DOLAR 44,5860 0.14%
EURO 52,3150 0.58%
ALTIN
Ankara

HAFİF YAĞMUR

Gelidonya’nın üstü ışık altı tarih

Gelidonya’nın üstü ışık altı tarih

Antalya’nın Kumluca ilçesi açıklarında bulunan Beş Adalar ve Gelidonya Burnu, yalnızca doğal güzelliğiyle değil, suyun altındaki binlerce yıllık tarihiyle de dikkat çekiyor. Tunç Çağı’na uzanan Gelidonya batığı, Akdeniz’in en önemli su altı arkeolojik keşiflerinden biri olarak kabul ediliyor.

ABONE OL
3 Nisan 2026 12:05
Gelidonya’nın üstü ışık altı tarih
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Selin Yıldırım

Antalya’nın Kumluca ilçesinde, haritalarda “Taşlık Burnu” olarak geçen ama gemicilerin yüzyıllardır hürmetle andığı Gelidonya, bugünlerde hem bilimsel hem de insani bir keşfin merkezi. Akdeniz’in en tehlikeli geçiş noktalarından biri olan Beş Adalar mevkii, tepede 90 yıldır sönmeyen feneriyle modern gemilere rehberlik ederken, derinliklerinde yatan “Sualtı müzesi” ile tarihin en sadık koruyuculuğunu yapıyor.

Hakan Öniz

1891: Tarihin gerçek sıfır noktası

Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Öniz, bu bölgeyle ilgili dünya arkeoloji literatürünü sarsacak bir gerçeği hatırlatıyor. Genel kanının aksine, sualtı arkeolojisinin metodolojik başlangıcı 1960 yılındaki kazılar değil. Öniz, “Dünyada sualtı kültür mirasına yasasında ilk yer veren 1887’de Osman Hamdi Bey’dir. Gerçekte dünyanın ilk sualtı kazısı 1891 yılında Osmanlı topraklarındaki Bulamaç Adası’nda, dönemin en modern teknikleriyle Türk bilim insanlarınca yapılmıştır” diyerek tarihin “sıfır noktasını” yeniden tanımlıyor.

Gelidonya’nın tam önünde, M.Ö. 1200’ler olarak belirlenen o meşhur batık ise antik dünyanın ticaret rotasını temsil ediyor. Kıbrıs’tan yüklenen bakır külçelerin izini süren Öniz, bu stratejik noktanın 5 bin yıldır deniz ticaretinin kalbi olduğunu vurguluyor.

Akdeniz’in ticaret rotasında 3000 yıllık bakır külçeler

Gelidonya Burnu’nun açıklarında, M.Ö. 1200’lerde batan o meşhur gemi, aslında antik dünyanın “lojistik devi”ydi. Gemiden çıkarılan ve “Ingot” olarak tabir edilen bakır külçeler, Kıbrıs’tan yüklenip Batı’ya doğru yol alan bir ticaret ağının kanıtı. Beş Adalar’ın neden bir “Sualtı müzesi” olduğunu ise Öniz, şöyle açıklıyor:

“Burası Mısır’dan çıkan bir kaptanın Suriye, Kıbrıs ve Anadolu hattındaki tek döneç noktasıdır. Akıntının ve rüzgarın aniden yön değiştirdiği bu stratejik nokta, 5000 yıldır deniz ticaretinin kalbidir.”

Gelidonya batığından yaklaşık 25 yıl sonra ise Antalya’nın Kaş ilçesi açıklarında bulunan Uluburun Gemisi Batığı Keşfi, bölgenin tarihsel önemini daha da pekiştirdi. Bu batığın Gelidonya’daki gemiden yaklaşık 100-150 yıl daha eski olduğu değerlendiriliyor. Gelidonya batığının keşfinden yaklaşık 58 sene, Uluburun batığının keşfinden 34 sene sonra daha da eski bir batık da yine Gelidonya Batığı ile aynı bölgede bulundu. Akdeniz Üniversitesi tarafından yapılan keşif, bakır külçe yüklü gemi batıklarının tarihini günümüzden yaklaşık 3600 yıl öncesine kadar taşıdı. 

Deniz altında hala keşfedilmeyi bekleyen bir tarih var

Bugün gelişen teknoloji sayesinde Akdeniz’in derinlikleri daha ayrıntılı şekilde araştırılabiliyor. Hakan Öniz ve ekibi, son teknoloji cihazlarla yürütülen çalışmalar kapsamında yüzlerce batık tespit ettiklerini söylüyor.

Öniz, Kültür ve Turizm Bakanlığı izinleriyle bugüne kadar 400’den fazla arkeolojik gemi batığının tespit edildiğini ve bu çalışmaların devam ettiğini belirtiyor. Yeni teknolojiler sayesinde Akdeniz’in derinliklerinde hâlâ keşfedilmeyi bekleyen birçok tarihi kalıntı bulunabileceği ifade ediliyor.

Mustafa Demir

Üç kuşak devam eden ışık nöbeti: “O fener bir gün bile sönmedi

Suyun altında bin yıllık sırlar sessiz birer tanık olarak beklerken, suyun üstünde ise 1944 yılından beri sönmeyen bir aile mirası yükseliyor. Ali Demir ile başlayan, Hasan Demir ile devam eden ve bugün 1975 fener doğumlu Mustafa Demir’in omuzlarında yükselen 82 yıllık ışık nöbeti… Mustafa Demir, fenerle olan bağını şu sözlerle anlatıyor:

“Biz burayı devletin yeri değil, kendi evimiz gibi benimsedik. 1944’ten beri o ışık bir gün bile sönmedi. Dedem, babam ve ben; gemilerin can ve mal güvenliğini sağlamak için bu dingin ve temiz hayatı seçtik.”

Fırtınalar ve kurtarılan hayatlar

Beş Adalar çevresindeki denizin oldukça sert olabildiğini söyleyen Demir, özellikle fırtınalı havalarda gemilerin zor anlar yaşadığını belirtiyor. Zaman zaman küçük teknelerin akıntı ve dalgalar nedeniyle tehlike yaşadığını anlatan Demir, ailesinin geçmişte bazı kazalarda denizcilere yardım ettiğini de dile getiriyor. Demir, “Küçükken babamın motoru bozulan bir teknedeki insanları ağaç teknemizle kurtarışını izledim. Abimin fırtınada denize atlayıp, karaya çıkacak yeri bilmeyen iki kişiyi kıyıya çekişine şahit oldum. Biz neresi dalga tutmaz, neresi sığınaktır bildiğimiz için o insanların son umudu olduk” dedi.

Bugün Gelidonya Feneri’nin ışığı modern gemilere güvenli geçiş sağlarken, Beş Adalar’ın derinliklerinde binlerce yıl önce batmış bir ticaret gemisi sessizce yatıyor. Akdeniz’in bu köşesi, hem su altı arkeolojisinin önemli keşiflerinden birine hem de üç kuşaktır aynı fenerde nöbet tutan bir ailenin hikâyesine tanıklık etmeye devam ediyor.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP