Zerrin Sargut
Van ve çevre ilçelerde yüzyıllardır sürdürülen Köse Gelin geleneği, kış gecelerinde köy köy dolaşan maskeli karakterleriyle hem korku hem neşe dağıtıyor. Baharın gelişini ve bereketi simgeleyen ritüel, aynı zamanda köylerde yardımlaşma kültürünü yaşatmaya devam ediyor.
Van’ın Erciş, Bahçesaray ve Çatak ilçelerinde; Iğdır ve Doğubeyazıt gibi yerlerde de yıllardır süregelen Köse Gelin geleneği sadece bir oyun değil, toplumsal hafızayı, köy yaşamını ve kültürel dayanışmayı simgeleyen bir ritüel.
Bu gelenek kışın bitimi, baharın gelişi ve koyunların kuzulamasıyla birlikte yılın bereketini kutlamak amacıyla ortaya çıktığı düşünülüyor. Araştırmalar geleneğin kökeninin Ermenilerden, İran’dan ya da daha eski bir köy kültüründen geldiğini ortaya koyuyor. İran, Türkiye, Irak ve Suriye’de de benzer biçimde uygulandığı biliniyor.
Geleneğin temel unsurları olan Köse ve eşi, ev ev dolaşma, yiyecek toplama ve yapılan şakalar tüm bu bölgelerde ortak. Bu yönüyle Köse Gelin Doğu Anadolu köylerinin toplumsal ve kültürel hafızasının bir yansıması olarak biliniyor.
Köse karakteri iri yarı bir çoban, boynuzlu külah, uzun sakal ve devasa elbisesiyle köy halkına hem korku verir hem de mizah yaratır. Uzun sakal ve sopası eski büyücü veya rahip figürlerinin simgesel izlerini taşır. Eşi ise kadın kılığına bürünmüş bir erkek olup başındaki tül ile kimliği gizlenir.
Köse ve eşi çobanlar ve gençlerden oluşan bir grup hâlinde akşam karanlığında köyde ev ev dolaşır. Her evde birkaç dakika oyun sergilenir, sopalar ritim tutmak için birbirine vurulur ve “pırr pırr” sesleriyle oyun canlı hâle gelir.
Ev sahipleri oyun sonunda şeker, yumurta, un, peynir, tereyağı veya para verir. Toplanan malzemeler hem oyun sırasında tüketilir hem de ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Oyun sırasında Köse’nin ölü taklidi yapması, karısının tepki göstermesi ve gençlerle yapılan kovalamaca geleneğin hem korkutucu hem eğlenceli yönünü ortaya çıkarır.
Yıllardır bölgenin kültürel hafızasını kayıt altına alan araştırmacı-fotoğrafçı Ferzende Coşar, geleneğin tarihsel derinliğine ve sarsılmaz yapısına dikkat çekiyor. Coşar, ritüeli şu sözlerle anlatıyor:
“Bu gelenek Ermenilerden İran’a, Irak’tan Suriye’ye kadar bu coğrafyanın her hücresine işlemiş bir eğlence türüdür. Her köyde ayrı bir ruhla yapılır. Gençler toplanır, en kabiliyetli ve en sabırlı olanları seçerler. Neden mi sabır? Çünkü bu oyunda şakalar bazen çok ağırlaşır. Sabırlı ve birikimli olmayan o postu taşıyamaz.“
Coşar, oyunun sadece eğlence değil bir sosyal adalet mekanizması olduğunu belirterek ekliyor:
“Kapılar bazen şaka gereği sertçe çalınır ama o kapıdan giren berekettir. Un, şeker, peynir, tereyağı… Ne varsa toplanır. Zengin para verir, yoksul emeğini koyar. Toplanan her kuruş, her lokma köydeki en fakir gencin, en ihtiyaç sahibi ailenin sofrasına gider. Bu geleneğe sahip çıkalım, gençlerimizi teşvik edelim.“
İsmini vermek istemeyen bir mahalle sakini kadın geleneğin toplumsal hafızadaki izlerini anlatırken çocukluğunun anılarını şöyle paylaşıyor:
“Baharın müjdesiydi o günler… Cemre düştü mü hazırlık başlardı. 1992 yıllarıydı, kapımız sertçe vurulduğunda içimizi hem bir korku hem de tarif edilemez bir merak kaplardı. Kapıyı açtığımızda karşımızda otlara sarılmış o devasa Köse ve yanındaki ‘Gelin’i görürdük. Gelinin aslında kadın kılığına girmiş bir erkek olduğunu bilirdik ama o tülbentin altındaki gizem bizi büyülerdi. Evimizde ne varsa; bir avuç şeker, üç-beş yumurta…“
Geleneğin anlatıcılarından biri olan Mehmet Çiftçi Köse, oyununu şu sözlerle anlatıyor: “Yüzyıllardır atalarımızdan gelen bu mirası sırtımızda taşıyoruz. Sokak sokak gezdik, şeker topladık, eğlendik, güldük ama en önemlisi o yardımlaşma ruhunu hissettik. Bu gelenek bizim kimliğimiz. Bizden sonraki çocukların da bu heyecanı yaşamasını, sokakların Köse’nin zilleriyle yankılanmasını istiyoruz.”
Konuya dair görüş bildiren Sadık Tunç ise oyunun hayvancılık kültürüyle olan derin bağını şöyle özetliyor:
“Bu bir mevsimsel devrimdir. Amacı baharın gelişini kutlamak, koyunların sağ salim kuzulamasını dilemektir. Köy yerinde bizim tiyatromuz Köse Gelin’dir. Gelin kaçırma sahneleriyle, Köse’nin ölüp yeniden dirilmesiyle doğanın yeniden canlanışını kutlarız. Biz bu geleneğin peşini sonuna kadar bırakmayacağız.”
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7667 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6705 kez okundu
3
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
6443 kez okundu
4
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6330 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4974 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4810 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4694 kez okundu
1
Bir sinemadan fazlası ‘yataklı sinema’: Uyuklayanlar, tadını çıkaranlar, filmi bitiremeyenler…
19085 kez okundu
2
Artık kelimelerin de bir müzesi var!
13876 kez okundu
3
“Dünyanın en eski yerleşim yerine” rakip çıktı
11734 kez okundu
4
Kız Kulesi’nin yeni hali eleştiri konusu oldu
11518 kez okundu
5
Şırnak’ta “Kiras u Fistan” ve “Şal u Şepik” geleneği devam ediyor
6983 kez okundu