Faruk Bildirici
Fakat yaygın medyanın büyük bölümü, özellikle de iktidar medyası Öcalan’ın mesajını birkaç cümlelik haber olarak geçiştirdi; içeriğini tam olarak aktarmadı. ATV, Habertürk, Star, Show, CNN Türk ve NOW televizyon kanalları da haberi aktarırken Öcalan’ın görüntüsü yerine fonda silahlar, İmralı adası ve DEM’lilerin arşiv görüntülerini döndürüp durdular.
Benzer bir habercilik, 30 PKK’lının Süleymaniye’deki sembolik “silahları yakma” töreni haberlerinde de kendini gösterdi. Anadolu Ajansı, çektiği görüntüyü logosunu koymadan servis etti; iktidar çevrelerinin de “tarihi” olarak nitelediği bu gelişmeyi dört cümlelik bir haberle duyurdu, evet sadece dört cümle! Törende açıklama yapan PKK’nın lider kadrosundan Bese Hozat’ın okuduğu metinden tek cümle bile yoktu haberde.

Yaygın medya da Öcalan’ın mesajındaki gibi Bese Hozat’ın açıklamasının ayrıntısına girmedi. Oysa okuduğu metinde özetle, “demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde” “iyi niyet ve kararlılık adımı olarak sizlerin huzurunda silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz” deniliyordu. Hem de Hozat, konuşmasını metin dışına çıkarak “Kuşkusuz bu tarihi girişimin başarıya ulaşması için çok ciddi hukuksal reformlara ihtiyaç var” diye noktaladı.
Bu sözler, PKK’nın “ilk adımı” devam ettirmek için bekledikleri hakkında fikir veriyordu. Bunları bilmek, bu ülke insanlarının hakkıydı. Aktarmak da gazetecilerin göreviydi.
40 yılı aşan çatışmalı, kanlı sürecin tümüyle sona erdirilebilmesi için “barış gazeteciliği”ne gereksinim var. “Barış gazeteciliği” de, sadece devletin açıklamalarını, planlarını haber yaparak yürütülemez. PKK’nın yaklaşımını, sürece ilişkin açıklamalarını da topluma iletmek, ayrıca sorunu tüm boyutlarıyla yansıtmak, geçmişe değil geleceğe odaklanmak gerekir.
Bu çerçevede iktidar medyasında dilin ve DEM’e yaklaşımın değişmesi önemli bir gelişme. Sürecin daha sağlıklı işlemesine gazetecilik ancak böyle katkıda bulunabilir.
PKK’nın sembolik “silah yakma” törenini izlemek üzere bölgeye iki grup gazeteci gitti. Bir grup gazetecinin gidişini DEM partisi, daha küçük olan ikinci grubun gidişini de “devletin güvenlik birimleri” organize etti.
Yıllardır gazetecilerin “davetli geziler”e katılmalarının etik olmadığını yazıp duruyorum. Ama bir istisayı da vurguluyorum her seferinde. Gazeteci, başka türlü izlenmesi mümkün olmayan hallerde davetli geziye gidebilir. Ancak masraflarını kendisinin ya da kurumunun karşılaması, gezinin davetli olduğunun yayında belirtilmesi şarttır. Bu da gazetecilerin kendi olanaklarıyla izlemelerinin mümkün olmadığı bir etkinlik.
Sosyal medyadaki eleştirileri görünce, iki gruptan da bazı arkadaşlarla görüştüm. “Devletin güvenlik birimleri”nin götürdüğü gazeteciler, Erbil’e uçak biletini ve oradaki otel ücretini kurumlarının karşıladığını söylediler. Bu gazetecilerden bazıları aldıkları biletin “Business Class”a yükseltildiğini uçağa girişte öğrenmişler; dönüşte ekonomi bölümünde uçmuşlar.
DEM’in götürdüğü 30 kadar gazeteci de Diyarbakır’a uçak biletini kendileri almış ama otobüsle gidişi parti, Erbil’deki konaklamayı Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) karşılamış. Her iki grubun Erbil’den Casene mağarasının önündeki tören alanına gidiş ve dönüşü yine aynı şekilde organize edilmiş. Erbil’de ve yolda güvenliği IKBY ekipleri sağlamış.
“Devletin güvenlik birimleri”nin götürdüğü gazeteciler, tören alanına daha erken ulaşmış, protokolde yer bulmuşlar; telefonlarını da çantalarında tutmaları istenmiş. Aranmamışlar da. DEM’in götürdüğü gazeteciler ise önceden cep telefonlarını yanlarına almamaları için uyarılmışlar; yine de erkek gazeteciler girişte aranmış.
Tören alanında her şey kontrol altındaymış. MİT ve KYB görevlileri işbirliği halinde çalışmışlar; çekilen görüntü de denetlendikten sonra yayına verilmiş. Bu kadar kontrollü bir alanda gazetecilik açısından önemli olan haberciliğin denetim altında olmaması, editoryal bağımsızlığa gölge düşmemesi.
Oradaki meslektaşlarımızın gazeteciliğin gereklerini ne ölçüde yerine getirdiklerine okur ve izleyicileri karar verecek.
RTÜK, Sözcü TV’ye 10 gün yayın durdurma cezası verirken gerekçe uydurmakta hayli zorlanmış. Karartılan ekranda belirtilen RTÜK kararında açıklanan gerekçe ile Sözcü TV’nin yayınının alakası yok.
Şöyle ki, RTÜK güya Sözcü TV’ye yasadaki “Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz” ilkesine aykırılık gerekçesiyle ceza vermiş.
RTÜK’e göre, Sözcü TV, 23 Mart’taki “Nokta Atışı” programında konuk Berk Esen’in, polisin Saraçhane’deki CHP mitingindeki tavrını eleştiren şu sözlerini yayımlayarak işlemiş bu “suçu”:
“…her ne kadar RTÜK baskısı nedeniyle polisin şiddet görüntülerini biz bu kanallarda artık izleyemiyorsak da sokakta da görüyoruz sosyal medyada da görüyoruz. Çok ağır polis şiddeti altında, sadece Saraçhane’de değil, Türkiye’nin birçok bölgesinde öğrencim olacak yaşta Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, genç arkadaşlarım ağır bir şiddet altındalar ve direniyorlar.”

Bu sözlerin 10 günlük ceza için yeterli ve anlamlı bir gerekçe oluşturmayacağının da farkında olsalar gerek ki, Sözcü TV’nin 21 Mart’ta yayımlanan “Öncesi Sonrası Gece” programında da konuk Uğur Poyraz’ın, “emniyet güçleri hukuka aykırı davranıp biber gazıyla, copla, kalkanla müdahale ediyorlar” sözlerini de örnek göstermişler kararda.
Polisi eleştirmek ile “toplumu kin ve düşmanlığa tahrik” arasında bağ kurarken mantık hatası da yapılıyor. Sözcü TV’de polis şiddeti ile ilgili sözlere “ihlal” deniyor ama öbür yandan “müdahale görüntüleri eşliğinde sunulan olumsuz haber kalıpları” da yani polis şiddeti görüntülerinin de yayımlanması “yaygın ve gelenekselleşmiş medya pratiği” olarak nitelendiriliyor. Madem “gelenekselleşmiş medya pratiği”, o pratiği savunmak da ihlal olamaz!
Gerekçe bulmakta bu kadar zorlanmalarının asıl nedeni, kararın satır aralarında saklı. Kararda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in 24 Mart’taki Saraçhane mitinginde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başsavcı Akın Gürlek’e ilişkin sözleri ve alandakilerin Erdoğan aleyhine sloganlarının yayımlanması “hakarete varan, ayrıştırıcı nitelikte, suçlayıcı, zan altında bırakıcı, saygı içermeyen türden ifadeler” olarak değerlendiriliyor. Arkasından da “haberciliğin hassas dengeleri”, “sorumlu yayıncılık” gibi ifadeler birbiri ardına sıralanıyor.
Belli ki, RTÜK’ün asıl hedefi Özel’in mitingi ve orada söylediklerinin yayımlanması. Polisle ilgili yayın göstermelik gerekçe. İyi de Özel’in konuşması mitingden yapılan canlı yayın. Canlı yayın sırasında muhalefet liderinin konuşmasını kesmek, onun sözlerini sansürlemek etik olmaz; halkın bilme hakkını engellemek olur.
Halk TV’yi de, savcılık, sahibi Cafer Mahiroğlu’na soruşturma açarak, RTÜK 10 günlük yayın durdurma cezası vererek, Sabah ise “Rant tezgahı Halk TV’de kuruldu” yazarak sıkıştırıyor. Halk TV de ne yapsın, Özgür Özel’in mitinglerinde haykırılan sloganları kesmek için çaba harcamak zorunda kalıyor. Tabii Tele 1 de. Zaten başkası da vermiyor mitingleri.
Farkında olmayabilirler ama eleştiriden mahrum kalan iktidar da karanlığa gömülür, bağımsız kanallardan haber alamayan halk da. Eleştirel televizyonları kapatmak iktidarın intiharı olur.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, hafta içinde Halk TV’de yayına katıldı; Kürşad Oğuz, İsmail Saymaz ve Sinem Fıstıkoğlu’nun sorularını yanıtladı. İki saat kadar süren programda gündemdeki hemen her şey soruldu Özel’e.
Programda iki nokta dikkatimi çekti. Birincisi programın uzunluğu. Gerçi şimdilerde birçok kanalda böyle uzun söyleşiler yapılıyor ama eskiden bir genel başkan ile söyleşi bir saati aşmazdı. Doğrusunun da o olduğunu düşünüyorum. Günümüzde hiç kimsenin, eğer özel ilgisi yoksa iki saat boyunca ekran başına oturup izleyeceğini sanmıyorum.
İkincisi de hemen bu bölümün ardından Sinem Fıstıkoğlu’nun “sokağa davet” sözleriyle ilgili sorusuna “Sayın Genel Başkanım” diye başlamasıydı. Bu yanlış bir hitap şekli. Özgür Özel, Sinem Fıstıkoğlu’nun “Genel Başkanı” değil. Kürşad Oğuz, birkaç kez “Sayın Genel Başkan” dedi, böylesi doğru.
Gazeteci, bir siyasetçi ile söyleşi sırasında temas/mesafe kuralına dikkat etmeli. “Genel Başkanım” diye hitap etmek arada mesafe bırakmıyor, fazlasıyla içli dışlı gösteriyor.
Muhalefet partili milletvekillerinin soru önergelerindeki kaynak sorununa dikkat çekmiş, haberlerin kaynak gösterilmemesini eleştirmiştim.
Geçen haftaki yazıma CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’den yanıt geldi. Öztürkmen, benim yazdığımın tersine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 13 katlı binayı yıllık 86 bin liraya kiralamasını Veryansın TV’yi kaynak göstererek sorduğunu belirtti. Öztürkmen, “Gazeteci kökenli danışmanlarla çalışıyorum ve bu konuda hassasiyet gösteriyoruz” dedi.
Anlaşılan, gazetelerdeki haberler üzerinden yazınca hata yapmışım. Öztürkmen’den özür diler, kaynak gösterme duyarlılığının tüm milletvekillerine de örnek olmasını dilerim.
Tek cümleyle:

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7640 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6700 kez okundu
3
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
6329 kez okundu
4
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6322 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4970 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4789 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4677 kez okundu
1
Engelli maaşında “hane geliri” engeli
17383 kez okundu
2
Engelli bireyler nasıl oy kullanacak?
13162 kez okundu
3
Kuşadası’nda deprem fay hattı imara açıldı!
8862 kez okundu
4
Dünyanın ışıklandırılan ilk caddesi şimdi kapkaranlık
7011 kez okundu
5
Türkiye antidepresan kullanımında dünya 22’ncisi
6140 kez okundu