakinleri tarafından artık birer kusur olarak değil, şehrin özgün kimliği olarak sahipleniliyor.
Tarihçi ve Yazar Hakan Kaynar, Ankara’nın başkent kimliğinin 2000’lerden önce daha baskın olduğunu ifade ediyor. Eskiden Ankara’nın “memur kenti” olarak anıldığını belirten Kaynar’a göre, sakinlerinin değişmesi, “Ankara” imajını da değiştirdi:
“Eskiden Ankara memur kentiydi. İnsanlar duraklarda kaldırımların üzerinde tek sıra olup bekliyorlardı, kurallı bir şehir gibiydi.Memurların nüfusa oranı şimdikinden oldukça yüksekti. Artık memurluk da değişti. Giysi kodları, öğretmenlerin kot pantolongiyebilmesi gibi. Başkentin hikayesi, sakinlerinin değişmesiyle değişti. İnsanlar yaşadıkları yere bir anlam katmak istiyorlar. Ankaralılar şehrin griliğini sahiplenerek şehirle olan bağlarını savunuyorlar.”

Şehirde yürümenin romantik bir eylemden ziyade politik bir duruş belirttiğini söyleyen Kaynar, sosyal medyada bu tip yürüyüşlerin daha görünür hale geldiğini belirterek, “İnsanlar bağımsız olarak bir semtten bir başka semte yürüyorlar. Bu yürüme eyleminde
birbirleriyle karşılaşma imkanı, çevrenizle ve kendinizle kurduğunuz ilişki başka türlü gelişiyor. Şehre olan aidiyeti besleyen bir şeyyürümek” diyor.
Ankara’nın gri ve denizsiz bir şehir oluşunun eksiklik olmadığını belirten Kaynar, 2000’lerden sonra, kentte doğanların, Ankara’nın bu haliyle daha barışık olduğunu belirtiyor:
“O grilik bizim bugünden yarına değiştirebileceğimiz bir şey değil. Gri ise gri. Bir de bu Ankara’nın gri olma meselesi belli ki Ankaralı olmayanların, yabancıların gözlemi. Biz Ankara’nın yabancısı olmadığımız için Ankara bize griden başka renklerde de görünüyor.”
Kaynar, Ankara’nın Cumhuriyet’ten bu yana temsil ettiği siyasi duruşun kentin hafızasına nasıl işlediğini şu şekilde aktardı:
“Cumhuriyet dönemi yapılarını düşünelim, bakanlıklar, Ulus’taki bankalar gibi. Onların bir temsil yeteneği vardı. Demokrat Parti döneminde Kocatepe Camii, görüşümüzü Sıhhiye’den yukarıya doğru bakarken kendisine doğru çeviriyor. Son yirmi yılda Çukurambar, Beştepe civarının bütün görüntüsü aslında siyasi iktidara göre değişti. 2010’lu yıllara kadar Ankara’da zengin fakir ayrımı gözle görülebilirdi. Gaziosmanpaşa Mahallesi ile Kırkkonaklar Mahallesi arasında bir sokakla değişiyordu bütün görüntü. 2000’den sonra refah seviyesi yüksek olan kesim İncek, Çayyolu ve Yaşamkent gibi belli alanlara yerleştiler. Eski şehrin her adımda deneyimlenen zıtlıkları kaybolmuş oldu”

Antalya’dan Ankara’ya üniversiteyi okumak için gelen Ömer Berkay Taş ise Ankara’yı, “gri bir tuval” olarak nitelendiriyor. Kentin, güzellikten ziyade, benzersiz olanaklar sunduğunu düşünüyor:
“Ankara imkan bakımından Türkiye’nin neredeyse tüm illerinden daha iyi durumda. Bu şehir size güzellik sunmuyor fakat birçok imkan sunuyor. Siz yaşantınız ve yaptıklarınızla aslında bu gri tuvali kendiniz boyuyorsunuz. Ankara’nın böyle kendine has bir özelliği var. Ben bu şehre gelmeden önce Behzat Ç’nin ilk 3 sezonunu izlemiştim. Orada anlatıldığı kadar biliyordum ve bu şehir beni çok heyecanlandırmıştı. Dikmen Vadisi’nde, Atakule’nin altındaki Botanik Park’ta ve Gençlik Parkı’nda vakit geçirmeyi çok seviyorum.”
Melih Sürer ise Ankara’yı “betondan ibaret gri bir durak” nitelendiriyor. Ankara’ya değer ve güzellik katan özelliğin, Anıtkabir ve simge mekanlar olduğunu vurgulayan Sürer, Başkent’e dair duygularını şöyle anlatıyor:
“Ankara’nın çok bir özelliği olmadığı için insanlar bu şehirde yapacak bir aktivite bulamadıklarından bunalıyorlar ve melankolik bir şehir olarak görüyorlar. Ankara’yı tamamen bürokrasinin büyümesi, herhangi bir tepeye çıkıldığında yüksek binalardan başka bir şeyin gözükmemesi ve doğal güzelliklerin pek olmaması nedeniyle maalesef çok sevemiyorum. Bunlara rağmen Ankara’yı özel ve önemli kılan bir değere yani Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yattığı yer olan Anıtkabir sahibiz. Ankara’da vakit geçirme, eğlenme alanları kısıtlı olduğu için çok farklı aktiviteler yapmıyorum. Arkadaşlarımla birlikteyken çay, kahve içerek sohbet ediyoruz veya Kuğulu Park, Gençlik Parkı gibi Ankara için güzel sayılabilecek yerlere gidiyoruz“
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
6597 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6446 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6182 kez okundu
4
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4874 kez okundu
5
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
4656 kez okundu
6
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4511 kez okundu
7
Türkiye’de mülteciler ve geri göndermeler
4510 kez okundu
1
Bir sinemadan fazlası ‘yataklı sinema’: Uyuklayanlar, tadını çıkaranlar, filmi bitiremeyenler…
18899 kez okundu
2
Artık kelimelerin de bir müzesi var!
13813 kez okundu
3
“Dünyanın en eski yerleşim yerine” rakip çıktı
11695 kez okundu
4
Kız Kulesi’nin yeni hali eleştiri konusu oldu
11495 kez okundu
5
Geleneksel sanatın incisi Kastamonu’nun takısı “Tosya kıstısı”
6776 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.