Delal Meltem Demir
Türkiye genelinde zincir marketlerde çalışan kadınlar, uzun mesai saatleri, düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşullarının yanı sıra, mobbingin hedefi haline geliyor. Onlardan biri de yıllarca farklı marketlerde çalışan Sema K.’nin anlattıkları, sektörün görünmeyen yüzünü gözler önüne seriyor. “Marketleri ayakta tutan kadınlardır” diyen Sema K., sektördeki kadın emeğinin görünmezliğini ve sistematik sömürüyü anlattı.
İş yükünün eşit dağılmadığını söyleyen Sema, “Kadınlar mobbinge uğruyor ya da mağazayı ayakta tutmak için övülerek motive ediliyor. Erkekler ‘Ben yorgunum’, ‘Kadın eli değse daha temiz olur ben anlamam’ ya da ‘Mesaiye kalmam’ diyerek geri çekiliyor, işler kadınların sırtına kalıyor. Marketleri ayakta tutan kadınlardır” diyor.
Kadınların, erkeklerin yapması gereken ağır işlerde çalıştırıldığını belirten Sema, bunun hem mobbing hem de iş güvenliği ihlali olduğunu söylüyor. “Paletleri kadınlara taşıtıyorlar; bu işler hem fiziksel olarak ağır hem de iş güvenliği açısından riskli. Eğitimler ya verilmiyor ya da tamamen göstermelik” ifadelerini kullanıyor.
Sema, marketlerde “esnek çalışma” adı altında işçilerin günde 12 saate kadar çalıştırıldığını şöyle anlatıyor: “İşe girişte imzalatılan evraklarda esnek çalışma maddeleri var. Bunu gerekçe göstererek işçileri iki kişilik iş yüküyle baş başa bırakıyorlar. ‘Zaten esnek çalışma koşulunu kabul ettin’ diyerek susturuyorlar. Bu sistem neredeyse tüm marketlerde standart hale gelmiş durumda.” diyor.
Maaşlarda da ciddi adaletsizlikler olduğunu vurgulayan Sema, “Maaşlar şehirlere göre değişiyor. Talep azsa işçi bulmak için maaş yükseltiyorlar ama eleman sayısını azaltıyorlar. Bunu hiç kimseye belli etmeden ‘İşçi gelene kadar idare et’ şeklinde ince ince işçiye işleyerek yapıyorlar. 4-5 ay boyunca insanları kandırarak çalıştırıyorlar. Mesela yemek kartı veriyorlar. ‘Ne kadar yeterlidir, ne kadar idare eder orasına bir şey söyleyemem’ Her hafta marketlerde bizler raflardaki fiyatları değiştirmek durumunda kaldığımız bir dönemde yaşıyoruz ama bizim yemek kartlarına yatan bütçe artmıyor. Bu konuda hiç kimse konuşmuyor bile çünkü insanların akıllarına bile gelmiyor; o kadar çok mobbing var, o kadar çok iş yükü var ki…” diyerek tabloyu özetliyor.
İşe girişte imzalatılan yüzlerce belgenin, işçilerin haklarını koruyamamasının temel nedeni olduğunu söyleyen Sema, “105-110 sayfalık sözleşme imzalatıyorlar. Bu sözleşmedeki kuralları işçileri değil, işverenler kendilerini korumak için oluşturuyor” diyor.
Sema, işçilerin sık sık işten çıkış kodu olan 29. madde ile tehdit edildiğini anlatıyor. “Yıllarca çalışan kadınlara mobbing yapılıyor ki istifa etsinler, tazminat ödemesinler” diyor. Marketlerde istifaların ardından usulsüz sayımlar yapıldığını da belirten Sema, “Yasal olarak sayım sonrası çıkış yapılması gerekir ama hemen işten çıkarıyorlar. Sonra o sayımı mahkemede kullanmak için saklıyorlar. Haklı olduğun hâlde kaybediyorsun” diyor.
Depolarda kameraların olmaması ve sahte imzalar da işçilerin kendini savunmasını zorlaştırıyor. “Kameralar yok çünkü işverenin işine gelmiyor. Kayıtlar kısa sürede siliniyor, delil kalmıyor. Şahit de yoksa işçi hakkını arayamıyor” sözleriyle işçilerin çaresizliğini özetliyor.
Sema, insanlık dışı çalışma koşullarının normalleştirildiğini anlatıyor. “Sıfır mağaza açmaya gittik, üç gün boyunca eve gitmedik. Raflarda uyuduk. Bu normal olamaz. Para yok, kıyafet yok. Benim saçımın yarısı market yüzünden beyazladı” diyor.
Kadın çalışanların hamile kaldığında ya da evlenmek istediğinde işten çıkarıldığını belirtiyor. “Hamile çalışan gördünüz mü? Genelde tehdit ve mobbingle çıkarılıyorlar. Evli olmayan, ‘bekar çalışan’ kadınları işe almayı tercih ediyorlar” diyerek sektörün kadınlara yönelik ayrımcılığını özetliyor.
Marketlerde verilen eğitimlerin işçiyi korumaya değil, daha verimli sömürmeye yönelik olduğunu söyleyen Sema, “Kasaya bakamayan elemanı başka yerde nasıl kullanabileceğini öğretiyorlar. ‘Bu elemanın iliğinden kemiğinden nasıl yararlanabileceğini çöz’ diyorlar” diyerek sistemin nasıl işlediğini anlatıyor.
Sema’nın hikâyesi, zincir marketlerde çalışan binlerce kadının ortak deneyimini yansıtıyor. Uzun mesailer, mobbing ve eşitsizlik sadece bireysel değil, yapısal bir sorun. Bu durumu yakından izleyen Sosyal-İş Sendikası’ndan Şengül İşçi, kadın emeğinin marketlerde nasıl görünür ama değersiz hale getirildiğini anlattı.

Şengül İşçi
Sosyal-İş Sendikası’ndan Şengül İşçi, market çalışanlarının anlattığı koşulların tesadüf olmadığını, sektörde yaygın ve yapısal hale geldiğini belirtti ve “Esnek çalışma, uzun mesai ve mobbing uygulamaları marketlerde sistematik biçimde sürüyor. Bunu hem sendika raporları hem de çalışanların saha deneyimleri doğruluyor” dedi.
İşçi, esnek çalışmanın aslında işverenin ihtiyacına göre şekillenen düzensiz bir sistem olduğunu vurgulayarak, “Çalışanlar bir gün sabah 07.00’de, ertesi gün akşam 22.00’de işe çağrılabiliyor. Bu durum uyku düzenini, aile ilişkilerini ve özel hayatı ciddi biçimde bozuyor” şeklinde konuştu.
Birçok markette personel sayısının yetersiz olduğunu hatırlatan İşçi, “Resmiyette 8 saat görünse de fiilen 10-12 saat çalışılıyor. Bazı yerlerde fazla mesai ücretleri ödenmiyor ya da prim adı altında dolaylı biçimde geçiştiriliyor” bilgisini paylaştı.
Şengül İşçi’ye göre yöneticilerin satış baskısı, kasa hatalarında gösterilen aşırı tepkiler ve performans hedefleri çalışanları sürekli stres altında tutuyor. İşçi, “DİSK’in 2024 Emek Araştırmaları Raporu’na göre market çalışanlarının sorunlarının yaygınlıklarına bakıldığında yüzde 70’i esnek çalışma, yüzde 60’ı fazla mesai, yüzde 50’si mobbinge maruz kalıyor. Yani bu üç sorunun da yaygın, sistematik ve yapısal olduğunu söylemek mümkün” dedi.
İşçi, marketlerde kadın emeğinin “doğal fedakârlık” olarak algılandığını vurgullarken de “Kadınlar daha sabırlı, müşteriyle daha iyi iletişim kurar denilerek ön saflarda çalıştırılıyor. Ama bu, duygusal emek sömürüsüdür. Kadınlar güler yüzlü, anlayışlı olmak zorunda kalıyor, bunun karşılığı ne maaşta ne saygıda yer buluyor” ifadelerini kullandı.
Fiziksel yükün de kadınların omzuna yüklendiğini belirten İşçi, “Raf dizmek, ağır kolileri taşımak, soğuk depoda çalışmak gibi işler kadın bedeni dikkate alınmadan planlanıyor. Kadınlar hem nazik davranmaları hem de erkek gibi çalışmaları bekleniyor” dedi.
Terfi ve yönetici pozisyonlarında erkeklerin oranının hâlâ çok yüksek olduğunu söyleyen İşçi, “Kadınlar kasiyer, reyon görevlisi gibi alt kademelerde yoğunlaşıyor. Evdeki sorumlulukları gerekçe gösterilerek kadınlara geç vardiyalı işler verilmemesi de eşitsizliği derinleştiriyor” diyor.
Market çalışanlarının sendikalaşma konusunda da ciddi baskılarla karşılaştığını ifade eden İşçi, “İşten çıkarılma, terfi kaybı ya da vardiya değişikliği tehdidi sıkça kullanılıyor. Bu da örgütlenmeyi zayıflatıyor” dedi. Sosyal-İş Sendikası olarak hukuki danışmanlık ve bilgilendirme çalışmaları yürüttüklerini belirten İşçi, “Ama korku, bilgisizlik ve işsizlik kaygısı birleştiğinde hak aramak neredeyse imkânsız hale geliyor” değerlendirmesini yaptı.
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
10255 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8976 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8510 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7010 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6524 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5412 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5182 kez okundu
1
Sendikalaşma öncesi işten çıkarmalar: TOG’da çalışanlar “küçülme” gerekçesini sorguluyor
8369 kez okundu
2
“Dershane öğretmenliği madende çalışmak kadar zor”
4599 kez okundu
3
Bursa Agora Çarşı’da el emeği pazarı
4151 kez okundu
4
Tekstil sektörü bitiyor mu?
3649 kez okundu
5
Ev işçisi zor durumda: Tam günlük emeğe yarım günlük ücret
3129 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.