Şeniz Eken
Diyarbakır’da maden ocakları, bölgenin doğasını tehdit ederek ciddi çevre sorunlarına ve bölgedeki insanların sağlıklarını kaybetmesine yol açıyor. 9. Köy’ün görüşlerine başvurduğu uzmanlara göre ruhsatlı veya ruhsatsız ocakların yaygınlaşması; ormanları, tarım arazilerini ve su kaynaklarını giderek artan oranda tahrip ediyor.
Maden Mühendisleri Odası Diyarbakır Şube Eş Başkanı Nuri Alpaslan, kentteki 170 adet ruhsatlı sahadan 78’inin aktif olduğunu belirterek, Bismil, Kulp, Ergani ve Dicle’de kurşun, çinko, bakır ve demir gibi madenlerin çıkarıldığını aktarıyor.
Patlatmalar sonucu oluşan toz ve titreşimin hem bitki örtüsünü yok etmekte olduğunu hem de insan sağlığını tehdit ettiğini vurgulayan Alpaslan, rehabilitasyon projelerinin çoğunlukla kağıt üzerinde kaldığını ve terk edilen alanların ciddi risk oluşturduğunu vurguluyor.
“Her başvurana ruhsat verilmesi çevresel felaketleri artırıyor. Atıklar değerlendirilmeli, yeni ocaklar açılmamalı” diyen Alpaslan, madencilik ile tarım ve hayvancılık arasında denge kurulması gerektiğini, aksi halde toplumsal çatışmalar yaşanabileceğini ifade ediyor.

Polen Ekoloji Kolektifi’nden Ekolojist Umut Şener ise madenciliğin iklim değişikliği üzerindeki etkilerini şöyle aktarıyor: “Diyarbakır’daki madencilik faaliyetleri ekosistemi ve iklimi derinden etkiliyor. Bölge, maden açısından zengin yapısıyla hem geleneksel hem de yeni nesil madenciliğin hedefi haline gelmiş durumda. Maden ocakları enerji ve kar amacıyla açılıyor. En ucuz üretim tercih edildiği için doğa ve insan bedeni yıkıma uğruyor. Madencilik en çok su kaynakları ve tarım alanlarına zarar veriyor. Toprak, hava ve canlı yaşamı bu faaliyetlerden doğrudan etkileniyor.”
Şener, her kazı ile aslında doğaya saldırıldığını belirterek, iklim krizine kadar giden etkileri şöyle anlatıyor: “Toz, gaz, makinelerin egzozu; solunabilir havayı ve iklimi tehdit ediyor. Fosil yakıt kullanımıyla açığa çıkan karbon salımı, iklim krizinin başlıca tetikleyicilerinden biri. Yağış düzensizlikleri, su kıtlığı ve mevsim döngüsündeki kaymalar, tüm canlıların yaşamını tehdit ediyor. Kaynak tükenmesi sadece yerel değil, küresel bir kriz. Kapitalist madencilik doğayı hızla tüketiyor.”
Maden ocaklarının çevre yasalarına uygunluğu ve ÇED ( Çevre Etki Değerlendirme ) raporlarının işleyişi ile ilgili ise Diyarbakır Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Başkanı Avukat Ahmet İnan, son durumu özetliyor.
İnan, madencilik faaliyeti başlamadan önce sırasıyla arama ruhsatı, işletme ruhsatı ve ÇED raporunun alınması gerektiğini belirterek, ancak ÇED raporlarının, özel şirketler tarafından hazırlandığını ve bu durumun süreci sorunlu hale getirdiğini ifade ediyor. İnan şunları söylüyor: “ÇED raporları genellikle, şirketin çıkarlarına hizmet eden, kopyala-yapıştır yöntemle hazırlanıyor. Bu nedenle, gerçek bir çevresel etki değerlendirmesi yapılmadığı gibi, sistem daha çok ‘en az masrafla ne kadar çok kar elde edebilirim?’ mantığıyla işliyor. Ayrıca, ÇED raporunda belirtilen taahhütler genellikle uygulanmıyor ve bu taahhütlerin denetlenmesi için etkili bir kontrol mekanizması bulunmuyor.”
Çevreyi korumak amacıyla çıkarılan ÇED Kanunu ve ÇED Uygulama Yönetmeliği, anayasal bir dayanağa sahip olsa da uygulamada etkin bir sonuç alınamadığını söyleyen İnan, mevcut yasaların doğru şekilde uygulanması durumunda ilerleme sağlanabileceğini ve ÇED raporlarının özel şirketler yerine kamu kurumları tarafından denetlenmesi gerektiğini vurguluyor.
“Bu sayede çevrenin korunması daha güvenli ve şeffaf bir zemine oturtulabilir” diyen İnan, maden ocaklarına karşı açılan çevre davalarına da değinerek, Diyarbakır Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu olarak yaklaşık 1,5-2 yıldır hukuki mücadele verdiklerini ancak bunun yalnızca dava süreciyle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda toplumsal dayanışma ve yerel halkın katılımını içeren çok yönlü bir mücadeleye dönüştüğünü belirtiyor. İnan, maden ocaklarına karşı açılan davalarda bir diğer sorunun ise bilirkişi raporlarıyla ilgili olduğunu ifade ederek, çevre ve köylüler lehine hazırlanan raporların geçersiz sayıldığını ve yerine sermaye lehine, doğa aleyhine raporlar sunulduğunu belirtiyor ve bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini kaydediyor.

Diyarbakır Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu’nun açtığı davalardan biri de Dicle ilçesine bağlı Kurşunlu ( Pirejman ) Mahallesinin bulunduğu bölgede faaliyet yürüten Kurşun- Çinko maden ocağına ait. Bölgede 10 yıla yakın bir süredir faaliyet gösteren maden ocağının yarattığı ekolojik tahribat nedeniyle mahalle sakinleri artık maden ocağı çalışmalarının sonlandırılmasını istiyor. Mahalle sakini Ayşe Şenol, maden ocağını neden istemediklerini şu sözlerle anlatıyor:
“Maden ocağı açık olduğu zamanlar bomba gibi şeyler patlatıyorlar, mahalle sürekli duman altında kalıyor. Taş, toprak dökülüyor. Bahçemiz, bağlarımız vardı. Ağaçlarımız kurudu, meyve alamıyoruz. Bu maden yüzünden bizler de hastalanıyoruz. Buraya iyileşmek için geldik ama daha kötü olduk. Mahallede madeni kimse istemiyor, herkes karşı.”
Kurşunlu’da yaşayan Ali Bilmez, uzun yıllardır köylerinde yetişen meyveleri dalından koparıp yiyemediklerini belirterek, şöyle konuşuyor: “Madenden yayılan toz, badem ağaçlarında çiçeklenme döneminde dökülmelere neden oluyor. Bu da çiçeklerin yeniden açmasını geciktiriyor, ürün verimini düşürüyor. Eskiden 100 ağaçtan 5’inde bu sorun olurdu, şimdi oran çok daha fazla. Köyde binlerce ağaç var ama mevsiminde sağlıklı meyve veren belki beş ağaç çıkıyor. Nar, dalında kalıyor. Üzüm tutmuyor, çürüyor. Hayvancılıkta da durum kötü. Eskiden bir aşı yeterken, şimdi on aşıyla bile hastalıklar önlenemiyor.”
Bilmez, “Şifa ararken daha çok zarar gördüm” diyerek, maden çalışmaları sırasında çıkan tozun solunum yolu hastalıklarını artırdığını ve bunun ölümlere neden olduğunu söylüyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Amcam Adana’dan geldi, iki buçuk ayda hayatını kaybetti. KOAH hastası bir komşumuz da burada ağırlaştı.”
Köy suyunun analiz edilmesi gerektiğini savunan Bilmez, bu suyun sağlığa zararlı olabileceğini düşünüyor ve “İçtiğimizde etkisini hemen hissediyoruz. Bu nedenle artık hazır su kullanıyoruz” diyor. Kendi sağlığının hassas olduğunu söyleyen Bilmez, hava ve su koşullarındaki değişimleri bu nedenle hemen fark ettiğini ve bunun günlük yaşamını doğrudan etkilediğini söylüyor.
1
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6262 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
6117 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6024 kez okundu
4
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4821 kez okundu
5
Türkiye’de mülteciler ve geri göndermeler
4460 kez okundu
6
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4417 kez okundu
7
Kadının soyadı düzenlemesi ve online satılan dini nikah cüzdanı
4376 kez okundu
1
Karaman’ın altın değerindeki hazinesi: Domalan mantarı
12632 kez okundu
2
Kuşadası’nda deprem fay hattı imara açıldı!
8446 kez okundu
3
Defalarca Yıkılan Hatay’da Binalar Alarm Veriyor
7947 kez okundu
4
Balık ağları müsilaj çekiyor: Marmara’nın balıkçıları zorda
6052 kez okundu
5
Yeraltından gelen kükürt kokusu tehlike saçıyor
4458 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.