İlayda User
Ev içinde yıllarca sürdürülen temizlik, yemek, çocuk bakımı ve aile bireylerinin bakımına ilişkin sorumluluklar, ücretli bir iş gibi doğrudan gelir sağlamıyor. Bu nedenle kendi adına geliri veya sosyal güvencesi bulunmayan kadınlar açısından çalışma hayatından uzak geçirilen yıllar, özellikle boşanma sonrasında ekonomik güvence sorununu beraberinde getirebiliyor.
Hukuk ise bu emeği en çok boşanma, nafaka ve mal paylaşımı gibi süreçlerde gündemine alıyor. Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı ve EŞİK Platformu Gönüllüsü Av. Nezahat Doğan Demiray, mevcut hukuk sisteminin kadınların yıllarca sürdürdüğü ev içi emeği yeterince korumadığını söyledi.
Demiray, hukuki düzenlemelerde temel ilkenin eşitlik olduğunu ancak uygulamada ev içindeki fiziksel ve düşünsel emeğin büyük ölçüde kadınlara yüklendiğine dikkat çekti:
“Fiili durumda evlilikte ve ailede ev içi fiziksel ve düşünsel emek kadınlara yüklenerek normalleştiriliyor ve bu durumda kadınların yalnızlaştırıldığı görülüyor. Hukuk bu sorunu ancak önüne somut hukuki sorun olarak, örneğin boşanma sırasında geldiğinde, ‘görmek’ zorunda kalıyor. Hukuk kurallarının yalnızca kağıt üzerinde kadın ve erkeği eşit kabul etmesi yeterli değil. Bu kuralların somut olaylarda da eşitlikçi biçimde uygulanması ve kadının erkek karşısındaki ikincil konumunun ortadan kaldırılması gerekiyor.“
Evlilik süresince edinilen malların paylaşımında Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanıyor. Buna göre evlilik sırasında edinilen mal varlıkları, boşanma durumunda belirli kurallar çerçevesinde eşler arasında paylaşılıyor. Ancak ev işleri ve bakım sorumlulukları gibi karşılıksız emeğin bu paylaşımda ne ölçüde dikkate alındığı tartışılmaya devam ediyor.
Özellikle uzun süre boyunca yalnızca ev işleri ve bakım sorumluluklarını üstlenen kadınlar açısından sorunun daha görünür hale geldiğini belirten Demiray, “Özellikle ileri yaşlardaki boşanmalarda kadın yoksulluğu kaçınılmaz bir sorundur. Küçük yaşta evlenip ücret karşılığı olmaksızın tüm zamanını ve emeğini evine/ ailesine vakfeden bir kadının, boşanma durumunda hiçbir güvencesi olmuyor ve ortada kalıyor” dedi.

Av. Nezahat Doğan Demiray
Ev içi emeğin boşanma sonrasındaki ekonomik sonuçlarının gündeme geldiği başlıklardan biri de yoksulluk nafakası. Yoksulluk nafakasının zaten çok düşük olduğuna işaret eden Demiray, “Yoksulluk nafakaları çok düşük, boşanma ile çocukların sorumluluğu kendisine kalmış veya geç yaşta boşanarak bir kariyer kurma imkanı olmayan kadın için ekonomik koşullar katlanılmaz olabiliyor” dedi.
Mevcut mekanizmaların ev içi emeğin gerçek ekonomik karşılığını karşılamadığını belirten Demiray, nafaka miktarlarının da çoğu durumda bu emeğin karşılığını oluşturmadığını ifade etti:
“Kişi boşanma sırasında ev işleri ve bakım sorumluluklarının yıllarca kendisi tarafından üstlenildiğini ortaya koymak zorunda kalabiliyor. Ancak bu emeğin dosyada tartışılması, buna denk bir ekonomik karşılığın ortaya çıkacağı anlamına gelmiyor .Bu nedenle sorun yalnızca ‘ev işi emek midir?’ sorusuyla sınırlı kalmıyor. Asıl tartışma, bu emeğin kişinin ekonomik geleceğini nasıl etkilediği ve boşanma sonrasında hukuk tarafından ne ölçüde telafi edilebildiği noktasında ortaya çıkıyor.“
Ev içi emeğin karşılığının ekonomik güvenceye dönüşmediği durumlarda, kendi adına geliri veya sosyal güvencesi bulunmayan kadınlar açısından boşanma süreci daha büyük bir ekonomik belirsizlik yaratabiliyor. Mevcut destek mekanizmalarının bu durumda ne ölçüde yeterli olduğu ise tartışma konusu.
Demiray bu konu hakkında, “Bu kişi evliyse aile kapalı bir kutu gibi değerlendiriliyor ve eşlerin bunu ortak çözmeleri gerektiğini görüyoruz. Aile yoksulluğu söz konusu ise devletin çok sınırlı ekonomik destek programları var. Ama boşanma durumunda yoksul kadın yalnız ve devletten alabileceği destekler yine çok sınırlı” değerlendirmesini yaptı.
Karşılıksız ev içi emeğin hukuki olarak yeterince korunmadığını belirten Demiray, mevcut uygulamaların kadınların ekonomik ve sosyal açıdan güçlenmesini sağlamada yetersiz kaldığını söyledi. Hukukun yalnızca boşanma, nafaka ve mal paylaşımı gibi somut uyuşmazlıklarda değil, kadın-erkek eşitliğinin tüm alanlarında uygulanması gerektiğini vurgulayan Demiray, Anayasa Mahkemesi kararlarının da bu açıdan önem taşıdığını ifade etti.
Demiray, Anayasa Mahkemesi’nin son dönemdeki bazı kararlarının Medeni Kanun’daki eşitlikçi yaklaşımla çeliştiğini savunarak, kadınların Türkiye’nin taraf olduğu başta CEDAW olmak üzere uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan eşitlik ilkelerinin uygulanması için haklarını araması gerektiğini söyledi.
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
13952 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
9100 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8580 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7046 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6556 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5488 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5224 kez okundu
1
Sporda taciz ve istismarın önlenmesi
3126 kez okundu
2
Yerel medyada kadın gazeteci olmak
2797 kez okundu
3
Kadınlar camide de mağdur
2621 kez okundu
4
İklim adaleti ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği
2574 kez okundu
5
Kordon’un falcı-çiçekçi kadınları anlatıyor: “Fal serbest bırakılsın, ne kazanıyoruz ki zabıta peşimize düşüyor?”
2529 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.