Gazi İsmailoğulları
Türkiye’nin en ağır yıkımını yaşayan kentlerden Antakya’da yaşam, konteyner kentler, yeni binalar ve ayakta kalmış eski yapılar arasında geçiyor. Kent sakinleri bu hayatı “büyük bir şantiyenin içinde yaşamak” diye tarif ediyor.
Konteyner sakini Cihan Çiçek, elektrik kesintilerinin deprem gecesini hatırlattığını söylüyerek duygularını şöyle tarif etti: “Mahallede elektrik kesildi mi içimize bir sıkıntı çöküyor. Işıklar sönünce insan kendini yine 6 Şubat gecesinde gibi hissediyor. O karanlığı yaşadık, bir daha yaşamak istemiyoruz.”
Çiçek, gündelik hayatın ağırlaştığını da bitmeyen toz toprakla anlatıyor: “Sabah çamurun içinden çıkıyoruz, akşam tozun toprağın içindeyiz. Eve varıyoruz, bir bakıyoruz elektrik yok. Ne su var ne sıcak su.”
Konteyner çarşı esnafı Mişel Şenay da Antakya’da hayatın depremden sonra farklı bir mücadeleye dönüştüğünü söyledi. Şenay, sıkıntılarını şöyle dile getirdi: “Memleketimizi bırakmadık ve burada yaşamaya çalışıyoruz. Trafik ayrı bir çile, bazen elektrikler kesiliyor, kimi zaman da sular kesiliyor. Şehir zaten büyük bir şantiye alanı. İnşaatlardan kaynaklanan tozun, çamurun yarattığı olumsuzluklar çok fazla. Antakya’yı çok seviyorum ama neşemi kaybettim. Neşemizi bize geri verin.”
Kentte yaşayan Meryem Olgar, depremden sonra gündelik hayatın özellikle çocuklar için ağırlaştığını şu ifadelerle aktardı: “Çocuklar okula gidebilmek için çamura, toza bulanıyorlar. Giydikleri ayakkabıları, kıyafetleri neredeyse her gün yıkayıp temizlememiz gerekiyor. Servis ücretleri çok yüksek, toplu taşımanın yetersizliği nedeniyle öğrencilerin büyük bir kısmı, güvenli olmasa da otostopla okula ve eve gidip gelmeye çalışıyor.”
Meryem Olgar, kentte en temel ihtiyaçlara erişimin bile hâlâ sorun olduğunu vurgulayarak, “Henüz bu şehirde içilebilir temiz suya ulaşabilmek bile zor. Biz her şeye rağmen burada kalmaya devam ediyoruz. Aslında biraz temiz hava, biraz yeşil alan hepimize iyi gelebilirdi” ifadelerini kullandı.
Olgar’a göre deprem sonrası en ağır dönüşümlerden biri de nefes alınabilir alanların yok edilmesi oldu: “Depremin ilk yılından bu yana beni en çok etkileyen şey şu oldu: Nerede bir park, nerede bir yeşil alan, nerede bir ağaç varsa bir bahaneyle yerinden söküldü ve yok edildi. Bizi az da olsa iyi hissettiren ne varsa yavaş yavaş yok edildi ve hâlâ edilmeye devam ediyor. Her yer beton, her yer bina. Betondan ibaret korkunç bir şehir kuruyorlar. Depremin öldüremediği bu şehrin ruhunu üstüne beton dökerek öldürmek istiyorlar.“
Antakya’da yaşayan lise son sınıf öğrencisi İlayda, deprem sabahındaki çaresizlikle bugünü karşılaştırdı ve şunları söyledi: “Deprem sabahı herkes tamamen yalnızdı. Üçüncü yılın sonunda durum çok da farklı değil. Yollar hâlâ bozuk. Birçok öğrenci servis bulamıyor; yürüyerek ya da otostopla okula gidiyor. Otostop başlı başına bir güvenlik sorunu zaten. Her gün bir yolun kapalı olduğunu görüyoruz araçla bile okula varmak artık ciddi bir çileye döndü.”
Defne Halk Temsilcileri Sözcüsü Hizam Hasırcı, depremle yüzleşmenin Antakya’da hâlâ sürdüğünü söylüyor: “Deprem 100 saniye sürdü ama çok ağır bir sonucu oldu. Mahallelerimiz yok oldu, akrabalarımızı, evlerimizi kaybettik. Zaman içinde bu kayıplara olan üzüntüyle hayata kısa bir zaman zarfında yeniden tutunarak yaşantımızı sürdüreceğimizi sandık. Ancak öyle olmadı.“
Hasırcı, şöyle devam etti: “Üç yılı aşkın zaman geçmesine rağmen dışarı baktığımız her anda şantiyeleri, beton mikserlerini, kamyonları, delik deşik yolları görüyoruz. Depremde yitirdiklerimiz bir kez yüzleşti; biz yaşayanlar ise her gün yüzleşiyoruz. Bir tanıdığa nasılsın diye sorup gözlerinin içine baktığımızda nezaketen iyiyim dediğini iletişim halinde olan iki taraf da biliyor. Aslında biliyoruz ki hiçbirimiz iyi değiliz.“
Psikolog Doğan Kuş, kentin fiziksel olarak toparlanamamasının travmayı canlı tuttuğunu söyledi. Karşılaştığı duyguları özetleyen Psikolog, şu bilgileri verdi:
“İnsan zihni iyileşebilmek için tehlikenin geçtiğine dair güçlü çevresel işaretlere ihtiyaç duyar. Oysa boş arsalar, yıkımın izleri, konteyner kentler ve yarım kalmış yaşam alanları felaketi her gün yeniden hatırlatıyor. Bir şehrin yeniden ayağa kaldırılması yalnızca betonla ilgili değildir. İnsanların zihninde güven duygusunun ve geleceğe dair umudun da yeniden kurulması gerekir.“
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7458 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6636 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6279 kez okundu
4
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
5432 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4942 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4717 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4636 kez okundu
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7458 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6636 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6279 kez okundu
4
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
5432 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4942 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.