DOLAR 46,1206 0.02%
EURO 53,3156 0.18%
ALTIN
Ankara
24°

HAFİF YAĞMUR

Abdalların bozlakla başlayan, yoksullukla biten sınavı

Abdalların bozlakla başlayan, yoksullukla biten sınavı

Anadolu’nun köklü müzik geleneğini asırlardır omuzlayan abdallar, bugün sahnelerden ziyade geçim derdiyle ve tefecilerin kapısında verdikleri yaşam mücadelesiyle gündemde. Bir yanda "Bozlak gök kubbeye salınan çığlıktır" diyen araştırmacıların tarihsel tespiti, diğer yanda "Yazın düğünlerde kazandığımızı kışın faizcilere veriyoruz" diyen yöresel müzisyenlerin acı gerçeği...

ABONE OL
9 Haziran 2026 12:36
Abdalların bozlakla başlayan, yoksullukla biten sınavı
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Mehmet Duran Boztepe

İç Anadolu’nun bozkırlarında yankılanan o yanık seslerin, düğünlerde coşkuyu doruğa çıkaran sazların ve davulların ardında, asırlık bir kültürel miras yatıyor. Ancak Neşet Ertaş ve Muharrem Ertaş gibi dev isimleri yetiştiren Abdal geleneği, şimdilerde modernleşmenin getirdiği kültürel erozyonla değil, doğrudan ekonomik sistemin yarattığı yoksullukla boğuşuyor. Kültür Bakanlığı’nın “mahalli sanatçı” unvanı verdiği ancak sistemin hiçbir güvence sağlamadığı bu müzisyenler, kışın biriken borçlarını yaz aylarında düğünlerde çalarak tefecilere ödemek zorunda kalıyor.

Türk halk müziği ve Abdal geleneği üzerine yaptığı derinlikli saha çalışmaları ve araştırmalarıyla tanınan Bayram Bilge Tokel ile Kırşehir, Şereflikoçhisar ve Ankara hattında düğün müzisyenliği yaparak hayatta kalmaya çalışan Haydar Gündoğdu, bu kadim kültürün dünü, bugünü ve kanayan yarasını 9. Köy için anlattı.

Bayram Bilge Tokel-Neşet Ertaş

Oğuz/Türkmen havalarının yetenekli taşıyıcıları: Abdallar kimdir?

Abdal kültürünün köklerini ve müzikal karakteristiğini tanımlayan Bayram Bilge Tokel, İç Anadolu müziğinin Orta Asya’dan kopuzun tellerinde getirilen Oğuz/Türkmen havalarının en zengin ve işlenmiş örneklerini barındırdığını belirtiyor. Tokel’e göre, Anadolu’da şekillenen halk müziğinin bu ilk örneklerinin erken dönemlerden itibaren işlenmesinde en büyük pay Abdal aşiretlerine ait. Tokel, bu grupları “genellikle Türkmen aşiretleriyle birlikte çeşitli yerlerden göçerek Anadolu’ya gelen ve başta müzisyenlik olmak üzere çeşitli sanat ve zanaat dallarında olağanüstü beceri gösteren” topluluklar olarak tanımlıyor. Konya, Sivas, Kayseri ve Kırşehir gibi kültürel yönden gelişmiş şehirlerin varlığı da bu müzikal zenginliğin yeşermesinde kilit rol oynuyor.

Gökkubbeye salınan çığlık: Bozlak

Abdal müziğinin en karakteristik unsuru olan ‘Bozlak’ın yalnızca bir müzik formu olmadığını belirten Tokel, bu kavramı “hayatın ve kaderin yüklediği zorluklar, acılar, yokluk ve sevdalar karşısında bir feryattır, çığlıktır, yer yer kadere/feleğe isyandır, bir ağıttır” sözleriyle özetliyor. Tokel, yıllar önce ünlü Muharrem Ertaş için kullandığı “Bozlak; Gökkubbeye Salınan Çığlık” ifadesinin, ustanın tiz, içli ve dokunaklı sesiyle söylediği Avşar Bozlağını dinlerken ortaya çıktığını hatırlatıyor. Abdal müzik ustalarının geleneği sadece taklit etmediğini, aynı zamanda kendi havalandırdıkları bestelerle zenginleştirdiklerini aktaran Tokel, Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali ve Neşet Ertaş gibi isimlerin bu repertuvarın omurgasını oluşturduğunu vurguluyor.

Modernleşme ve geleneğin sürdürülebilirliği sorunu

Abdal kültürünün modernleşme karşısında özgünlüğünü koruyup koruyamadığı sorusuna yanıt veren Tokel, geleneğin devam etmesi için “özden ve kökten kopmadan yenilenmesi” gerektiğini savunuyor. Neşet Ertaş’ın babasından devraldığı sanatı kendi üslubuyla harmanlayarak yeni bir tarz yarattığını belirten Tokel, genç kuşak Abdallar arasında ustaları başarıyla taklit etmenin ötesinde, kendine has orijinal bir üslup geliştiren pek kimsenin kalmadığına dikkat çekiyor. Abdal müziğinin özgün yapısını büyük ölçüde koruduğunu ifade etse de Tokel, özellikle “düğün ve eğlence ortamlarında ipin ucunun kaçırıldığı durumlar çok oluyor” diyerek kültürel bir deformasyon uyarısında bulunuyor.

Mahalli sanatçıların “tefeci” ve “faiz” kıskacı

Araştırmacı Bayram Bilge Tokel’in kültürel ve akademik bir çerçeveden anlattığı sorunlar, sahada, doğrudan düğün müzisyenlerinin hayatında çok daha yakıcı bir şekilde hissediliyor. 30 yıldır düğünlerde saz çalan Haydar Gündoğdu, ekonomik koşulların ağırlığını, “Kışın borçlanıyoruz, yazın düğün çalarak borcumuzu ödüyoruz. Bazen ödeyemiyoruz da… Faizcilerin eline düşüyoruz” sözleriyle özetliyor. Düğün sezonu bittiğinde aylarca iş bulamadıklarını ve yoksulluk çektiklerini belirten Gündoğdu, geçim sıkıntısının boyutunu şu çarpıcı örnekle anlatıyor: “Ailelerimizi, eşlerimizi ev temizliğine gönderen insanlar var. Onlar da olmasa zaten biz öleceğiz, biteceğiz.”

Yazın kazandıklarını faizcilere vermek zorunda kaldıklarını söyleyen usta sanatçı, faizi bile zor ödediklerini dile getiriyor.

Haydar Gündoğdu

“Kültür hazinesi” etiketi ve güvencesizlik

Kültür Bakanlığı’ndan “Mahalli Sanatçı” belgesi almalarına rağmen bunun pratikte hiçbir faydasını görmediklerini savunan Haydar Gündoğdu, devletten bekledikleri desteği alamamanın hayal kırıklığını yaşıyor. “Bir yandan Kültür Bakanlığı sana ‘Mahalli Sanatçı’ diyor, senin çok önemli bir kültür hazinesi olduğunu söylüyor ama öte yandan mevcut ekonomik koşullarda belini doğrultamıyorsun” diyen Gündoğdu, bazı müzisyenlere maaş bağlandığını duyduklarını ancak kendilerinin “ellerinden tutan ve torpilleri olmadığı için” bu imkândan faydalanamadıklarını iddia ediyor. Gündoğdu, geçmişteki “aptal” yakıştırması gibi dışlanma problemlerinin azaldığını, bugün tek dertlerinin işsizlik ve güvencesizlik olduğunu vurguluyor.

“Keşke büyüklerimiz bizi başka işlere yönlendirseydi”

Geleneğin aktarımı konusunda belki de en acı itiraf, babadan oğula geçen bu mesleğin artık kendi evlatlarına tavsiye edilmemesi. Babası Bektaş Usta’nın da bu işten bir fayda görmediğini, kendisinin de 30 yıldır aynı döngünün içinde olduğunu belirten Haydar Gündoğdu, 26 ve 18 yaşlarındaki iki oğluna bu mesleği yaptırmadığını söylüyor. Nedenini de, “Çünkü biz bu meslekten bir şey görmedik… Keşke büyüklerimiz zamanında bizi başka işlere yönlendirseydi de biz de o işleri yapsaydık” sözleriyle açıklıyor.

Bir “hak aşığı” olarak Abdallık ve bitmeyen yokluk

Gündoğdu’nun anlattıkları, Abdalların sadece ekonomik değil, tarihsel ve sosyolojik bir kimlik mücadelesi verdiğini de ortaya koyuyor. Toplumdaki kavram kargaşasına değinen Gündoğdu, “Roman ayrıdır, Çingene ayrıdır, Abdal ayrıdır… Bize eskiden beri Abdal dediler” diyerek aradaki farkı vurguluyor. Abdal sözcüğünün “aptal” ifadesiyle karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Gündoğdu, “Abdal, bir müzisyen, bir hak aşığı, bir ozan demek” diyor.

Bugün tefecilerle boğuşan abdalların geçmişte de benzer bir kaderi paylaştığını belirten Gündoğdu, , “Ta Muharrem Ertaş’tan, Neşet Ertaş’tan beri böyle. O zamanlar biraz daha deşircilik (dilencilik) gibi bir şeydi; arpa, buğday, un toplardık… Eskiden her şey kıttı, yokluk hep vardı” diyerek, Şereflikoçhisar’dan Kırşehir’e, İzmir’e kadar tüm akrabalarının nesillerdir aynı yoksulluk sarmalında olduğunu aktarıyor.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP