Veysel Giyci
Avrupa ülkeleri kayıp-kaçak oranlarını düşüren, tarımda modern sulamayı yaygınlaştıran ve kentlerde yağmur suyunu sisteme dâhil eden politikaları uzun yıllardır uygularken; Türkiye, kişi başına düşen su miktarıyla “su stresi” yaşayan ülkeler arasında yer almasına rağmen bütüncül bir tasarruf stratejisi ortaya koyabilmiş değil.
Avrupa’nın pek çok ülkesinde su yönetimi yüz yılı aşkın süredir planlı ve sürdürülebilir politikalarla yürütülüyor. Altyapı kayıpları minimize edilirken tarımda vahşi sulama büyük ölçüde terk edildi, sanayide suyun yeniden kullanımı standart hâle geldi.
Türkiye ise hâlâ “su zengini ülke” algısıyla hareket ediyor. Oysa uzmanlara göre mevcut gidişat Türkiye’yi ciddi bir su kriziyle karşı karşıya bırakıyor.
Resmî verilere göre Türkiye’de belediyelere verilen içme suyunun önemli bir kısmı altyapıdaki kayıp ve kaçaklar nedeniyle daha kullanıcıya ulaşmadan kaybediliyor. Tarım sektöründe su tüketiminin büyük bölümü ise hâlâ salma sulama gibi verimsiz yöntemlerle gerçekleşiyor. Sanayide su geri kazanım oranları sınırlı kalırken yağmur suyu hasadı ve gri su kullanımı birçok kentte istisnai uygulamalar olmanın ötesine geçemiyor.
Avrupa ülkelerinde ise bu alanların tamamı uzun vadeli planlamanın parçası. Kentlerde yağmur suyu toplama sistemleri zorunlu tutulurken tarım destekleri modern sulama tekniklerine geçişe göre şekilleniyor. Sanayi tesisleri için su geri dönüşüm oranları yasal düzenlemelerle denetleniyor.

Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu
Türkiye’nin su sorununu yalnızca kuraklık ya da iklim değişikliğiyle sınırlı görmenin büyük bir hata olduğuna dikkat çekiliyor. Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Avrupa ülkelerinin su sorunlarını yaklaşık 100 yıllık bir süreçte çözdüğünü hatırlatarak şöyle konuştu: “Bizim de zaman kaybetme lüksümüz yok. Aksi hâlde su krizi ekonomik ve toplumsal bir krize dönüşecek.”
Su yönetimi alanında çalışan sivil toplum kuruluşları da benzer görüşte. Su Politikaları Derneği mevcut politikaların parçalı ve kısa vadeli olduğunu belirterek merkezi ve yerel yönetimler arasında güçlü bir koordinasyon kurulması gerektiğini ifade ediyor.
Devlet Su İşleri ve Türkiye İstatistik Kurumu verileri Türkiye’nin su kaynakları üzerindeki baskının her geçen yıl arttığını ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre çözüm yalnızca yeni barajlar ya da geçici tasarruf çağrılarında değil; altyapıdan tarıma, sanayiden kent planlamasına kadar uzanan bütüncül ve uzun vadeli bir su yönetimi politikasında yatıyor. Aksi hâlde Türkiye Avrupa’nın yüzyıl önce yüzleştiği sorunlarla çok daha ağır koşullarda karşı karşıya kalabilir.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7662 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6704 kez okundu
3
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
6430 kez okundu
4
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6328 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4974 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4810 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4694 kez okundu
1
Engelli maaşında “hane geliri” engeli
17383 kez okundu
2
Engelli bireyler nasıl oy kullanacak?
13165 kez okundu
3
Kuşadası’nda deprem fay hattı imara açıldı!
8862 kez okundu
4
Dünyanın ışıklandırılan ilk caddesi şimdi kapkaranlık
7020 kez okundu
5
Türkiye antidepresan kullanımında dünya 22’ncisi
6140 kez okundu
Ülkemizde maalesef göz göre göre gelen felaketler için önlem alınmak şöyle dursun, felaketi daha da hızlandıran politikalar izleniyor. İleriyi düşünme ve tedbir alma gibi rasyonel yaklaşımlar hak getire. Kendi ayağımıza sıkıyoruz sürekli, ayak delik deşik.