DOLAR 32,8248 0.04%
EURO 35,2439 -0.18%
ALTIN 2.451,13-1,53
Ankara
25°

AÇIK

Salgında sağlığa erişimde dezavantajlı gruplar
  • 9.Köy
  • Sağlık
  • Salgında sağlığa erişimde dezavantajlı gruplar

Salgında sağlığa erişimde dezavantajlı gruplar

Sığınmacı, engelli ve yaşlılar olmak üzere dezavantajlı grupların salgın süresince özellikle sağlık hizmetlerinden ne kadar yararlandıkları tartışma konusu… Sağlık çalışanlarının, sığınmacılara zaman zaman korku ve çekince ile yaklaştıkları belirtilirken aşılama ve tedavi süreçlerinde kötü bir durum yaşanmadığı bildirildi. Engelli Hakları Federasyonu (EHAF) Başkanı Gürsoy, salgında en büyük ceremeyi engellilerin çektiğine dikkat çekti. Araştırma Görevlisi Koçakgöl ise yaşlıların, sosyal ve psikolojik iyilik hallerinin göz ardı edildiğinin altını çizdi.

ABONE OL
13 Ağustos 2021 00:00
Salgında sağlığa erişimde dezavantajlı gruplar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bundan bir buçuk yıl önce (Ocak 2020’de) Çin’de başlayan ve dünya geneline yayılan koronavirüs (Covid-19) salgını, Türkiye’de birçok kesimin hayatını zorlaştırırken kimilerinde de normalden daha fazla zorluk söz konusu oldu. Yaşlılar, engelliler, sığınmacılar gibi dezavantajlı grupların salgın süresince gereken ilgi ve hizmetleri yeterince alamadıkları gündeme geldi. Söz konusu grupların sağlık hizmetinin ölüm-kalım seviyelerine vardığı dönemlerde ihtiyaç duyulan hizmete ne kadar erişebildikleri tartışılıyor. Dezavantajlı grupların, sağlık hizmetine erişimde sahip oldukları engellere yenilerinin eklendiği bir dönem yaşandığına da dikkat çekiliyor. Böylesi bir dönemde dezavantajlı gruplar için sağlığa erişimde neler yaşandı? Ne gibi engeller ile karşılaşıldı? Nasıl destekler ve hizmetler sağlandı?

Sığınmacılar, engelliler ve yaşlı vatandaşların, salgın dönemindeki yaşadıklarını, sağlığa erişim koşullarını bu gruplara yakın ve sorumlu kişiler ile masaya yatırdık.

Sığınmacılar

Suriyeli Gazeteciler Derneği kurucusu Firas Diba, salgın döneminde mültecilerin sağlığa erişimi konusunda şu açıklamayı yaptı:

“Türkiye’deki Suriyeliler adına konuşursam salgında sağlık hizmetlerinden faydalanma durumumuz aşı ve virüs tedavisi dışında genelde olduğu gibi bir tutumdaydı diyebilirim. Bir örnek vereyim. Arkadaşımın babası salgın döneminde kalp krizi geçirdi, ambulansı aradık. Ambulans bir saat sonra geldi! Hastaneye gittiğimizde arkadaşımın babası virüsten korktuğu için hastaneden çıkıp gitti. Hastaneden bizi bir kere bile aramadılar. Kalp krizi geçiren birinin ufak bir tedavi ya da acil müdahale bile olmadan çıkıp gitmesine göz yumdular.”

Salgının ilk döneminde herkes gibi çok zor bir süreçten geçtiklerine değinen Diba, “O dönem hastaneler yalnızca korona vakalarına odaklandı. Normalde de fazla bir ilgi görmeyen bizler de, o dönemde virüs ile mücadele etmek zorunda kaldık. O dönemi ailemle birlikte çok zor atlatabildik.”

“Aşı ve tedavi aşamaları gayet iyiydi”

Covid-19 salgınıyla mücadele döneminde ırkçılık ile karşılaşmadığını ancak virüs endişesiyle sağlık çalışanlarının kendilerine zaman zaman korku ve çekince ile yaklaştıklarını belirten Diba, aşılama ve tedavi süreçlerinde kötü bir durum yaşanmadığını vurgulayıp “Aşı ve tedavi aşamaları gayet iyiydi diyebilirim. Türk vatandaşları gibi hizmet alma hakkımız vardı. Tabi dil sorunu ve ırkçılık kaygısı ile hastaneye gidemeyip aşı olamayan veya randevu alamayan Suriyeliler de oldu.”

Salgından dolayı sığınmacıların sağlığa erişiminde bir eşitsizlik yaşanmadığına dikkat çeken Diba, bu süreç dışındaki zamanlarda da sağlık hizmet koşullarının sığınmacılar için iyileştirilmesini isteyerek şunları söyledi:

“Bence salgında biz de Türk vatandaşları gibi aynı süreçleri yaşadık ve aynı hizmetleri aldık. Bu süreçte sığınmacılar ihmal edilemezdi. Çünkü bu bir salgın! Edilseydi bu, Türk toplumunu ve salgının gidişatını da etkilerdi. Ama biz salgın dönemi dışında da Türkiye’de her türlü sağlık hizmetlerinden eşit şekilde faydalanmak istiyoruz. Bunun yanında bazı sağlık çalışanlarının sığınmacılara ayrımcılık yaptığını da gördük. Ayrımcılık olmadan her şey daha iyi olacak. “

Engelliler

Engelli Hakları Federasyonu (EHAF) Başkanı Cemalettin Gürsoy ise salgın sürecinde yaşadıklarını, “Her zaman olduğu gibi salgında en büyük ceremeyi biz engelliler çekiyoruz. Çoğumuz evde kaldı. Sosyal hayattan izole edildi. Yardıma ulaşmada büyük sorunlar yaşadık ve yaşıyoruz. Sağlık kurulu raporları bu süreçte durduruldu. Salgın nedeniyle tedaviler tamamen durdu. Erken ya da malulen yeni emekli olan engelliler maaş alamıyor” sözleriyle özetledi.

25 Şubat 2019’da engelli çocukların hizmetten daha iyi faydalanması için sağlık kurulu rapor yönetmeliğinde yapılan değişikliğe dikkat çeken Gürsoy emekli olan engellilerin karşılaştığı durumu anlattı:

“İçine ‘Yetişkinler için (süreli süresize bakılmaksızın) her kurum gerektiğinde rapor isteyebilir” diye bir madde eklenmiş… O tarihten itibaren emekli olan engellilerden kontrol adı altında rapor isteniyor. Bu raporların onaylanması yedi-sekiz ayı bulabiliyor. Bu süre zarfında yardıma ihtiyacı olan engelliler sistemde aktif emekli göründüğünden sağlık gibi birçok alanda yardım da alamıyor. Çok büyük mağduriyetler oluşuyor. Dışarı da çıkamıyorlar.”

Engelli haklarından faydalanan insan sayısı azaltılmak isteniyor”

“Türkiye Ulusal Engelli Veri Tabanı”nın engelli sayısını düşük gösterdiğini, uluslararası kaynaklarda rakamın çok daha fazla olduğunu bildiren Gürsoy, engelli sayısının az gösterilip onlara verilen hak ve hizmetlerin düşürülmesi gibi bir durumun söz konusu olduğuna işaret ederek şunları söyledi:

“Dünya Sağlık Örgütü’nün (World Health Organization- WHO) verilerine göre, Türkiye’de nüfusun yüzde 12,29’u engelli. Yaklaşık olarak 10 milyon engelli vatandaşımız var diyebiliriz. Yerli kaynaklar tarafından açıklanan 2 milyon 530 bin sayısı ise, e-nabız’a kayıtlı olanların sayısıdır. E-nabız sisteminde engelli kayıt sayısı düşük gösteriliyor çünkü Türkiye’de engelli haklarından faydalanan insan sayısı azaltılmak isteniyor.”

 “Sahadan aldığımız şikâyetler doğruysa çok fena!” diyen Gürsoy kaymakamlıkların engellilere yardım ederken iktidar partisine üye olanlara öncelik tanıyıp, diğerlerini görmezden geldiğini kaydetti. Engellilerin salgın döneminde her açıdan çok büyük zorluklarla karşılaştığını vurgulayan Gürsoy, toplum ve yardımlardan daha da uzaklaştırıldıklarına dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı:

 “İnsanlar kan ağlıyor. Bana gelen mesajları yayınlasam ağlarsınız. Ancak biz, devlet değiliz ki kime yardım edelim. Yardım isteyenlerin bazısına diyorlar ki ‘Evin var’. Tamam kadının evi var da iki de engelli çocuğu var. Duvarları mı yiyecek bu insanlar. Sosyal demokratız diyen CHP’li belediyeler de bu tür insanlar gelince yardım etmiyor. Oysa ayrım yapılmadan geliri var- yok demeden yardıma muhtaç olanlara yardım edilmeli.

Engelliler ne sağlık hizmetlerinden ne de yardımlardan doğru dürüst faydalanamadığını görüyoruz.

Sorduğumuzda ‘Hepimiz aynı gemideyiz’ deniyor. Ne aynı gemisi! Bizi geminin arkasındaki bir filikaya ince iple bağlamışlar, hayatta kalmak için cebelleşiyoruz.”

Yaşlılar

Erzincan Üniversitesi Araştırma Görevlisi Muhammet Koçakgöl, salgın döneminin en çok yaşlı vatandaşları etkilediğini ve onlar için salgının öneminin daha farklı boyutlarda yaşandığını vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:

“Salgında doğal olarak bir tür insani çaresizlik içerisinde bulduk kendimizi. İşte bu çaresizlik hali esasında insan olarak kırılgan olduğumuz ve farklı bağlamlarda sürekli dezavantajlı olmamızla ilgili. Haliyle kırılgan doğamızın kaçınılmaz bir parçası yaşlılık da salgınla çok yakından ilişkili bir olgu olarak karşımıza çıktı. Çünkü bildiğimiz gibi salgında en çok yaşlılar korktu, en çok yaşlılar hastalandı ve en çok yaşlılar öldü. Dolayısıyla sağlık hakkına erişim yaşlılar için belki de hiç bu kadar önemli olmadı.”

Salgın boyunca alınan kararlar ve yaşanan değişimlere de değinen Kocakgöl “Bir kere çok sık kararlar alındı ve değiştirildi. Şu saatte yaşlılar çıksın, bu saatte gençler sokağa çıksın gibi. Biz açıkçası akıllı telefonlarımızla bile takip etmekte zorlandık. Yaşlı bireyler bu konuda sağa sola vefa gruplarına sormaktan başka pek bir imkâna sahip değildi” dedi.

“Yaşlıların, sosyal ve psikolojik iyilik halleri göz ardı edildi”

“Virüsten koruyacağız diye özellikle salgının başlarında yaşlıların, sosyal ve psikolojik iyilik halleri göz ardı edildi” diyen Kocakgöl sonraları bu durumun düzeltildiğini belirtti. Koçakgöl, “Sağlık hakkına erişimi doktora gitmek hastanede yatmak diye algılamak çok dar bir çerçeveden baktığımız anlamına gelir. Çünkü hastane ve doktordan önce sağlıklı gıda, sağlıklı bir çevre, yeterli ısınma gibi çok daha önemli sağlık sorunlarımız var” diye konuştu.

Yaşlılara verilen desteğin yaşam ve sağlık standartları açısından tehlikeli boyutlarda olduğunu vurgulayan Koçakgöl, şunları söyledi:

“Vereceğim bir örnek aslında salgın döneminde yaşlıların sağlık hakkına erişimi için seferber olduğumuz gibi bir görüntünün yanıltıcı olduğunu göstermeye yetecektir: Geliri olmayan 65 yaş üstü bireylere muhtaçlık aylığı verilmekte. Bu aylık son zamla beraber 828 lira. Kaldı ki sadece Türkiye’de değil tüm dünyada hayat pahalılığı ciddi biçimde arttı. Siz dünyanın en iyi doktorlarını da seferber etseniz bu parayla bir insanı bırakın sağlıklı tutmayı hayatta bile tutamazsınız. Durum böyle olunca sağlık çalışanlarının dağ taş demeden yaşlı bireylere sağlık dağıtmaları, aşı yapmaları maalesef anlamını yitiriyor. Yaşlı bakım evlerinde vardiya usulü ağır şartlarda çalışanların çabaları da boşa çıkıyor. “

Koçakgöl, sağlık sistemimizin geçmişten günümüze çeşitli politikalar sayesinde ayakta durduğu için birçok gelişmiş ülkeye göre yaşlıların doktora, hemşireye erişim hakkının daha iyi olduğuna işaret edip sözlerini şöyle bitirdi:

“Fakat sağlık hakkına erişim için ne yazık ki durum böyle değil. Sağlıklı beslenme, sağlıklı giyinme, sağlıklı barınma ve ısınma gibi imkanları sağlık hakkına erişimin ön koşulları olarak görmek gerekiyor. Çünkü bu koşullar kırılgan doğamızın temel taşları ve hiçbirimizin bunu inkâr edeceğini sanmıyorum. Hele ki yaşlılar için bu koşullar çok daha önemli, çünkü yaş aldıkça dezavantajlı konumları sadece toplumsal olarak değil, biyolojik olarak da artıyor. Dışarıdan gelecek soğuk, açlık, stres, hastalık gibi tehlikelere karşı daha savunmasız kalabiliyorlar. Yemeden, içmeden, barınmadan, ısınmadan nasıl bir sağlık hakkından söz edebiliriz ki?”

HABER : DİLAN KARACAN

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.