Berfin Şahin
Dünya ekonomisinde uzun süredir devam eden teknoloji merkezli rekabet, artık doğrudan hammaddeler üzerinden yürütülüyor.
Nadir toprak elementleri, lityum, nikel, grafit ve bakır gibi mineraller yüksek teknoloji üretiminin temel girdileri haline gelirken bu kritik kaynaklara erişim küresel güç dengelerini yeniden şekillendiriyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) nadir elementler veya diğer bir ifadeyle kritik minerallere yönelik küresel talebin 2030’a kadar üç katına çıkacağını öngörüyor. 2040’a gelindiğinde ise birçok mineralde talep artışının 2 ile 5 kat arasında değişmesi bekleniyor. Özellikle lityumda beş kata yaklaşan, nikel ve grafitte iki kata varan, kobalt ve nadir toprak elementlerinde yüzde 50-60’lara ulaşan bir büyüme öngörülüyor.
Bu rekabetçi tablo içinde Türkiye’nin jeolojik zenginliği dikkat çekici bir stratejik değer kazanıyor. Türkiye, kritik minerallerin hem çıkarılması hem de işlenmesi açısından öne çıkan potansiyel merkezlerden biri olarak görülüyor.

Mehmet Yılmaz
Türkiye Madenciler Derneği (TMD) Başkanı Mehmet Yılmaz, son dönemde kritik madenler konusunda Türkiye’ye olan ilgini artmasının tesadüf olmadığını söyledi. Elektrikli araçlardan bataryalara, rüzgâr türbinlerinden dijital altyapıya kadar her alanda kritik mineral ihtiyacının arttığına dikkat çeken Yılmaz, “Türkiye, sahip olduğu geniş mineral portföyü ve Avrupa’ya yakınlığı sayesinde küresel enerji dönüşümünde öne çıkan ülkelerden biri haline geldi” dedi.
Türkiye’nin, çok geniş bir mineral portföyüne sahip olduğunun altını çizen Yılmaz, “Dünya bor rezervlerinin büyük kısmı bizde, krom ve magnezitte güçlü bir üreticiyiz, feldspatta dünya lideriyiz. Enerji dönüşümü açısından önem kazanan bakır, çinko ve nikel gibi metallere ilişkin de ciddi potansiyelimiz bulunuyor” diye konuştu.
Yılmaz, Türkiye’den en çok talep edilen kritik minerallerin başında bor ürünleri, krom, magnezit ve feldspatın geldiğini belirtti. Yılmaz, sektörün mevcut durumuna ilişkin ise şu bilgileri verdi: “En yüksek talep bor ürünleri, krom, magnezit ve feldspat gibi geleneksel olarak güçlü olduğumuz alanlarda geliyor. Avrupa Birliği’nin kritik hammaddeler listesinde bor stratejik bir mineral olarak yer alıyor ve AB, bor tedarikinde neredeyse tamamen Türkiye’ye bağlı. Paslanmaz çelik üretimi için kritik olan kromda hem cevher hem ferrokrom ihraç ediyoruz. Magnezit ve refrakter ürünlerde dünya çapında güçlü bir oyuncuyuz. Feldspatta dünya birincisiyiz ve seramik sektörünün önemli bir tedarikçisiyiz. Enerji dönüşümüyle birlikte bakır ve nikel gibi metallere yönelik talep de artıyor; Türkiye bu alanda da önemli bir potansiyele sahip.”
Yılmaz, özellikle Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementi sahasının Türkiye’yi yeni dönemde “çok daha stratejik bir noktaya” taşıyabileceğini vurguluyor. Rezervin UMREK standartlarına göre detaylandırılmasıyla birlikte küresel zincirdeki yerimizin daha netleşeceğini aktarıyor.
Kritik mineraller stratejik önem kazandıkça madencilik faaliyetlerinin çevresel etkileri de daha fazla gündeme geliyor. Yılmaz, bu sorunun tüm dünyada tartışıldığını hatırlatarak, “Madencilik doğru planlanmadığında çevresel etkiler oluşturabilir. Bu yüzden en
başından itibaren çevre merkezli bir yaklaşım şart” dedi. Yılmaz, çevresel ve toplumsal uyumun madencilik faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini belirterek, “Bu gerçekleştiği ölçüde Türkiye, kritik mineraller çağında hem güvenilir bir tedarikçi, hem de güçlü bir sanayi ortağı ve teknoloji üreticisi haline gelebilir” görüşüne yer verdi.
Yılmaz’a göre Türkiye’nin odağı yalnızca üretim değil, “yüksek teknoloji ve katma değer üretimi” olmalı. Küresel kritik mineral rekabetinin hızlandığı bu dönemde Türkiye’nin madencilik sektöründe uzun vadeli bir stratejinin oluşturmasının kaçınılmaz olduğunu da vurgulayan Yılmaz, bu süreçte atılması gereken önemli adımları şöyle sıraladı:
● Arama faaliyetlerinde uluslararası raporlama standartlarının (UMREK), yaygınlaştırılmalı.
● Bor, krom ve magnezitte rafinaj ile ileri malzeme üretiminin güçlendirilmeli.
● Nadir topraklarda manyetik malzeme ve motor gibi yüksek teknoloji ürünlerine odaklanılmalı.
● Üniversite–kamu–özel sektör işbirliğinin artırılmalı.
● Çevresel ve toplumsal uyumun madenciliğin ayrılmaz prensibi haline getirilmeli.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7635 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6693 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6320 kez okundu
4
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
6300 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4969 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4779 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4675 kez okundu
1
Karaman’ın altın değerindeki hazinesi: Domalan mantarı
13635 kez okundu
2
Kuşadası’nda deprem fay hattı imara açıldı!
8862 kez okundu
3
Defalarca Yıkılan Hatay’da Binalar Alarm Veriyor
8307 kez okundu
4
Balık ağları müsilaj çekiyor: Marmara’nın balıkçıları zorda
6163 kez okundu
5
Yeraltından gelen kükürt kokusu tehlike saçıyor
4546 kez okundu