Merve Kanan
Türkiye Psikiyatri Derneği verilerine göre, Türkiye’de antidepresan satışı 2014 yılında yaklaşık 39 milyon kutu iken 2024’te 65 milyon kutuya ulaştı. Son 10 yıldaki bu hızlı artış uzmanlar tarafından sadece depresyon vakalarının yükselmesiyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir toplumsal tabloya işaret ediyor.
Psikiyatri ve psikoloji uzmanları; ekonomik kriz, artan iş güvencesizliği, yoksulluk, toplumsal yalnızlık ve kolektif travmaların bireylerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini göz ardı etmemek gerektiğini vurguluyor. Artışın yalnızca bireysel sorunlara indirgenmesi toplumun karşı karşıya olduğu yapısal ve kamusal zorlukları görünmez kılıyor.
Ekonomik kriz ve yaşam maliyetlerindeki artış bireylerin psikolojik olarak daha kırılgan hâle gelmesine neden oluyor. Uzun çalışma saatleri, güvencesiz iş koşulları ve yoksulluk ruhsal sorunların yoğunlaşmasına katkı sağlıyor. Toplumsal yalnızlık ve sosyal destek eksikliği ise depresyon ve kaygı bozuklukları riskini artırıyor.
Kamusal ruh sağlığı hizmetlerindeki yetersizlikler terapi ve psikososyal destek yerine hızlı ilaç reçetelendirmeyi yaygınlaştırıyor. Birçok kişi duygusal zorluklarla başa çıkmanın ilk yolu olarak antidepresanı görüyor.
Psikolog Pelşin Karan, “Antidepresanlar geçici rahatlama sağlayabilir, ancak kök nedenler çözülmeden uzun vadeli bir iyileşme mümkün değil. Ekonomik ve toplumsal baskılar devam ettiği sürece ilaçlar sadece semptomları bastırıyor” diyor.
Karan’a göre ruh sağlığı bireysel bir mesele olmaktan çıkarak kamusal bir hak olarak ele alınmalı.
“Ruh sağlığı sadece bireyin sorumluluğu değil, toplumun ve devletin de sorumluluğu” diyen Karan, yapılandırılmış toplumsal destek, erişilebilir terapi ve eşit sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekiyor. Antidepresan kullanımındaki artış yalnızca bireysel düzeyde değil toplumun genel ruhsal sağlığında da alarm verici bir işaret olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler ile kamusal ruh sağlığı hizmetlerindeki boşlukların giderilmesinin yalnızca bireylerin değil toplumun genel ruhsal direncinin artırılmasında kritik öneme sahip olduğunu söylüyor. Antidepresan kullanımındaki yükseliş ruh sağlığının bireysel bir mesele olmaktan öte kolektif bir hak ve toplumsal sorumluluk konusu olduğunu gösteriyor.
Karan, “Ruh sağlığı sadece bireyin meselesi değil, hepimizin ortak sorumluluğu. Yapısal sorunlar çözülmeden kalıcı iyileşme mümkün değil” diyerek sözlerini kamusal bir perspektifle sonlandırıyor.
Uzmanlar, toplumun ruhsal sağlığını güçlendirmek için ekonomik eşitsizliklerin azaltılması, güvencesiz işlerin önlenmesi ve erişilebilir psikososyal destek mekanizmalarının oluşturulmasının elzem olduğunu söylüyor.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7631 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6692 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6320 kez okundu
4
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
6271 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4968 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4778 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4675 kez okundu
1
Türkiye antidepresan kullanımında dünya 22’ncisi
6140 kez okundu
2
Önlem alınmazsa lösemi vakaları artacak
4599 kez okundu
3
Gaziantep’te çocuk hematoloğu krizi
4115 kez okundu
4
Hasta da yakınları da çaresiz: SSPE tedavi araştırması reddedildi
3535 kez okundu
5
Sadece otomobilleri koruyan katil bariyerler
2750 kez okundu