DOLAR 43,6108 0.15%
EURO 51,5883 0.35%
ALTIN 6.946,243,19
Ankara
10°

HAFİF YAĞMUR

Çatışmadan diyaloğa: Toplumda sürece destek ne durumda?
  • 9.Köy
  • Gündem
  • Çatışmadan diyaloğa: Toplumda sürece destek ne durumda?

Çatışmadan diyaloğa: Toplumda sürece destek ne durumda?

Türkiye’de yıllardır devam eden çatışmalı sürecin ardından başlatılan yeni çözüm sürecine toplumun büyük kısmı destek verirken, sürecin başarısına yönelik güven ise hala sınırlı. 9. Köy olarak bu alanda çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile konuştuk.

ABONE OL
4 Ağustos 2025 07:34
Çatışmadan diyaloğa: Toplumda sürece destek ne durumda?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Rojan Mamo

Türkiye’de, 2012’de başlayan ve 2015’te sona eren çözüm sürecinin ardından güvenlik merkezli politikalara geri dönülse de bugünlerde “Terörsüz Türkiye” söylemi eşliğinde diyalog ve müzakere adımlarının yeniden atıldığı bir dönem yaşanıyor.

En son PKK’nın Irak’ın Süleymaniye kentinde sembolik silah bırakma töreni de sürece dair beklentileri artırmış durumda.

“Çatışmadan Diyaloğa” haber dizisinde, geçmişte yürütülen çözüm sürecinin deneyimlerini hatırlatıyor; yeni bir sürecin hangi koşullarda ilerleyebileceğini, toplumun ve siyasetin bu konudaki yaklaşımını araştırıyoruz. Bu kapsamda; daha önce Akil İnsanlar Heyeti’nde yer alan Doç. Dr. Vahap Coşkun, Kürt Çalışmaları Merkezi Başkanı Reha Ruhavioğlu ve Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Azizoğlu ile çözüm sürecinin dünü, bugünü ve geleceğini konuştuk.

Reha Ruhavioğlu

“Her 3 Türk’ten yaklaşık ikisi bu süreci destekliyor”

2019 yılında bir grup araştırmacı tarafından Diyarbakır’da kurulan Kürt Çalışmaları Merkezi, yaptığı kamuoyu araştırmaları ve saha çalışmalarıyla halkın çözüm sürecine karşı tavrı, beklentileri ve tepkilerine dair önemli veriler elde etti. Kürt Çalışmaları Merkezi Başkanı Reha Ruhavioğlu, 9.Köy’e yaptığı açıklamada sürece ilişkin araştırmalarını şöyle anlattı:

Biz destekle, beklentiyi, umudu ve temkini ayrı ayrı ölçüyoruz. Kasım 2024’ten beri yaklaşık 4 kamuoyu araştırması yaptık. Kürt kamuoyundaki çözüm sürecine dair destek Kasım ayında üçte bir civarındaydı, daha sonra yüzde 57-65’lere yükseldi. Şimdi ise yüzde 70’in üstünde; yani her dört yetişkin Kürt’ten yaklaşık üçü bu süreci destekliyor. Sürecin desteklenmesiyle ilgili bir konsensüs oluştu. Türk kamuoyunda da destek yüzde 38-39’dan 60’lara çıktı. Kürtler kadar yüksek olmasa da her dört Türk’ten üçü ve her üç Türk’ten yaklaşık ikisi bu süreci destekliyor.”

Peki destek aynı zamanda güven anlamına geliyor mu?

Ruhavioğlu, Kürtlerin sürece dair güveninin aynı oranda yükselmediğin dikkat çekerek, ellerindeki diğer bulguları şu şekilde sıraladı:

Destek yüzde 38’den 65’e, oradan 70’e yükselirken umut, heyecan ve güven aynı oranda artmıyor; güven daha düşük, kaygı ve temkin ise daha yüksek seyrediyor. Bu nedenle taraflar, sürecin bir silahsızlanma getireceğini ve süreci yürütenlerin kendilerini desteklediği siyasi aktörler olduğu için süreci desteklemeleri gerektiğini düşünüyor. Nihai olarak silahsızlanmanın Türkiye safhasında iyi bir gelişme olduğu kanaati tüm kamuoyunda hakim ve yürütülen süreç de bu yüzden destekleniyor. Ancak sürecin kendi gündelik hayatına, Kürt toplumuna, Türkiye demokrasisine ve kamuoyuna neler getireceği konusunda bir muğlaklık ve kapalılık var. Bu yüzden duygular, sürece verilen destekle paralel hızlı ilerlemiyor. Yaklaşık altı aydır yaptığımız araştırmalarda duyguların çok yavaş hareket ettiğini gözlemliyoruz; Kürtlerde destek iki katına çıkmışken duygular iki katına çıkmamış, oldukça yavaş ilerliyor.

Ayrıca sürecin başarılı olacağına dair inancın destekleyenlerden daha düşük olduğunu ifade eden Ruhavioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Kürt toplumunun dörtte üçü süreci destekliyor ancak sadece yüzde 55’i başarılı olacağına inanıyor. Türklerde ise yüzde 60 destek olmasına rağmen yalnızca yüzde 38 başarılı olacağına inanıyor. İnsanlar sürecin yürütülme biçiminde güçlü bir heyecan ya da güven duymuyor bu da başarılı olup olmayacağına dair kaygıları artırıyor. Buna rağmen başarılı olacağını söyleyenler ve süreci destekleyenler, desteklemeyenlerin oldukça üstünde. Örneğin Kürtlerin sadece yüzde 20’si sürecin başarısız olacağını düşünürken, Türklerin yüzde 32’si başarısız olacağını düşünüyor. Türkiye genelinde Kürtler ve Türkler birlikte değerlendirildiğinde yüzde 64 süreci destekliyor ancak başarılı olacağına inananlar sadece yüzde 42. Yani destekleyenlerin üçte biri sürecin başarılı olacağına inanmıyor. Silah bırakma konusunda ise önemli bir kuşku var. Kürtlerin dörtte biri PKK’nın silah bırakmayacağını düşünüyor; Türklerde bu oran yüzde 50’nin üzerinde. Yani her dört Kürt’ten biri ve her dört Türk’ten ikisi terör örgütünün silah bırakmayacağına inanıyor.

Doç.Dr. Vahap Çoşkun

Eski süreçteki “Akil İnsanlar” heyetinin önemi neydi?

2013-2015 yılları arasında yürütülen çözüm sürecinde, toplumun farklı kesimlerinden seçilen 63 kişiden oluşan Akil İnsanlar Heyeti, 7 bölgede faaliyet göstererek 81 ilde toplantılar düzenlemiş; Kürt meselesinin toplumsal boyutunu halka anlatma ve halkın sürece katılımını sağlama rolünü üstlenmişti.

Heyetin İç Anadolu grubunda yer alan Doç. Dr. Vahap Coşkun, Akil İnsanlar Heyeti’nin çözüm sürecinin toplumsallaştırılmasında önemli rolü olduğunu ifade ederek, “Süreç başladığında son derece düşük olan halkın sürece destek oranı, Akil İnsanlar Heyeti’nin çalışmalarıyla birlikte oldukça yükseldi ve halkın üçte ikisinden fazlasının sürece destek verdiği bir tablo oluştu” dedi.

Akil İnsanlar Heyeti’nin, çatışma çözümü literatürüne Türkiye’nin katkısı olmaya aday bir tecrübe olduğunu ifade eden Vahap Coşkun, bu deneyimini 9. Köy’e şöyle anlattı:

İç Anadolu bölgesinde görev yaptım. Dolayısıyla orada Kürtlerin beklentilerinden ziyade muhafazakâr ve milliyetçilerin sürece yönelik tepkileriyle daha fazla karşılaştık. Süreci destekleyenlerin ise en önemli argümanlarından bir tanesi, bu sürecin Türkiye’nin tamamını kapsayan bir demokratikleşme programı ile birlikte yürütülmesi gerektiğiydi. Çünkü Türkiye’de rejim ile ilişkili olarak sorunları bulunanlar sadece Kürtler değildi; Aleviler, gayrimüslimler ve bazı toplumsal grupların da rejime yönelik şikâyetleri ve itirazları vardı. Dolayısıyla başlatılmış olan sürecin, Kürt meselesi ile birlikte diğer kesimlerin şikâyetlerini de dikkate alması ve toplumsal bir barış, toplumsal bir uzlaşma ile neticelenmesi gerektiğini belirtiyorlardı. Bununla beraber bölgede yaşayan Kürtlerin de talepleri vardı. Ama bu taleplerin diğer bölgelerdeki taleplerden ayrışmadığını söyleyebiliriz.”

“Kürtlerin dört temel talebi hiç değişmedi”

Akil İnsanlar Heyeti olarak yürüttükleri görüşmelerin yanı sıra, 2010 yılından bu yana yapılan çeşitli saha çalışmalarında da Kürtlerin dört temel talebinin hiç değişmediğini ifade eden Coşkun, bu talepleri şöyle sıraladı:

Kürtlerin birinci ve en önemli talebi, Kürt meselesinin çatışmanın cenderesinden çıkartılması. Diğer talepleri ise başta anadilde eğitim hakkı olmak üzere kültürel haklarının garanti altına alınması, yerel yönetimlerde daha fazla hak sahibi olma ve eşit vatandaşlık hakkının hem yasalarda hem de anayasada güvence altına alınması şeklindeydi.”

Sürecin ilerlememesinin önemli etkenlerinden birinin mimarisinden kaynaklı eksiklikler olduğunu ifade eden Coşkun, şunları söyledi:

Süreç çok seçimlere odaklı yürütülüyordu ve partiler buna göre adım atıyordu. Sürecin tarafları süreci modellemeye çalışıyordu. Bu önemli handikaptı. Süreç zamana yayılmıştı, bu da bozucu aktörlerin devreye girmesine sebebiyet verdi. Sürecin amacı konusunda taraflar arasında net bir uzlaşı yoktu. Her iki taraf da barıştan bahsediyordu ama anlamları farklıydı. Ayrıca bölgesel gelişmeler vardı. Suriye iç savaşına bağlı gelişmeler sürecin ilerlemesini imkânsız kıldı.”

Bugün yürütülen sürecin, önceki çözüm sürecine göre oldukça avantajlı olduğunu ifade eden Coşkun, şöyle konuştu:

1 Ekim’den itibaren konuştuğumuz yeni çözüm sürecinin önemli avantajları var. Halkın sessiz bir onayı var; toplum siyasetçilere kredi vermiş durumda. Meclis’te grubu bulunan dört büyük parti AK Parti, CHP, MHP ve DEM Parti süreci destekliyorlar. Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi de süreci ilkesel olarak destekledi. Meclis’te sürece net karşı çıkan sadece İYİ Parti var ama sağlam bir siyasi söylem üretemedi. Meclis’te yasal veya anayasa değişiklikler gündeme gelirse, bu uzlaşı önemli bir avantaj olacak. MHP ise önemli bir aktör durumunda. Bu, sürece büyük fayda sağlıyor. Milliyetçi kesimden gelecek tepkilerin absorbe edilmesine imkân yaratıyor, bürokrasinin süreci sahiplenmesini sağlıyor, AK Parti’nin siyasal maliyetini düşürüyor. Sürece destek verecek diğer toplumsal gruplara da alan açıyor. Bir diğer avantaj ise bölgesel dinamiklerin önceki sürece göre daha elverişli olması.”

Mesut Azizoğlu

“Sürecin Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerden kaynaklandığını biliyoruz”

2010 yılında Diyarbakır’da bir düşünce kuruluşu olarak kurulan Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM), Kürt sorunu ve çözüm sürecine dair birçok uluslararası ve ulusal konferansa ev sahipliği yaptı, saha çalışmaları ve görüşmeler gerçekleştirdi. DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Azizoğlu, bu çalışmalar ışığında geçmiş süreci ve bugünkü girişimleri 9.Köy’e şöyle değerlendirdi:

Kürt sorunu özünde hiçbir zaman bir güvenlik problemi olmadı; esasen demokratikleşmeyi de kapsayan, Kürt kimliğinin tanınmasıyla ilgili bir sorun vardı. Geçmişten bugüne halk, Kürt meselesinin çözümüyle ilgili en ufak bir ışık ya da ihtimal gördüğünde buna hep büyük bir umutla yaklaştı.

Azizoğlu, bölgesel dinamiklerin etkisini ise şöyle aktardı: “Bugün Türkiye’deki çözüm sürecinin, Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerden kaynaklandığını biliyoruz. 2013-2015 döneminde ise birçok alt nedenle birlikte kırılmanın temel sebebi, Türkiye ve bölgedeki koşulların bugünkünden farklı olmasıydı.”

Sivil toplumun bu süreçte kendi alanına dair yaptığı çalışmalarla, raporlarla görünür olması; ürettiği teknik bilgileri toplumla paylaşması ve siyasetçilerin kullanımına sunması gerektiğini söyleyen Azizoğlu, çözümsüzlüğün zararlarını ve çözümün faydalarını topluma anlatmaları gerektiğini kaydetti.

Azizoğlu, “Bu, toplumun barış için ikna olmasına ve toplumsal barışın inşasına katkı sağlar. Çünkü toplumsal barışın inşası sadece bugüne ait bir mesele değil; 10, 20 hatta daha uzun yıllar devam edecek bir süreçtir” diye konuştu.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.