Kübra Aslan
Türkiye’de milyonlarca insan hayatını bir cümlenin arkasına park etmiş durumda: “Şimdi değil, ileride.”
Evlenince başlayacak bir hayat, borç bitince alınacak bir nefes, şehir değişince ortaya çıkacak “gerçek ben”… Şimdiki zaman ise yalnızca dayanılması gereken bir bekleme odası gibi yaşanıyor.
Bu “yedek hayatlar” çoğu zaman görünmez. İnsanlar çalışıyor, okuyor, ev geçindiriyor, ilişkilerini sürdürüyor; ancak asıl yaşamak istedikleri hayatı sürekli erteliyor. Ekonomik belirsizlik, güvencesizlik ve toplumsal baskılar bireyleri askıda kalmış bir yaşam düzenine itiyor.
Peki kişiler nasıl böyle bir duruma geliyor?
19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali Arslan, geleceğe dair plan kurmakta zorlandığını şu sözlerle anlatıyor: “Okuyorum ama mezun olunca ne yapacağımı bilmiyorum. Bölümümü seviyorum ama iş bulabilecek miyim emin değilim. O yüzden hayal kurmaya korkuyorum. Sanki hayatım üniversite bitene kadar askıda.“
27 yaşındaki avukat Fırat Coşkun ise mesleğini icra etmesine rağmen kendini güvende hissetmediğini şöyle anlatıyor: “Avukat oldum ama ekonomik olarak hâlâ tam bağımsız sayılmam. Dosya geliyor ama düzenli değil. ‘Biraz daha toparlayayım, ondan sonra hayatıma bakarım’ diyorum. Ama o ‘biraz daha’ hiç gelmiyor.“
32 yaşındaki iki çocuk annesi Zeynep A., eşinin fabrikada çalıştığını, kendisinin ise evde çocuklara bakarken el işi yaparak katkı sunduğunu belirtiyor ve şunları anlatıyor: “Gençken okumak isterdim. Şimdi çocuklar büyüsün, borçlar bitsin diyorum. Hep bir şeylerin geçmesini bekliyorum. Ama bekledikçe yıllar geçiyor. Kendi hayatımı hep sona bırakmışım gibi hissediyorum.“
36 yaşındaki Salih Aktürk ise özel sektörde çalışıyor. O da benzer bir sıkışmışlığı dile getiriyor: “İşten çıkma korkusuyla yaşıyoruz. Yeni bir şey denemek istiyorum ama risk alamıyorum. ‘Şimdi sırası değil’ deyip duruyorum. Sürekli hazırlık aşamasında bir hayat yaşıyorum.”
Psikolog Ayşenur Öner, bu durumu bireysel zayıflıkla açıklamanın doğru olmadığını vurguluyor ve şunları kaydediyor: “Danışanlarımın önemli bir kısmı ‘hayata başlayamama’ duygusuyla geliyor. Bu çoğu zaman kişisel kararsızlık değil, yapısal belirsizliklerin yarattığı bir donma hâli. İnsanlar gelecek planı kuramadığında bugünü geçici sayıyor. Ancak geçici olan uzadıkça kronik bir erteleme psikolojisi oluşuyor.“
Öner’e göre özellikle gençlerde ve orta yaş grubunda “bekleme hâli” yaygın: “Ekonomik kriz, güvencesiz çalışma koşulları ve sosyal beklentiler bireylerin risk alma kapasitesini düşürüyor. Bu da kişilerin kendi arzularını sürekli ertelemesine yol açıyor. Bir süre sonra kişi gerçekten ne istediğini bile unutabiliyor.”
Evlenince başlayacak hayat, borç bitince alınacak nefes, şehir değişince kurulacak yeni bir düzen… Türkiye’de birçok kişi bugünü yalnızca “idare ederek” geçiriyor. Ancak uzmanlara göre ertelenen her hayal zamanla kalıcı bir vazgeçişe dönüşme riski taşıyor.
Yedek hayatlar görünmez olabilir. Fakat bu bekleme odasında geçirilen yıllar bireylerin hem psikolojik iyi oluşunu hem de toplumsal dinamizmi doğrudan etkiliyor.
Ve sorulması gereken soru şu: Hayat gerçekten ne zaman başlayacak?
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7365 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6608 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6259 kez okundu
4
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
5240 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4926 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4657 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4616 kez okundu
1
Emekli maaşında dönüm noktası, 2008 oldu!
31246 kez okundu
2
Şişli Feriköy’de 2. el gece pazarı
17723 kez okundu
3
“Altın Sarısı” Şemdinli tütünü, altınla yarışıyor
9202 kez okundu
4
Üniversite bitirmek için “garsonluk-bulaşıkçılık” yapan öğrenci öyküleri
5958 kez okundu
5
Çiftçi tarlasına ne ekeceğini e-devletten öğrenecek!
4844 kez okundu