Beyza Bedir
Türkiye’de üniversiteye giriş sistemi, gençlerden daha 18 yaşında hayatlarının geri kalanını etkileyecek bir karar vermelerini bekliyor.
Bu yaş, çoğu gencin kendini yeni tanımaya başladığı, hayallerinin şekillendiği, ilgi alanlarının sürekli değiştiği bir dönem olmasına
rağmen verilen tercih listeleri çoğu zaman “meslek seçimi” anlamına geliyor. Bu da gençleri, çoğu zaman henüz tanımadıkları bir gelecek üzerine büyük bir sorumluluk almaya zorluyor.
Üniversite kapısından içeri giren pek çok öğrenci için bu karar, yıllar geçtikçe farklı bir anlam kazanıyor. Bazıları için umutla başlayan
yolculuk, bölümün kendi hayalleriyle örtüşmediğini fark ettiklerinde belirsizliğe dönüşüyor. Kimi öğrenciler lise yıllarında yönlendirildiği alanla kendi isteği arasında sıkışıp kalırken, kimisi zamanla değişen hedeflerine ayak uyduramayan bir bölümün içinde kendini yabancı hissediyor. “Doğru mesleği seçmek” üzerine kurulan baskı, gençlerin büyük bir kısmının üniversite hayatını suçluluk, kararsızlık ve kendini yanlış yerde hissetme duygusuyla geçirmesine neden olabiliyor.
Gençlerin hikâyeleri farklı olsa da ortak duygu aynı: Hayatlarını kurmak için attıkları ilk adımın, aslında kendilerini tanımaya yeni
başladıkları bir dönemde atıldığını fark etmenin ağırlığı. Bu nedenle, üniversite tercihlerinin yalnızca bir akademik seçim değil, gençlerin yaşam yolculuğunda geri dönüşü zor bir dönemeç olduğu gerçeği her geçen gün daha fazla konuşulur hâle geliyor.
Gazi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nden yeni mezun olan Elif, tercih dönemine döndüğünde kendisini yönlendiren şeyin meslek hayali değil, puan baskısı olduğunu söylüyor. “Ne istediğimi geri plana attım” diyen Elif, üniversiteye başladığında ise hayal ettiği kolaylığın olmadığını fark etmiş. Teknik dersler ağırlaştıkça “yanlış yerdeyim” hissi artmış. Uzun süre bilgisayar başında çalışmak onu gererken, daha hareketli ve yaratıcı bir alan arayışı öne çıkmış.
Ailesine karşı hissettiği sorumluluk nedeniyle bu duyguyu paylaşamadığını söyleyen Elif, bugün geriye dönüp baktığında en büyük kazanımının “mühendislik bakış açısı” olduğunu belirtiyor: “Doğru kararı verip vermediğimden hâlâ emin değilim. Çünkü insan kendini tanımadan tercih yapıyor.”
Psikolojik Danışman Özge Atlı, yanlış meslek seçimlerinin psikolojik yükünün gençlerde derin izler bıraktığını söylüyor: “Yanlış yönlendirmelerle yapılan tercihlerin gençlerde en çok özyeterlilik algısını zedelediğini görüyoruz. İnsan başarı odağı ile büyür ama üniversiteye yanlış bir bölüme yerleştiğinde ‘Aslında o kadar da başarılı değil miydim?’ sorusu zihinlerine yerleşiyor. Kimliğini yeni oluşturmaya çalışan bir genç için bu soru, ileriki yıllara taşınan kaygıların başlangıcı hâline geliyor.”
Atlı’ya göre hem akademik olarak güçlü hem de daha düşük başarıya sahip gençlerin yaşadığı ortak bir çıkmaz var: “Akademik başarısı düşük öğrencilerde ‘yeter ki üniversite okuyayım’, akademik olarak güçlü olanlarda ise ‘prestijli meslek’ baskısı öne çıkıyor. Her iki durumda da ilgi, yetenek ve değer geri plana itiliyor. Gençler, bölümün kendileriyle uyuşmadığını fark ettiklerinde öz yeterlilikleri ve özgüvenleri düşüyor, kendilerine olan inançları zayıflıyor.”
Atlı’ya göre gençleri bölüm değiştirmekten alıkoyan en güçlü duygulardan biri aile baskısı ve sorumluluk hissi. Gençlerin “Ailem
bunca yıl beni okuttu, şimdi nasıl vazgeçtim diyebilirim?” kaygısı nedeniyle bölümlerinde kaldığını vurgulayan Atlı, bunun da gençleri mutsuzluğa ittiğine dikkat çekiyor.
Gençlerin üniversite hayatını sürdürme mücadelesinin psikolojik sonuçları ise çok daha geniş: “Birçok genç KYK bursu, aile desteği ya da çalışarak ayakta duruyor. Bölüm değiştirmek ya da bırakmak onlar için büyük bir risk. Hem okuyup hem çalışan gençlerin kendilerini geliştirmek için zamanları olmuyor ve bu da ruhsal olarak tükenmelerine yol açıyor.”
Atlı, yanlış bölümün ardından tekrar sınava hazırlanmanın gençler için ağır bir psikolojik yük olduğunu, bu durumun da yoğun
anksiyete, uyku bozuklukları, mide ve baş ağrılarına yol açtığına dikkat çekiyor.
Türkiye’deki üniversiteye giriş sisteminin gençlerin gerçek potansiyelini yansıtmadığına dikkat çeken Atlı, kaygının temelini
burada görüyor: “Üniversiteye giriş sistemi gençlerin yeteneklerini ya da tutkularını sorgulamıyor. Bizde sistem ‘yüksek puan alabilir miyim, para kazanabilir miyim, iş bulabilir miyim?’ sorularına sıkışmış durumda. Oysa mesleğe başlarken asıl sorulması gereken şey ‘Bu işi severek yapabilir miyim, kendimi ait hisseder miyim?’ sorusu olmalı.”
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8024 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
7788 kez okundu
3
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6796 kez okundu
4
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6390 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
5019 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4964 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
4787 kez okundu
1
“Okumanın yaşı yok” dedirten 40 yaş üstü öğrenciler
5369 kez okundu
2
Van’da “eğitimci olmayan” öğretmen skandalı
3178 kez okundu
3
Genç pilotlar ödedikçe artan borç batağında
2871 kez okundu
4
Eğitim giderleri aileleri zorluyor: Psikolojiyi ve başarıyı olumsuz etkiliyor
2725 kez okundu
5
YKS 2025 alarm verdi: Üniversiteye ilgi azalıyor
2343 kez okundu