DOLAR 44,1913 -0.08%
EURO 50,7605 0.43%
ALTIN 7.121,46-0,19
Ankara
11°

AZ BULUTLU

Eşit iş, eşitsiz muamele: Engellilerin mesleği de meslek!
  • 9.Köy
  • Genel
  • Eşit iş, eşitsiz muamele: Engellilerin mesleği de meslek!

Eşit iş, eşitsiz muamele: Engellilerin mesleği de meslek!

Öğretmen, avukat, memur ya da bilgisayar programcısı… Aynı sınavları geçiyor, aynı görevleri yerine getiriyorlar. Ancak söz konusu meslekleri yapan engelli olduğunda emekler görünmüyor, yetkinlikleri sorgulanıyor. 9.Köy Muhabiri Ali Dinç, dört farklı mesleğin önde gelen engelli temsilcileri ile mesleki kimliklerini ve haklarını nasıl savunmak zorunda kaldıklarını konuştu. Ortak kanı açık; engellileri avukat, öğretmen, teknisyen değil engelli olarak görmek istiyorlar...

ABONE OL
4 Ağustos 2025 07:35
Eşit iş, eşitsiz muamele: Engellilerin mesleği de meslek!
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Ali Dinç

Çalışma hayatında emekçiler farklı farklı zorluklarla karşı karşıya kalıyorlar. Avukattan öğretmene, bilgisayar programcısından memura, her mesleğin farklı zorlukları var. Gerekli eğitimleri aldıktan ve sınavları geçtikten sonra ne bir avukatın avukatlığı ne de bir öğretmenin öğretmenliği sorgulanabilir. Fakat söz konusu meslekleri engelliler icra ederken toplumdaki yaygın ön yargılar nedeniyle pek çok farklı sorun ortaya çıkıyor. Engellilerin avukatlığı, öğretmenliği, bilgisayar programcılığı sorgulanabilir hale getiriliyor. Ortak noktada engellilerin emeği değersizleştirilebiliyor.

İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi eski Başkanı Hüseyin Varol, görme engelli Felsefe Öğretmeni Meral Sözen, otistik öğretmen Devrim Nesin ve görme engelli memur Burak Sarı ile engelli emeği ve karşılaştıkları sağlamcılık üzerine konuştuk.

Meral Sözen

“Yardım değil iş bölümü yapıyoruz”

Felsefe öğretmeni Meral Sözen, aynı iş paylaşımı engelliler söz konusu olduğunda “yardım” olarak etiketleniyor ve bunun da emeğin değersizleşmesine yol açtığını söyledi.

Sözen, “Meslek içinde yardımlaşma herkesin yaptığı bir şeydir. Birbirine sorulur, danışılır, gerektiğinde birinin yerine işine bakılır. Ama taraflardan biri engelliyse bu dayanışma, sıradan bir iş bölümü değil, ‘yardım’ gibi algılanıyor” dedi.

Sözen, yapılan işin büyük kısmını kendisi üstlense bile son aşamada kontrol eden kişinin tüm işi sahiplenebildiğini şöyle anlattı:

“Diyelim ki 500 fotokopi çektim, ama biri çıkıp sadece kontrol ettiğinde ‘Bu işi ben hallettim’ diyebiliyor. Oysa işin yüzde 90’ını ben yaptım, yüzde 10’unu o. Ama en iyi ihtimalle ‘yardımcı oldum’ deniliyor. ‘Birlikte yaptık’ anlayışı yok.”

Velilerle ilişkilerde doğrudan ayrımcılık yaşamadığını belirten Sözen, buna rağmen engelli öğretmenlerin sık sık “gerçek öğretmen” olarak görülmediğini şu sözlerle ifade etti:

“Bazı arkadaşlarıma ‘Öğretmen hanım nerede?’ diye sorulmuş. Halbuki öğretmen karşılarında duruyor. Onu öğretmen olarak görmüyorlar. Avukatlar da benzer durumlar yaşıyor. ‘Avukat yok mu?’ diye soruluyor. Meslekle fiziksel durumu örtüştüremiyorlar. İş yerimiz sağlamcı, toplum sağlamcı, hizmet verdiğimiz kişiler, yöneticimiz, idari amirimiz, çalışma arkadaşlarımız… Hepsi bu anlayışla hareket ediyor. Bu da bizim için ciddi bir hak ihlali oluşturuyor.”

“Engelliler hala potansiyel değil, eksiklik olarak görülüyor”

Görme engelli avukat Hüseyin Varol, sorunun aslında mesleğe değil, doğrudan engelliliğe yönelen algıda yattığını belirterek, “Toplum, engellileri  ‘avukat’, ‘öğretmen’ olarak değil, sadece ‘engelli’ olarak görüyor. Dolayısıyla hangi meslekte olursa olsun, ona gösterilen tavır ortaklaşıyor” dedi.

Varol, insanların genellikle kendilerini engellinin yerine koyduğunu ve engellinin yöntemlerine aşina olmadığı için şaşırdığını şöyle ifade etti:

Kendisi yeti kaybı yaşasa hayattan kopacağını düşündüğü için, engellinin yaptığı her şeyi şaşkınlıkla karşılıyor. ‘Yahu ben bile yapamıyorum’ diyor.

Varol bu durumun “Engelli de çalışabilir, hayatın içinde var olabilir ama o kadar da uzun boylu değil” tavrının bir dışa vurumu olduğunu vurgulayarak, “Ya hiç yapamazsa diye bir tavır ortaya çıkıyor, dışlanma veya şaşırma ile bunu dışa vuruyor” dedi.

Devrim Nesin ve Burak Sarı

“Emeğimin karşılığını almak istiyorum”

Kamudaki görevine başladığında ilk karşılaştığı cümle “Sana yönelik bir işimiz yok” olan görme engelli Burak Sarı ise karşılaştığı tavırları şöyle anlattı:

İş istediğimde, ‘Gel istediğin gibi git, biz sana iş veremeyiz’ diyorlardı. Oysa ben Word’de yazı yazmakla kalmıyordum daha fazlasını yapabiliyordum. Buna rağmen sürekli ‘Sana iş yok’ denilerek, emeğim değersizleştirildi.

Sarı, çalışma hakkına erişimin kendisine bir lütuf gibi sunulduğunu ve eşit bir çalışan olarak görülmediğini belirterek, “Sanki ‘maaşını al ama iş yapma’ anlayışıyla yaklaşıyorlardı. Oysa ben emek veriyorsam, bunun karşılığını almak istiyorum. Eşit bir memur gibi görülmek istiyorum” dedi.

“Yeterince ‘muhtaç’ görünmeyen engelliye haklar fazla görülüyor”

Otistik olarak öğretmenlik yapan Devrim Nesin, engelini atamadan sonra belgelemiş. Bu yüzden, engelli olduğu “resmileştikten sonra” mesleğini icra etmeye devam etmesinin  çevresinde açtığı algıları şöyle anlattı:

İnsanlar şöyle diyor: ‘Bu kişi buraya kadar geldiyse, demek ki engelli değil.’ Tayin hakkımı kullandığımda ise ‘sistemi kandırıyor’ gibi bakılıyor. Yeterince muhtaç görünmediğim için insanlar inanmakta zorlanıyor. ‘O kadar da engelli durmuyor’ deniliyor. Halbuki bu destek olmadan çalışmam mümkün değil.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.