DOLAR 47,3990 0.04%
EURO 53,9658 -0.08%
ALTIN
Ankara
26°

AÇIK

Şanlıurfa’da bir dönemin mirası: Son medkukeler

Şanlıurfa’da bir dönemin mirası: Son medkukeler

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin kadim topraklarında, özellikle Şanlıurfa ve çevresinde yaşayan 60 yaş üstü kadınların yüzlerinde ve ellerinde sıkça rastlanan gizemli işaretler, asırlık bir geleneğin izlerini taşımaya devam ediyor. Bölgede “dek” adıyla bilinen bu geleneksel dövmeleri taşıyan kadınlara ise Arapça bir kelime olan “medkuke” deniliyor.

ABONE OL
29 Temmuz 2026 11:13
Şanlıurfa’da bir dönemin mirası: Son medkukeler
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Melek Çelik

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin kadim topraklarında, özellikle Şanlıurfa ve çevresinde yaşayan 60 yaş üstü kadınların yüzlerinde ve ellerinde sıkça rastlanan gizemli işaretler sadece görsel bir süs olmanın çok ötesinde farklı hikâyeler barındırıyor.

Şanlıurfa’nın Eyyübiye ilçesinde yaşayan 65 yaşındaki Sevgi Akdağ, yüzündeki ve vücudundaki dek dövmelerini göstererek o yılları ve yaşadığı süreci anlattı. Küçük yaşlarda nazardan korunmak ve çevreye ayak uydurmak için bu acılı sürece katlandığını belirten Akdağ, şunları söyledi:

Bana baktıklarında gözleri dövmeme değsin, nazar değmesin istedim. Bir de çevrede yapanlar vardı, çok etkilenmiştim. Annem o zaman bana çok kızıyordu, ‘Yapma, canın yanar’ demişti ama ben dinlemedim. İlk denememi pek görünmez diye bacağımda yapmıştım, sonra da çeneme yaptım. Yapımı o zamanlar oldukça zordu.

“Şimdi pişmanım ama artık geçti”

Zamanla bu geleneğe bakışın değiştiğini ve artık yeni neslin “dek” yaptırmadığını belirten Sevgi Akdağ, duygularını şu sözlerle dile getirdi: “O zamanlar böylelikle nazardan korunduğumu düşünürdüm. Bir de herkes yapıyordu, ben yapmazsam ayıplanırım sandım. Ama şimdi pişmanım, keşke yapmasaydım diyorum. Yine de artık geçti, 65 yaşındayım. Bir kere yapılınca da silinmesi imkânsız. Şu anda zaten artık buralarda bu dövmelerden pek kimse yaptırmıyor.”

“Anne sütü ve isle gelen kalıcılık”

Dövmelerin yapım sürecinin zorluğuna ve o dönem kullanılan malzemelerin sıra dışılığına değinen Akdağ, bu kalıcı karışımın sırrını şu sözlerle anlattı: “O zamanlar şimdiki gibi boyalar, makineler yoktu tabii. Büyüklerimiz hayvanların safra kesesinden ‘marara’ dedikleri özel bir su alırlardı. Sonra gaz lambasını yakıp onun siyah kurumunu, yani isini toplarlardı. Bu ikisini karıştırıp kıvam alsın, kalıcı olsun diye yeni doğum yapmış bir annenin sütüyle yoğururlardı. O karışımı iğneyle derimize işlerlerdi. Canımız çok yanardı ama o sütün ve isin karışımı, bu dövmeleri ömürlük yapardı.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.