Selin Işık
Ev içi işler ve bakım sorumlulukları kadınların hayatında “doğal” kabul edilen bir yük olarak sürüyor. Ücretsiz ve görünmez kılınan bu emek, kadınların eğitimden istihdama katılımını sınırlandırırken, ekonomik bağımlılığı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ise derinleştiriyor. Gün doğmadan başlayan ve bitmeyen ev içi emek, 2025’te de toplumsal eşitsizliğin en görünmez alanlarından biri oldu.
Güncel veriler, kadınların günde ortalama 4-5 saat ücretsiz ev işi ve bakım emeği harcadığını, erkeklerin ise aynı işlere 1-2 saat ayırdığını gösteriyor. Türkiye’de tablo daha da net; kadınlar ev içi işlere günde yaklaşık 5 saat, erkekler ise 1 saatin biraz üzerinde zaman ayırıyor. Bu eşitsizlik, birçok kadının ücretli bir işte çalışamamasının başlıca nedenleri arasında yer alıyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre dünyada 708 milyon kadın, yalnızca bakım ve ev içi sorumluluklar nedeniyle işgücüne dâhil olamıyor. Hesaplamalara göre bu emeğin ücretlendirilmesi durumunda küresel ekonomiye katkısı, GSYH’nin yaklaşık yüzde 9’una ulaşabilir. Trilyonlarca dolarlık bu katkıya rağmen ev içi emek, hâlâ resmi istatistiklerde yeterince yer bulamıyor. Bakım ihtiyacının arttığı 2025’te bu alan, sosyal politikaların merkezine alınmayı bekliyor.
Eşitsizlik, rakamların ötesinde kadınların günlük hayatında somut karşılıklar buluyor. Ev içi emek, birçok kadın için bir tercih değil; gençliğin, hayallerin ve bağımsız bir yaşamın ertelendiği bir zorunluluk. 28 yaşındaki Ayfer B.’nin anlattıkları, ev içi sorumlulukların nasıl “doğal” kabul edildiğini ve kadınların hayatını sessizce sınırlandırdığını gösteriyor. Mevcut görünmezliğin tesadüf olmadığını vurgulayan Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı’ndan Elif Ege ise ev içi emeğin patriyarkal sistem içinde değersizleştirildiğini, bunun kadınları ekonomik ve psikolojik olarak bağımlı hâle getirdiğini ifade ediyor. Ev içi emek böylece yalnızca bireysel bir yük değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten yapısal bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.
28 yaşındaki Ayfer B., imkânların sağlanabildiği bir durumda kendine ait bağımsız bir yaşamda öğretmen olmak istediğini söylüyor. Şu anki yaşantısında kendini “kısmen bağımsız” hisseden Ayfer, hayatındaki sorumlulukların kendisine tam bağımsızlık duygusunu yaşatmadığını belirtiyor ve bir gününün nasıl geçtiğini şöyle anlatıyor:
“Günüm genelde ev işleriyle geçiyor. Sabah kalktığımda doğrudan evin işlerine başlıyorum. Yemek hazırlıyorum, temizlik yapıyorum. Gün içinde biraz telefonda vakit geçiriyorum. Bazen arkadaşlarımla görüşüyorum, bazen de evde oturuyorum. Vakit böyle geçip gidiyor.”
Evin temizliği, yapılan yemekler, çamaşırların yıkanması ve evdeki pek çok işin çoğunlukla kendisine ait olduğunu söyleyen Ayfer, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Bu işleri yapmak artık bir seçim değil, tamamen bir zorunluluk hâline geldi. Daha genç bir insan olarak böyle bir sorumluluğun altında olmak beni bazen kötü hissettiriyor. Çünkü yaşıtlarım dışarıda geziyor, çalışıyor, hayat kurmuş durumda. Benim ise bu sorumluluklar nedeniyle pek çok şeyi ertelemek zorunda kalmam zaman zaman üzerimde duygusal bir yük oluşturuyor. Bu da ister istemez yıpratıcı oluyor.”
Ev içi emeğin aile tarafından nasıl karşılandığına da değinen Ayfer, bu emeğin çoğu zaman yapılması zorunlu bir görev gibi görüldüğünü, hatta kimi zaman hiç emek olarak kabul edilmediğini söylüyor. Ayfer, ilk dönemlerde bu emeğin fark edilmesini beklediğini ancak zamanla bu beklentisinin kaybolduğunu ifade ederek şunları söylüyor: “Şu an bu işleri sadece yapılması gerektiği için yapıyorum. Takdir edilmek için değil, mecbur kaldığım için devam ediyorum.” Ayfer, ev içi emeğin yalnızca aile içinde değil, toplum genelinde de görünmez kılındığını düşünüyor. Ailesi tarafından çalışmıyor olmasının olumsuz bir dille dile getirilmediğini ancak sosyal çevresinde bunun sık sık karşısına çıktığını anlatıyor:
“Arkadaş çevremden bazen ‘Bir işe girsen senin için daha iyi olur’ gibi ifadeler duyuyorum. Bu da insanın içinde ister istemez bir yerleri sızlatıyor. Çünkü bir şey yapmıyormuşum gibi bir algı yaratılıyor ama aslında ciddi bir emek veriyorum.”
Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı’ndan Elif Ege, ev içi emeğin sistemsel biçimde görünmezleştirildiğini ve patriyarkanın kadın emeği üzerine bir sömürü düzeni inşa ettiğini söylüyor.
Kadınlara yüklenen bu görünmeyen emeğin, toplumsal cinsiyete dayalı bir işbölümü olarak meşrulaştırıldığını belirten Ege, annelik sevgisi ve fedakârlık gibi kavramlarla bu emeğin “emek” olarak tanınmasının engellendiğini vurguluyor. Ev içi emeğin neden ücretsiz kabul edildiğini de değerlendiren Ege, duygusal kavramlarla emeğe bir kılıf giydirildiğini ve bunun sistematik bir değersizleştirme yarattığını ifade ediyor. Aile içindeki işbölümünün toplumsal cinsiyet açısından okunması gerektiğini vurgulayan Ege, kadına yönelik şiddetin temelinde de bu eşitsizliğin yattığını söylüyor. Ege, “Kadına yönelik şiddetin temel nedeni toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. Erkek şiddeti, toplumda kadınlarla erkekler arasındaki yapısal eşitsizliklerden kaynaklanır” diyor.
Elif Ege, toplumsal cinsiyet rollerinin bu eşitsizliği yeniden ürettiğini belirterek “kadının yeri evdir, işi de tüm bakımın yükünü üstlenmektir” algısının bilinçli biçimde inşa edildiğini ifade ediyor. Bu işbölümünün kadınları hem aileye hem de şiddet uygulayana bağımlı hâle getirdiğini vurgulayan Ege, ekonomik bağımlılığın kadınların şiddet ortamından çıkmasını zorlaştırdığını söylüyor.
Görünmeyen emeğin kadınları çoğu zaman psikolojik şiddet ortamına ittiğini belirten Ege, kadının değersizleştirilmesinin içselleştirildiğini ve bunun suçluluk duygusuna kadar uzanabildiğini ifade ediyor. Ege, “Oysa bu duygular bireysel bir yetersizlikten değil, patriyarkanın sistematik baskısından kaynaklanıyor. Bunun farkına varmak zaman alabiliyor. Kadınların bu gerçeği görebilmesi ve güçlenebilmesi ise ancak kadın dayanışmasıyla mümkün oluyor” diyor.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
6399 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6384 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6133 kez okundu
4
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4855 kez okundu
5
Türkiye’de mülteciler ve geri göndermeler
4489 kez okundu
6
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4473 kez okundu
7
Kadının soyadı düzenlemesi ve online satılan dini nikah cüzdanı
4413 kez okundu
1
“Dershane öğretmenliği madende çalışmak kadar zor”
4526 kez okundu
2
Bursa Agora Çarşı’da el emeği pazarı
3988 kez okundu
3
Tekstil sektörü bitiyor mu?
3595 kez okundu
4
Ev işçisi zor durumda: Tam günlük emeğe yarım günlük ücret
2983 kez okundu
5
Kadınların yılbaşı pazarı Kadıköy’de
2722 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.