Fatma Polatcan
Elleri titredi Leyla’nın ülkesindeki işkence görüntülerini izlerken. Ekranda dövülen insanlar vardı; yerde sürüklenenler, coplarla vurulanlar, çığlıklar arasında kaybolan yüzler… Kimileri öldürülüyor, kimileri işkence görüyor, kimilerinin uzuvları yerinden ediliyordu.
Leyla bir an ekrana bakmayı bıraktı, ardından tekrar gözlerini dikti. “Bak, insanlar nasıl öldürülüyor” dedi derin bir ah çekerek. Sesi kısıldı, gözleri doldu. Bir süre konuşamadı. Sessizliği, söyleyeceklerinden daha ağırdı. Ardından dudaklarından dökülen cümle, korkunun adını koyuyordu: “20 gündür kardeşimden haber alamıyorum. Ya o da ölmüşse…”
Bu sözlerin ardından ortamı soğuk ve ağır bir sessizlik sardı. Leyla başını öne eğdi. Gözlerini kaçırarak konuşmaya devam etti. Sanki sadece kardeşini değil, ülkede kaybolan binlerce insanı düşünüyordu. “Benim kardeşimin ölenlerden ne farkı var?” diye sordu.
İran’da günlerdir süren protestolar, yalnızca sokaklarda değil, insanların hayatlarında da derin ve kalıcı izler bıraktı. Baskı, belirsizlik ve şiddet, birçok İranlıyı korku içinde yaşamaya zorladı. Kimi ailesini geride bırakarak, kimi sevdiklerine ulaşamadan başka ülkelere savruldu.
Yaklaşık 6 aydır Van’da yaşayan Leyla M., geride ailesini, alıştığı hayatı ve geçmişini bırakarak Türkiye’ye geldi. Fiziken başka bir ülkede olsa da zihni ve kalbi hâlâ İran’da yaşananlarda kaldı. İnternetin kesildiği, haber almanın neredeyse imkânsız hâle geldiği günlerde ailesine ulaşamamak, onun için tarifsiz bir endişeye dönüştü. İran’da yaşananları ise tek bir cümleyle özetliyor: “İnsanlar sadece normal bir yaşam istiyor.”
Ülkesinde tanık olduğu şiddeti anlatırken sesi daha da kısıldı. Etrafına bakarak konuşan Leyla, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Sokakta insanları dövdüklerini gördüm. Hiçbir şey yapmayan insanlara vuruyorlardı.”
Kendisinin de şiddete maruz kaldığını söyleyen Leyla, yaşadığı bir olayı şu sözlerle dile getirdi: “Bir keresinde sadece adres sorduğum için polis beni durdurdu ve dövdü. Kabloyla vurdular. Vücudum kan içindeydi. Onlara göre suçum adres sormaktı ama korkudan ses bile çıkaramadım.”
İran’da kadın olmanın başlı başına bir korku olduğunu dile getiren Leyla, şunları söyledi: “Kadınlar ne giyeceğine, nereye gideceğine karar veremiyor. Bir şey yaşadığında polise de gidemiyorsun. Çünkü kimi zaman seni koruyacak kimse yok.”
Ekonomik adaletsizliğin de şiddeti beslediğini belirten Leyla, “Birileri milyarlar kazanırken halk çok düşük ücretlerle yaşam mücadelesi veriyor. Üniversite okuyan, emek veren gençler işsiz kalıyor. Umutsuzluk büyüyor” dedi.
Sözlerini ise neredeyse fısıltıyla tamamladı: “Ben ülkemi çok seviyorum. Zulüm sonsuza kadar sürmez. Kim mazlumsa, Allah onun yanındadır. Biz sadece korkmadan yaşamak istiyoruz.”
İran’dan Türkiye’ye gelip yerleşen isimlerden biri de Ronak D. Yıllardır Van’da ailesiyle yaşayan Ronak’ın akrabaları hâlâ İran’da. O da Leyla gibi yaşananları büyük bir kaygıyla takip ediyor. Yaşananları anlatırken sesi zaman zaman yükseldi, zaman zaman duraksadı Ronak D.: “İran’da yaşananlar benim için bir haber değil. Televizyonda izlenen, sosyal medyada görülen görüntüler hiç değil. Orası benim vatanım. Sevdiklerimin yaşadığı yer.”
İran’da yıllardır süren baskının bilindiğini söyleyen Ronak, son dönemde yaşananların çok daha ağır olduğunu dile getirdi: “Baskı hep vardı. Ama son zamanlarda olanlar çok daha farklı. İnsanların nefes almasına bile izin verilmiyor. Özellikle kadınlar ve buna karşı çıkan herkes hedefte.”
İnternetin kesildiği günleri anlatırken sesi titreyen Ronak, yaşadıklarını şöyle ifade etti: “Günlerce akrabalarıma ulaşamadım. O sessizlik başlı başına bir işkenceydi. Hayatta mı değiller, gözaltında mı, yaralı mı… Hiçbir fikrin yok. Bu belirsizlik insanın içini parçalıyor.”
Bu süreçte uzaktan tanıdığı bir kişinin hayatını kaybettiğini öğrendiğini söyleyen Ronak, “O an anladım ki insanlar gerçekten öldürülüyor. Sadece itiraz ettikleri için,” dedi. Ölümlerin çoğu zaman sadece sayı olarak görüldüğünü söyleyen Ronak, buna tepki gösterdi: “Herkes rakam görüyor ama ölen her insanın bir hayatı vardı, bir ailesi vardı. Şimdi hepsi yarım kaldı.”
Kadınların yıllardır sistematik baskı altında olduğunu vurgulayan Ronak, “Şimdi insanlar ‘yeter’ dedi ama bedelini yine canlarıyla ödüyorlar. En çok da kadınlar” diye konuştu.
Ronak’ı en çok öfkelendiren şeylerden birinin de dünyanın sessizliği olduğunu belirtti: “Ben buradayım ama sevdiklerim orada. Elimden hiçbir şey gelmiyor. Ne onları koruyabiliyorum ne de seslerini duyurabiliyorum.”
Ronak, sözlerini ise net bir cümleyle tamamladı: “Bu yaşananlar normal değil. Kimsenin bunu normalleştirmeye hakkı yok.“
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
6656 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6474 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6187 kez okundu
4
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4881 kez okundu
5
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
4746 kez okundu
6
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4517 kez okundu
7
Türkiye’de mülteciler ve geri göndermeler
4515 kez okundu
1
Türkiye’de yaşayan İranlı kadınlar anlatıyor: İnsanlar ölüyor, dünya susuyor
3867 kez okundu
2
Uygurlar vatandaşlık istiyor
3018 kez okundu
3
Milyarderler ve tekelleşmenin derinleştirdiği adaletsizlik
1844 kez okundu
4
Bakü, Dünya İklim Zirvesi COP-29’a hazırlanıyor
1763 kez okundu
5
Tanklar Ukrayna’da ne değiştirecek?
1761 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Çok güzel bir haber olmuş. Muhabirin eline sağlık.