DOLAR 43,8764 0.06%
EURO 51,7396 0.13%
ALTIN 7.311,980,45
Ankara

HAFİF YAĞMUR

Seracı kadınların çifte mesaisi

Seracı kadınların çifte mesaisi

Kumluca’da seralarda üretimin en hassas ve en ağır işleri kadınların omzunda. Sabahın erken saatlerinde başlayan tarla mesaisi, evde gece yarısına kadar süren ikinci bir çalışmayla devam ediyor. Sağlık sorunları, güvencesizlik ve görünmeyen emek, kadınların ortak kaderi.

ABONE OL
25 Şubat 2026 11:15
Seracı kadınların çifte mesaisi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Selin Yıldırım

Antalya’nın ve Türkiye’nin kışlık sebze deposu Kumluca’da, uçsuz buçaksız plastik örtülerin altında devasa bir ekonomi dönüyor. Ancak bu üretimin gerçek mimarları; ne devasa traktörler ne de modern sulama sistemleri. Bu çarkın en hassas dişlisi, sabahın erken saatlerinde yola düşen, elleri nasırlı, yüreği ise evlatlarının geleceği için çarpan kadınlar.

Seralarda erkeklerin sesi daha gür çıksa da, fidenin toprakla buluşmasından sofraya gelişine kadar geçen o sancılı süreçte en ağır yükü kadınlar omuzluyor. “Hassas iş” diye kadının eline bırakılan budama, ipe dizme ve bakım işleri, aslında birer sağlık sınavına dönüşürken; seranın nemli sıcağından çıkan kadınları evde ikinci bir mesai bekliyor.

Şebnem Dalgıç

“Sabah 07.00 başlıyor, gece 24.00’te bitiyor”

Kumluca’da bir serada yevmiyeci olarak çalışan 45 yaşındaki Şebnem Dalgıç, güne sabah saat 07.00’de sera mesaisi ile başladığını anlatıyor. Asıl yorgunluğun ise eve döndükten sonra başladığına dikkat çekiyor: “Seradan çıkınca işimiz bitmiyor. Bir ev hanımının yemeği, çamaşırı, çoluğu çocuğu var. Akşam 12’ye kadar yine mesaideyiz. Bulaşık  çıkar, çamaşır ser, yemek hazırla… Kadının mesaisi hiçbir zaman bitmiyor.”

“Bel fıtığı ve boyun düzleşmesi meslek hastalığımız oldu”

Seralardaki en hassas işlerin başında gelen ipe dizme ve budama (pişil alma) işlemlerinin kadınlar tarafından yapıldığını hatırlatan Dalgıç, bu işin bedelini sağlıklarıyla ödediklerini söylüyor. Fideler belli bir boya gelene kadar sürekli eğilerek çalıştıklarını ifade eden Dalgıç, bu işlerin bedelini önemli sağlık sorunlarıyla ödediklerini belirtiyor: “İp bağlarken, dikerken hep eğiliyoruz. Bel fıtığı, boyun düzleşmesi, kol ve bacak ağrıları artık kaçınılmaz oluyor. Vücudumuz bu durumdan çok rahatsız.”

“Erkekler bu işin ince işçiliğini yapamaz”

Toplumda erkek işi olarak bilinen tarımın, aslında kadınların titizliğiyle ayakta durduğunu vurgulayan Şebnem Dalgıç, çarpıcı bir iddiada bulunuyor: “Bu işi kadınlar yapmasa erkekler yapamaz. Sebzecilik başta kadınların yapacağı bir iş. İlacı, nakliyeyi, ağır çuvalları erkekler yapsa da; bitkinin dilinden anlayan, yer işini yapan, onu büyüten kadınlardır. Kadın olmazsa sebzecilik olmaz.

“Ekonomik zorluklar ve güvencesizlik”

Sektördeki ekonomik dar boğaza da değinen Dalgıç, sel ve hortum felaketlerinin çiftçiyi perişan ettiğini, bunun da işçiye yansıdığını belirtiyor. Yevmiyelerin ürün türüne göre (patlıcan, biber vb.) değiştiğini ancak en büyük sorunun sosyal güvence eksikliği olduğunu vurguluyor: “Sigortamız yok. Yevmiyeler ucuz, sebze para etmiyor. Çiftçi perişan olduğu için mecbur işi işçi yapıyor ama çalışacak işçi de bulunmuyor.”

Zekiye Baş

“Aç karnına başlayan, gece yarısı biten bir ömür”

Zekiye Baş  (49) ise seradaki yaşam koşullarının sertliğinden yakınırken, bir günlük rutinini, “Erken kalkabilirsek kahvaltı yapıyoruz, kalkamazsak aç karnına seraya giriyoruz. Akşam eve döndüğümüzde yemek, bulaşık, çamaşır derken saat 10 oluyor. Benim zaten hiç çalışmadığım bir günüm yok” sözleriyle anlatıyor.

Kadınları en zorlayan iş ise, seracılığın en zorlayan ve en hassas kısmı ise ipe dizme ve budama sırasında yaşadıkları fiziksel tahribat. Sürekli eğilip kalkmaktan kaynaklanan bel fıtığı ve eklem ağrıları, bu işin meslek hastalığı haline gelmiş durumda. Zekiye Baş, bu ağır mesaiye rağmen emeğinin karşılığını alamadığını düşünüyor: “Emeğimiz bence hiç görülmüyor. Erkeklere kıyasla hep geride bırakılıyoruz. Sigortamız yok, kazancımızla geçinmek imkansız ama felaketlerden dolayı yapacak başka bir şeyimiz de yok”

“Çocuklarım bu hayatı yaşamasın”

Kumlucalı üretici kadınların en ortak ve en acı noktası ise gelecek kaygısı. Hayatını seralarda, iplerin ve fidelerin arasında tüketen Zekiye Baş’ın, “Çocuklarınızın bu hayatı yaşamasını ister misiniz?” sorumuza verdiği yanıt, durumu özetliyor: “Asla istemem!

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.