Oğuzhan Özcan / Kapak Fotoğrafı: DepoPhotos
Son yıllarda tüketici alışkanlıklarının büyük ölçüde dijital ortama kaymasıyla birlikte büyük e-ticaret platformları, hem satıcıların hem de tüketicilerin vazgeçilmez adresi haline geldi. Özellikle pandemiyle birlikte hız kazanan bu dönüşüm, işletmelerin dijital pazarlarda var olmasını adeta zorunlu kıldı. Ancak bu zorunluluk, küçük ve orta ölçekli işletmeler için ciddi bir yük anlamına geliyor.
Pazar yerlerinde satış yapmanın bedeli sadece ürün listeleme ile sınırlı değil. Satıcılar, ürün kategorisine göre değişen ancak genel olarak yüzde 15 ile yüzde 30 arasında değişen komisyon oranlarıyla karşı karşıya. Bu oranlara ek olarak reklam harcamaları, kargo katkı payları ve çeşitli hizmet bedelleri de işletmeleri ciddi anlamda zorluyor.
Birçok satıcı, yaptığı satıştan elde ettiği kazancın önemli bir kısmını komisyonlara kaptırdığını ve kârlılığın her geçen gün azaldığını dile getiriyor.
Uzun süre Yemek Sepeti ve Trendyol Yemek gibi platformlar üzerinden restoran işletmeciliği yapan Furkan Aşık da bu sorunları yakından deneyimleyen isimlerden biri. Online sipariş uygulamalarında karşılaştığı yüksek komisyon oranları nedeniyle fiziksel restoranını kapatmak zorunda kaldı. Sektör değiştirerek bu kez e-ticarete yönelen Aşık, şu anda Trendyol üzerinden giyim satışı yapıyor. Elde edilen kazancın büyük bir kısmının komisyonlara gittiğini belirten Aşık, satış sürecinde yaşanan maliyet dağılımını şu örnekle açıklıyor:
“Bir şortu 700 TL’ye satıyoruz. Bunun 200 TL’si doğrudan maliyet. 150 TL civarında bir kâr bırakıyor. Ancak kalan yaklaşık 350 TL’si komisyon ve diğer giderlere gidiyor. Neredeyse ürünü biz üretip onlar satmış gibi bir tablo ortaya” çıkıyor.
Furkan Aşık’a göre, büyük markalar bu yükü karşılayabilecek sermayeye sahipken, küçük işletmeler bu maliyetleri sürdüremiyor.
E-ticaret platformları, bir yandan milyarlarca liralık cirolara ulaşırken, diğer yandan küçük ve orta ölçekli satıcılar artan maliyetlerle mücadele ediyor. Trendyol’un 2024 yılı verilerine göre, platformda satış yapan mağaza sayısı 250 binin üzerine çıktı. Aynı yıl, Trendyol’un toplam işlem hacmi 1 trilyon TL’ye yaklaşırken, satıcıların ciddi bir kısmı düşük kârlılık ve yüksek komisyon oranlarından şikâyet etmeye devam etti.
Sektör raporlarında, komisyon oranlarının bazı ürün gruplarında yüzde 30’a kadar çıkabildiği ve özellikle küçük işletmelerin bu oranları sürdürebilir bulmadığı belirtiliyor. Reklam giderleri, kargo katkı payları ve indirim baskısı gibi ek maliyet kalemleri de küçük satıcıların marjlarını düşürüyor. Bu durum, birçok işletmenin dijital pazarda varlık göstermesini zorlaştırıyor.
Dijital pazarlama uzmanı Recep Önder de küçük ve orta ölçekli işletmelerin yaşadığı sıkıntılara dikkat çekiyor. E-ticaret platformlarının sunduğu geniş müşteri kitlesi ve teknik altyapının bir avantaj olduğunu kabul eden Önder, sistemin giderek adil olmaktan uzaklaştığını vurguluyor:
“E-ticaret platformları küçük işletmelere başta büyük bir fırsat gibi sunulsa da zamanla bu sistem bir bağımlılığa dönüştü. Kendisitesinden satış yapmak isteyen işletme trafik çekemiyor, platforma girdiğinde ise yüksek komisyon, kargo katkı payı ve reklam baskısıyla karşılaşıyor.”
Kargo destek ücretleri ve reklam zorunluluğunun işletmelerin kâr marjını erittiğini belirten Önder, görünür olmak için bile ekstra ödeme yapılması gerektiğini söylüyor: “Kullanıcı ‘kargo bedava’ diye seviniyor ama o bedel aslında küçük satıcının cebinden çıkıyor. Reklam vermezseniz aramalarda aşağıda kalıyorsunuz, yani görünür olmak için iki kere ödeme yapıyorsunuz. Bu da küçük işletmeleri ya zararına satış yapmaya ya da çekilmeye zorluyor.”
Büyük markalarla aynı platformda satış yapmanın küçük işletmeler için ciddi bir handikap oluşturduğunu belirten Önder, algoritmaların ve reklam gücünün büyükleri öne çıkardığını ifade ediyor: “Algoritmalar büyük hacimli ve yüksek reklam harcayan markaları öne çıkarıyor. Küçük işletme daha kaliteli ürünü daha ucuza sunsa bile görünürlüğü olmayabiliyor. Bu durum, rekabet varmış gibi görünen ama aslında eşitsiz bir sistem yaratıyor.”
Recep Önder’e göre sistemin bu yapısı tüketicileri de etkiliyor. Kısa vadede kampanya ve düşük fiyat avantajı sağlasa da uzun vadede ürün çeşitliliği azalıyor: “Küçük üreticiler piyasadan çekildikçe sadece büyük markalar kalıyor. Bu da seçeneklerin azalmasına, fiyatların zamanla yükselmesine yol açıyor. Yani tüketici de aslında uzun vadede kaybediyor.”
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
6445 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6407 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6148 kez okundu
4
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4863 kez okundu
5
Türkiye’de mülteciler ve geri göndermeler
4498 kez okundu
6
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4492 kez okundu
7
Kadının soyadı düzenlemesi ve online satılan dini nikah cüzdanı
4422 kez okundu
1
Emekli maaşında dönüm noktası, 2008 oldu!
30691 kez okundu
2
Şişli Feriköy’de 2. el gece pazarı
17664 kez okundu
3
“Altın Sarısı” Şemdinli tütünü, altınla yarışıyor
8814 kez okundu
4
Üniversite bitirmek için “garsonluk-bulaşıkçılık” yapan öğrenci öyküleri
5935 kez okundu
5
Çiftçi tarlasına ne ekeceğini e-devletten öğrenecek!
4814 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.