DOLAR 44,7639 0.03%
EURO 52,9728 0.01%
ALTIN
Ankara
20°

AZ BULUTLU

“Antakya’da ölenler depremi bir kez gördü, kalanlar hala felaketi yaşıyor”
  • 9.Köy
  • Genel
  • “Antakya’da ölenler depremi bir kez gördü, kalanlar hala felaketi yaşıyor”

“Antakya’da ölenler depremi bir kez gördü, kalanlar hala felaketi yaşıyor”

Depremin üzerinden üç yıl geçti ama felaket bitmedi. Antakya’da hayat hâlâ toz, çamur, kesintiler ve yarım kalmış mahalleler arasında sürüyor; şantiyeler, bozuk yollar ve altyapı sorunlarıyla geçen gündelik yaşam, kentte yaşayanlar için depremin yalnızca geçmişte kalmış bir felaket değil, her gün yeniden hatırlanan bir gerçeklik olduğunu gösteriyor. Gazeteci Gazi İsmailoğulları, Defne'de yurttaşlarla görüştü, hala çözülemeyen sorunları konuştu ve derledi.

ABONE OL
16 Nisan 2026 10:16
“Antakya’da ölenler depremi bir kez gördü, kalanlar hala felaketi yaşıyor”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gazi İsmailoğulları

Türkiye’nin en ağır yıkımını yaşayan kentlerden Antakya’da yaşam, konteyner kentler, yeni binalar ve ayakta kalmış eski yapılar arasında geçiyor. Kent sakinleri bu hayatı “büyük bir şantiyenin içinde yaşamak” diye tarif ediyor.

Elektrik kesilince 6 Şubat karanlığı geri geliyor

Konteyner sakini Cihan Çiçek, elektrik kesintilerinin deprem gecesini hatırlattığını söylüyerek duygularını şöyle tarif etti: “Mahallede elektrik kesildi mi içimize bir sıkıntı çöküyor. Işıklar sönünce insan kendini yine 6 Şubat gecesinde gibi hissediyor. O karanlığı yaşadık, bir daha yaşamak istemiyoruz.”

Çiçek, gündelik hayatın ağırlaştığını da bitmeyen toz toprakla anlatıyor: “Sabah çamurun içinden çıkıyoruz, akşam tozun toprağın içindeyiz. Eve varıyoruz, bir bakıyoruz elektrik yok. Ne su var ne sıcak su.”

Şehir büyük bir şantiye, hayat büyük bir mücadele

Konteyner çarşı esnafı Mişel Şenay da Antakya’da hayatın depremden sonra farklı bir mücadeleye dönüştüğünü söyledi. Şenay, sıkıntılarını şöyle dile getirdi: “Memleketimizi bırakmadık ve burada yaşamaya çalışıyoruz. Trafik ayrı bir çile, bazen elektrikler kesiliyor, kimi zaman da sular kesiliyor. Şehir zaten büyük bir şantiye alanı. İnşaatlardan kaynaklanan tozun, çamurun yarattığı olumsuzluklar çok fazla. Antakya’yı çok seviyorum ama neşemi kaybettim. Neşemizi bize geri verin.”

“Şehrin ruhunu betonla öldürmek istiyorlar”

Kentte yaşayan Meryem Olgar, depremden sonra gündelik hayatın özellikle çocuklar için ağırlaştığını şu ifadelerle aktardı: “Çocuklar okula gidebilmek için çamura, toza bulanıyorlar. Giydikleri ayakkabıları, kıyafetleri neredeyse her gün yıkayıp temizlememiz gerekiyor. Servis ücretleri çok yüksek, toplu taşımanın yetersizliği nedeniyle öğrencilerin büyük bir kısmı, güvenli olmasa da otostopla okula ve eve gidip gelmeye çalışıyor.”

Meryem Olgar, kentte en temel ihtiyaçlara erişimin bile hâlâ sorun olduğunu vurgulayarak, “Henüz bu şehirde içilebilir temiz suya ulaşabilmek bile zor. Biz her şeye rağmen burada kalmaya devam ediyoruz. Aslında biraz temiz hava, biraz yeşil alan hepimize iyi gelebilirdi” ifadelerini kullandı.

Olgar’a göre deprem sonrası en ağır dönüşümlerden biri de nefes alınabilir alanların yok edilmesi oldu: “Depremin ilk yılından bu yana beni en çok etkileyen şey şu oldu: Nerede bir park, nerede bir yeşil alan, nerede bir ağaç varsa bir bahaneyle yerinden söküldü ve yok edildi. Bizi az da olsa iyi hissettiren ne varsa yavaş yavaş yok edildi ve hâlâ edilmeye devam ediyor. Her yer beton, her yer bina. Betondan ibaret korkunç bir şehir kuruyorlar. Depremin öldüremediği bu şehrin ruhunu üstüne beton dökerek öldürmek istiyorlar.

“Gençler için deprem bitmedi, biçim değiştirdi”

Antakya’da yaşayan lise son sınıf öğrencisi İlayda, deprem sabahındaki çaresizlikle bugünü karşılaştırdı ve şunları söyledi: “Deprem sabahı herkes tamamen yalnızdı. Üçüncü yılın sonunda durum çok da farklı değil. Yollar hâlâ bozuk. Birçok öğrenci servis bulamıyor; yürüyerek ya da otostopla okula gidiyor. Otostop başlı başına bir güvenlik sorunu zaten. Her gün bir yolun kapalı olduğunu görüyoruz araçla bile okula varmak artık ciddi bir çileye döndü.”

“Ölenler bir kez gördü kalanlara her gün felaket”

Defne Halk Temsilcileri Sözcüsü Hizam Hasırcı, depremle yüzleşmenin Antakya’da hâlâ sürdüğünü söylüyor: “Deprem 100 saniye sürdü ama çok ağır bir sonucu oldu. Mahallelerimiz yok oldu, akrabalarımızı, evlerimizi kaybettik. Zaman içinde bu kayıplara olan üzüntüyle hayata kısa bir zaman zarfında yeniden tutunarak yaşantımızı sürdüreceğimizi sandık. Ancak öyle olmadı.

Hasırcı, şöyle devam etti: “Üç yılı aşkın zaman geçmesine rağmen dışarı baktığımız her anda şantiyeleri, beton mikserlerini, kamyonları, delik deşik yolları görüyoruz. Depremde yitirdiklerimiz bir kez yüzleşti; biz yaşayanlar ise her gün yüzleşiyoruz. Bir tanıdığa nasılsın diye sorup gözlerinin içine baktığımızda nezaketen iyiyim dediğini iletişim halinde olan iki taraf da biliyor. Aslında biliyoruz ki hiçbirimiz iyi değiliz.

“Travma her gün yeniden üretiliyor”

Psikolog Doğan Kuş, kentin fiziksel olarak toparlanamamasının travmayı canlı tuttuğunu söyledi. Karşılaştığı duyguları özetleyen Psikolog, şu bilgileri verdi:

İnsan zihni iyileşebilmek için tehlikenin geçtiğine dair güçlü çevresel işaretlere ihtiyaç duyar. Oysa boş arsalar, yıkımın izleri, konteyner kentler ve yarım kalmış yaşam alanları felaketi her gün yeniden hatırlatıyor. Bir şehrin yeniden ayağa kaldırılması yalnızca betonla ilgili değildir. İnsanların zihninde güven duygusunun ve geleceğe dair umudun da yeniden kurulması gerekir.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.