Erdem Duru
Kutlu Adalı yalnızca bir gazeteci değil, aynı zamanda Kıbrıs’ta barışın, özgürlüğün ve adaletin sesi olmayı başarmış bir düşünce insanıydı. 1950’lerden itibaren kalemiyle topluma ışık tuttu, baskılara rağmen gerçeklerden ödün vermedi. Politikacıların yolsuzluklarını, yasadışı işleri yazmaktan çekinmedi. “Gerçekleri dile getirme tutkusu her şeyin üzerindeydi. Babam, çıkarları uğruna halkı kandıranları teşhir ederdi. Politikacıların görünmeyen yüzlerine ve yolsuzluklara ışık tutardı” diyor İl Adalı. Ancak gerçeği dile getiren her gazeteci gibi o da tehditlerle, baskılarla ve sansürle karşılaştı. Kalemi susturulamadığında ise 6 Temmuz 1996 gecesi evinin önünde suikasta uğrayarak öldürüldü.
Kalemiyle yalnızca olayları değil, perde arkasındaki gerçekleri de açığa çıkardı Kutlu Adalı. “Kerem Atlı” mahlasıyla hükümeti eleştiren yazılar yazdı, emekli olduktan sonra ise kendi adıyla kaleme aldığı köşe yazılarında rüşvetten mafya ilişkilerine kadar birçok yasa dışı konuyu gün yüzüne çıkardı. Çıkarları için halkı kandıranları, toplumun sırtından zenginleşenleri teşhir etmekten çekinmedi. Ancak gerçekleri dile getirdiği için baskılar arttı, tehditler çoğaldı, sonunda da suikasta kurban gitti.
Bugün, onun yazıları hâlâ ada halkının hafızasında. İl Adalı, babasının gazetecilik mirasını, onun cesaretini ve ardında bıraktığı derin izleri 9. Köy’e anlattı.

Kutlu Adalı
“Babam gazeteciliğe başladığında ben henüz doğmamıştım. 1959 yılında, Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’nun yayın organı olan Nacak gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü çok genç yaşta üstlenmişti. O yıllar Kıbrıs, İngiliz sömürge yönetimi altındaydı . 1955 yılından itibaren de Rum EOKA örgütü İngiliz yönetimine karşı silahlı eylemlere girişmişti. EOKA örgütünün hedefiyse Enosis. Yani Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleşmesi. Bu örgüt, daha sonraki yıllarda Kıbrıs Türk toplumuna yönelik saldırılara da başlamıştı. EOKA’nın saldırıları ile yüzlerce insan yaşamını kaybetti. O yıllarda Kıbrıs Türk toplumunu bilgilendirecek yazılara çok gereksinim vardı. Babam da Türk toplumuna yönelik şiddet olaylarında Kıbrıslı Türklerin bir arada, dayanışma içinde olması ve saldırılara karşı Türk varlığını, kültürünü korumak adına aydınlatıcı ve uyarıcı yazılar kaleme alıyordu. Sanırım, babamı gazeteciliğe özendiren, harekete geçmesini sağlayan da Kıbrıs Türk toplumunun adada var olma mücadelesiydi. Bunu da en iyi, yazarak yapacağını düşünüyordu. Çünkü babam yazı ile insanlarla iyi bir etkileşim sağlayabilen ve onların duygularına çok rahat ulaşabilen bir yapıya sahipti.”
“Babamın, gazetecilikle ilgili bir temel ilkeyi bana doğrudan söylediğini hatırlamıyorum. Fakat babamın özellikle cesaretini, doğruluk ve dürüstlükten ödün vermemesini, adil oluşunu, insana, diğer canlılara ve doğaya değer vermesini, ülkesine ve halkına karşı sorumluluğunu, her koşulda öncelemesini dikkate alırsak; yaşamdaki sağlam duruşu ve iyi karakteri ön plana çıkar. Ayrıca yazılarında işlediği konuları, ayrıntılı araştırması, gerçekleri ortaya çıkarmadaki çabası, etik kurallara ve nesnelliğe önem vermesi gibi özelliklerinin babamın gazeteci olarak temel ilkelerinin ne olduğu hakkında bir fikir verebileceğini düşünüyorum.”
“Babam, 1970’li yıların ortalarından itibaren kamu görevinde olması nedeniyle ‘Kerem Atlı’ mahlası ile hükümeti ve politikacıları eleştiren yazılar kaleme alıyordu. Politikacıların görünmeyen yüzlerine ve yolsuzluklarına ışık tutardı. Yazılarıyla kendi egosu doğrultusunda hareket eden, çıkarları dışında bir şey düşünemeyen vicdansız ve kötü niyetli politikacıları teşhir ederdi. 1986 yılında emekli olduktan sonra kendi adıyla yazmaya başladı. Köşe yazıları yazdığı gazetelerde; barış, siyaset, toplumsal sorunlar, insan ve emek, tarih, sanat, seyahat, anı gibi çeşitli alanlarda yazılar yazdı. Ayrıca uyuşturucu kaçakçılığından, fuhuş, kumar ve vergi kaçakçılığına, yasal olmayan eski eser ticaretinden, narenciye soygununa, banka suistimallerinden, siyasilerin çıkar ilişkilerine, aldıkları rüşvetlerden ve yaptıkları yolsuzluklara kadar birçok ahlaksal sorunu da yazıya dökerek toplumu bilgilendirmeyi ve toplumun da bu sorunlarla ilgi aksiyon almasını amaçladı.”
“Günümüzdeki gibi aslında babamın gazetecilik yaptığı yıllarda da basın özgürlüğü ve demokrasi işler durumda değildi. Dolayısıyla bazı yazıları sansüre uğrar ve yayımlanmazdı. Yazdığı bazı yazılarla ilgili kendisine dava açılırdı ama elindeki belgeler gerçeği yansıttığı için bir ceza almazdı. Babama sözlü olabildiği gibi telefon ve mektupla da tehditler geliyordu. Baktığınızda bu tehditler yalnızca son dönemine ait bir iki yazısıyla ilgili de değildi. Ölümünden çok öncesinde de tehdit ve hakaretlerle karşılaşmıştı. Hatta tehdit ve hakaret içeren bir mektup, basında gözler önüne de serilmişti. Babam tehdit ve hakaretlere karşı duruşunu hiçbir zaman değiştirmedi. Gerçekleri yazdığı için yasadışı faaliyet gösteren suç örgütlerinin ve derin yapıların ayağına basmıştı. Onun için babama gerçeklerden uzak yakıştırmalar yapıyorlar, tehdit ve hakaretler ediyorlardı. Yalnızca çıkarlarına odaklamış, yapay biçimde kışkırtılmış, şovenlik ve hainlik edebiyatı yapan bu tiplere, babam, kafaları boş olduğu için boş teneke diyordu. Bütün bu tehdit, hakaret ve yıldırmalara karşın kendisini korumak için de hiçbir tedbir almazdı.”

Kutlu Adalı ve kızı İl Adalı
“Onun cesareti, güçlü varlığı, vicdanlı yaklaşımı, engin bilgisi bana ve aileme her zaman güven verdi, yol gösterici oldu. Babam, rol modelim olarak ayakları yere basan, abartısız bir yaşamı kucaklamamı, kararlı olmamı, yaşamı ve kendimi tanımamı, sorumluluk almamı, her zaman davranışları ve söylemleriyle bana aşılamıştır. İnsanlara olabildiğince yargısız yaklaşmamı, yaptığım hatalardan, yaşadığım acılardan ders çıkarmamı, her şeyi olduğu gibi kabullenmememi ve sorgulamam gerektiğini, en önemlisi yaşam boyu öğrenme duygusunu babamdan öğrendim.”
“Babamın barış ile ilgili birçok yazısı var. ‘Aklın silahı barıştır’ özdeyişi de dikkat çekicidir. Bu özlü sözü, başlık olarak kullandığı bir yazı da kaleme almıştı aynı zamanda. Bu yazısında barışı çok güzel betimler. Babam, barışa gerçekten çok özlem duyan bir insandı. Kıbrıslı Türklerle Rumların, Kıbrıs’ın güzelliklerini ve Akdeniz’i birlikte kucaklamasından, Türk-Yunan savaş tatbikatı yerine barış tatbikatı yapılmasından söz ederdi. Barışı, mutlulukla eş anlamlı görüyordu. Kıbrıs Türk toplumunun, anlatılan sahte rüyalarla ya da masallarla değil, gerçeğe dayalı akılcı ve kalıcı bir çözümle barışa ulaşabileceğini yazılarında birçok kez dile getirdi. ‘Kuyruklu Yıldız mı? Kuyruklu Yalan mı’ adlı yazısında da, barışa ve çözüme istekli olmayan, maneviyat sömürücülerini ve politika yapıcılarını yererek, ‘Halka masal anlatmayı bırakın, eğer olağanüstü kerametiniz varsa mucizenizi gösteriniz. Asanızı denize uzatarak denizi yarınız, halkı mutluluğa, barışa götüren yolu açınız’ demiştir. Aynı biçimde, Kıbrıs’ı Helen toprağı yapmak isteyen Kıbrıslı şoven Rum politikacıları da sert biçimde eleştirerek Kıbrıs’ı sürekli savaş ortamında yaşatmalarına isyan etmiştir.”
“Toplumsal ilerlemenin ve ifade özgürlüğünün en önemli aracı olarak gazete ve dergileri görür, yazar, şair ve gazetecilerin de düşüncelerini özgürce bu iletişim araçlarında yansıtmalarını isterdi. Sanat ve kültürel değerler babam için çok önemliydi. Beşparmak dergisini, yazar ve şair arkadaşlarıyla birlikte çıkararak Kıbrıs’ta sanat ve edebiyata kolektif katkı yapılmasını sağladığı gibi genç yazar ve şairlerin de yazılarının yayımlanmasına destek verdi. Ayrıca Türkiye’den etkileşimlerle oradaki yazar ve şairlerin yazılarına da dergide yer veriliyordu.
Yazma sürecinde, babamın kafasında genellikle belirginleşen ve olgunlaşan konular olurdu. Gündemi yakın takip ettiği için öncelikli ve önemli olan konularla ilgili ayrıntılı araştırdığı bilgileri yazıya döker, notlar oluştururdu. Sonrasında çok yönlü inceler, somut ve anlaşılır duruma getirirdi. Kaynak ve veri bilgisi gerektiren konuları da güvenilir yerlerden ya da alanında uzman kişilerden temin ederdi.
Çok iyi bildiği konular hakkında bile bir ön inceleme yapardı. Şiir, öykü ya da oyun yazarken yaşamdan beslenirdi. Esinlenebileceği çok kaynak vardı. Okuduğu bir kitaptan, sosyal ve siyasal sorunlardan, konuştuğu bir insandan, izlediği bir filmden, geçmişteki bir anıdan, seyrettiği bir tiyatro oyunundan, bahçesinde suladığı ağaçtan, beslediği köpek ve kediden esinlenirdi. Yazmak istediği konu ile ilgili sözcükler, tümceler zihninde adeta sıraya dizilir ve yazıya geçmek için sıralarını beklerlerdi.”
“Babamın gözlemleme yeteneği çok iyiydi. Yazacağı konuyu çok yönlü ve derinlemesine araştırırdı. Köşe yazısı yazmasına karşın toplumun her kesiminden muhabir gazeteci gibi belge ve bilgi toplardı. En önemli özelliklerinden biri sabırlı olmasıydı. Okuyucuya gerçekleri ulaştırmak için çok ciddi bir zaman ve emek harcardı. Kendisine ulaşan belgeleri titizlikle inceler, doğruluğunu defalarca kontrol eder ve çözümlemeler yapardı. Konuyla ilgili farklı verilere de ulaşırdı. Gerçekleri dile getirme tutkusu her şeyin üzerindeydi.“
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
10263 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8977 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8510 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7010 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6524 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5412 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5182 kez okundu
1
Bir sinemadan fazlası ‘yataklı sinema’: Uyuklayanlar, tadını çıkaranlar, filmi bitiremeyenler…
19296 kez okundu
2
Artık kelimelerin de bir müzesi var!
13925 kez okundu
3
“Dünyanın en eski yerleşim yerine” rakip çıktı
11790 kez okundu
4
Kız Kulesi’nin yeni hali eleştiri konusu oldu
11550 kez okundu
5
Şırnak’ta “Kiras u Fistan” ve “Şal u Şepik” geleneği devam ediyor
7275 kez okundu