Selin Yıldırım
Antalya’nın Kumluca ilçesinde, haritalarda “Taşlık Burnu” olarak geçen ama gemicilerin yüzyıllardır hürmetle andığı Gelidonya, bugünlerde hem bilimsel hem de insani bir keşfin merkezi. Akdeniz’in en tehlikeli geçiş noktalarından biri olan Beş Adalar mevkii, tepede 90 yıldır sönmeyen feneriyle modern gemilere rehberlik ederken, derinliklerinde yatan “Sualtı müzesi” ile tarihin en sadık koruyuculuğunu yapıyor.
Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Öniz, bu bölgeyle ilgili dünya arkeoloji literatürünü sarsacak bir gerçeği hatırlatıyor. Genel kanının aksine, sualtı arkeolojisinin metodolojik başlangıcı 1960 yılındaki kazılar değil. Öniz, “Dünyada sualtı kültür mirasına yasasında ilk yer veren 1887’de Osman Hamdi Bey’dir. Gerçekte dünyanın ilk sualtı kazısı 1891 yılında Osmanlı topraklarındaki Bulamaç Adası’nda, dönemin en modern teknikleriyle Türk bilim insanlarınca yapılmıştır” diyerek tarihin “sıfır noktasını” yeniden tanımlıyor.
Gelidonya’nın tam önünde, M.Ö. 1200’ler olarak belirlenen o meşhur batık ise antik dünyanın ticaret rotasını temsil ediyor. Kıbrıs’tan yüklenen bakır külçelerin izini süren Öniz, bu stratejik noktanın 5 bin yıldır deniz ticaretinin kalbi olduğunu vurguluyor.
Gelidonya Burnu’nun açıklarında, M.Ö. 1200’lerde batan o meşhur gemi, aslında antik dünyanın “lojistik devi”ydi. Gemiden çıkarılan ve “Ingot” olarak tabir edilen bakır külçeler, Kıbrıs’tan yüklenip Batı’ya doğru yol alan bir ticaret ağının kanıtı. Beş Adalar’ın neden bir “Sualtı müzesi” olduğunu ise Öniz, şöyle açıklıyor:
“Burası Mısır’dan çıkan bir kaptanın Suriye, Kıbrıs ve Anadolu hattındaki tek döneç noktasıdır. Akıntının ve rüzgarın aniden yön değiştirdiği bu stratejik nokta, 5000 yıldır deniz ticaretinin kalbidir.”
Gelidonya batığından yaklaşık 25 yıl sonra ise Antalya’nın Kaş ilçesi açıklarında bulunan Uluburun Gemisi Batığı Keşfi, bölgenin tarihsel önemini daha da pekiştirdi. Bu batığın Gelidonya’daki gemiden yaklaşık 100-150 yıl daha eski olduğu değerlendiriliyor. Gelidonya batığının keşfinden yaklaşık 58 sene, Uluburun batığının keşfinden 34 sene sonra daha da eski bir batık da yine Gelidonya Batığı ile aynı bölgede bulundu. Akdeniz Üniversitesi tarafından yapılan keşif, bakır külçe yüklü gemi batıklarının tarihini günümüzden yaklaşık 3600 yıl öncesine kadar taşıdı.

Bugün gelişen teknoloji sayesinde Akdeniz’in derinlikleri daha ayrıntılı şekilde araştırılabiliyor. Hakan Öniz ve ekibi, son teknoloji cihazlarla yürütülen çalışmalar kapsamında yüzlerce batık tespit ettiklerini söylüyor.
Öniz, Kültür ve Turizm Bakanlığı izinleriyle bugüne kadar 400’den fazla arkeolojik gemi batığının tespit edildiğini ve bu çalışmaların devam ettiğini belirtiyor. Yeni teknolojiler sayesinde Akdeniz’in derinliklerinde hâlâ keşfedilmeyi bekleyen birçok tarihi kalıntı bulunabileceği ifade ediliyor.
Suyun altında bin yıllık sırlar sessiz birer tanık olarak beklerken, suyun üstünde ise 1944 yılından beri sönmeyen bir aile mirası yükseliyor. Ali Demir ile başlayan, Hasan Demir ile devam eden ve bugün 1975 fener doğumlu Mustafa Demir’in omuzlarında yükselen 82 yıllık ışık nöbeti… Mustafa Demir, fenerle olan bağını şu sözlerle anlatıyor:
“Biz burayı devletin yeri değil, kendi evimiz gibi benimsedik. 1944’ten beri o ışık bir gün bile sönmedi. Dedem, babam ve ben; gemilerin can ve mal güvenliğini sağlamak için bu dingin ve temiz hayatı seçtik.”
Beş Adalar çevresindeki denizin oldukça sert olabildiğini söyleyen Demir, özellikle fırtınalı havalarda gemilerin zor anlar yaşadığını belirtiyor. Zaman zaman küçük teknelerin akıntı ve dalgalar nedeniyle tehlike yaşadığını anlatan Demir, ailesinin geçmişte bazı kazalarda denizcilere yardım ettiğini de dile getiriyor. Demir, “Küçükken babamın motoru bozulan bir teknedeki insanları ağaç teknemizle kurtarışını izledim. Abimin fırtınada denize atlayıp, karaya çıkacak yeri bilmeyen iki kişiyi kıyıya çekişine şahit oldum. Biz neresi dalga tutmaz, neresi sığınaktır bildiğimiz için o insanların son umudu olduk” dedi.
Bugün Gelidonya Feneri’nin ışığı modern gemilere güvenli geçiş sağlarken, Beş Adalar’ın derinliklerinde binlerce yıl önce batmış bir ticaret gemisi sessizce yatıyor. Akdeniz’in bu köşesi, hem su altı arkeolojisinin önemli keşiflerinden birine hem de üç kuşaktır aynı fenerde nöbet tutan bir ailenin hikâyesine tanıklık etmeye devam ediyor.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7365 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6608 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6259 kez okundu
4
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
5240 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4926 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4657 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4616 kez okundu
1
Bir sinemadan fazlası ‘yataklı sinema’: Uyuklayanlar, tadını çıkaranlar, filmi bitiremeyenler…
19015 kez okundu
2
Artık kelimelerin de bir müzesi var!
13876 kez okundu
3
“Dünyanın en eski yerleşim yerine” rakip çıktı
11734 kez okundu
4
Kız Kulesi’nin yeni hali eleştiri konusu oldu
11518 kez okundu
5
Şırnak’ta “Kiras u Fistan” ve “Şal u Şepik” geleneği devam ediyor
6883 kez okundu