DOLAR 44,5860 0.14%
EURO 52,3150 0.58%
ALTIN
Ankara

HAFİF YAĞMUR

Ertelenen hayatlar, uzayan bekleyiş

Ertelenen hayatlar, uzayan bekleyiş

Ekonomik belirsizlik, güvencesizlik ve toplumsal baskılar, Türkiye’de birçok insanı asıl yaşamak istediği hayatı ertelemeye itiyor. Uzmanlara göre bu durum bireysel kararsızlıktan çok yapısal bir sıkışmışlığa işaret ediyor.

ABONE OL
9 Nisan 2026 10:59
Ertelenen hayatlar, uzayan bekleyiş
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kübra Aslan

Türkiye’de milyonlarca insan hayatını bir cümlenin arkasına park etmiş durumda: “Şimdi değil, ileride.”

Evlenince başlayacak bir hayat, borç bitince alınacak bir nefes, şehir değişince ortaya çıkacak “gerçek ben”… Şimdiki zaman ise yalnızca dayanılması gereken bir bekleme odası gibi yaşanıyor.

Bu “yedek hayatlar” çoğu zaman görünmez. İnsanlar çalışıyor, okuyor, ev geçindiriyor, ilişkilerini sürdürüyor; ancak asıl yaşamak istedikleri hayatı sürekli erteliyor. Ekonomik belirsizlik, güvencesizlik ve toplumsal baskılar bireyleri askıda kalmış bir yaşam düzenine itiyor.

Peki kişiler nasıl böyle bir duruma geliyor?

Yedek hayatlar: Türkiye’de milyonlarca kişi “gerçek” hayatını erteliyor

19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali Arslan, geleceğe dair plan kurmakta zorlandığını şu sözlerle anlatıyor: “Okuyorum ama mezun olunca ne yapacağımı bilmiyorum. Bölümümü seviyorum ama iş bulabilecek miyim emin değilim. O yüzden hayal kurmaya korkuyorum. Sanki hayatım üniversite bitene kadar askıda.

27 yaşındaki avukat Fırat Coşkun ise mesleğini icra etmesine rağmen kendini güvende hissetmediğini şöyle anlatıyor: “Avukat oldum ama ekonomik olarak hâlâ tam bağımsız sayılmam. Dosya geliyor ama düzenli değil. ‘Biraz daha toparlayayım, ondan sonra hayatıma bakarım’ diyorum. Ama o ‘biraz daha’ hiç gelmiyor.

32 yaşındaki iki çocuk annesi Zeynep A., eşinin fabrikada çalıştığını, kendisinin ise evde çocuklara bakarken el işi yaparak katkı sunduğunu belirtiyor ve şunları anlatıyor: “Gençken okumak isterdim. Şimdi çocuklar büyüsün, borçlar bitsin diyorum. Hep bir şeylerin geçmesini bekliyorum. Ama bekledikçe yıllar geçiyor. Kendi hayatımı hep sona bırakmışım gibi hissediyorum.

36 yaşındaki Salih Aktürk ise özel sektörde çalışıyor. O da benzer bir sıkışmışlığı dile getiriyor: “İşten çıkma korkusuyla yaşıyoruz. Yeni bir şey denemek istiyorum ama risk alamıyorum. ‘Şimdi sırası değil’ deyip duruyorum. Sürekli hazırlık aşamasında bir hayat yaşıyorum.”

Biraz daha diyerek geçen yıllar

Psikolog Ayşenur Öner, bu durumu bireysel zayıflıkla açıklamanın doğru olmadığını vurguluyor ve şunları kaydediyor: “Danışanlarımın önemli bir kısmı ‘hayata başlayamama’ duygusuyla geliyor. Bu çoğu zaman kişisel kararsızlık değil, yapısal belirsizliklerin yarattığı bir donma hâli. İnsanlar gelecek planı kuramadığında bugünü geçici sayıyor. Ancak geçici olan uzadıkça kronik bir erteleme psikolojisi oluşuyor.

Öner’e göre özellikle gençlerde ve orta yaş grubunda “bekleme hâli” yaygın: “Ekonomik kriz, güvencesiz çalışma koşulları ve sosyal beklentiler bireylerin risk alma kapasitesini düşürüyor. Bu da kişilerin kendi arzularını sürekli ertelemesine yol açıyor. Bir süre sonra kişi gerçekten ne istediğini bile unutabiliyor.”

Evlenince başlayacak hayat, borç bitince alınacak nefes, şehir değişince kurulacak yeni bir düzen… Türkiye’de birçok kişi bugünü yalnızca “idare ederek” geçiriyor. Ancak uzmanlara göre ertelenen her hayal zamanla kalıcı bir vazgeçişe dönüşme riski taşıyor.

Yedek hayatlar görünmez olabilir. Fakat bu bekleme odasında geçirilen yıllar bireylerin hem psikolojik iyi oluşunu hem de toplumsal dinamizmi doğrudan etkiliyor.

Ve sorulması gereken soru şu: Hayat gerçekten ne zaman başlayacak?

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP