Fatmanur Polatcan
Gazetecilik, kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğu taşıyan ve çoğu zaman zorlu koşullarda yürütülen bir meslek. Ancak birçok gazeteci için mücadele yalnızca haber peşinde koşmakla sınırlı kalmıyor. İş yerlerinde yaşanan psikolojik baskılar, dışlanma, yalnızlaştırma ve değersizleştirme gibi uygulamalar da gazetecilerin çalışma hayatında karşılaştığı önemli sorunlar arasında yer alıyor.
Medya sektöründe çalışan gazeteciler, mobbingin görünenden çok daha yaygın olduğunu söylerken; uzmanlar da bu durumun çalışanların ruh sağlığı ve kurumların işleyişi üzerinde ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtiyor.

Damla Yeltekin
Yerel basında çalıştığı dönemde hem kendisinin hem de çalışma arkadaşlarının mobbinge maruz kaldığını anlatan gazeteci Damla Yeltekin, yaşadıklarını ilk zamanlarda mobbing olarak değerlendirmediğini söyledi.
“Başta buna mobbing demiyordum. İş arkadaşı, yol arkadaşı olarak gördüğünüz insanlardan gelen davranışları tolere etmeye çalışıyorsunuz. Ancak zamanla bunun gazetecilikle değil, güç hiyerarşisiyle ilgili olduğunu gördüm” diyen Yeltekin, baskının haber üretimine değil çalışanlar üzerinde kontrol kurmaya hizmet ettiğini ifade etti.
Çalışma arkadaşlarının da benzer baskılara maruz kaldığını gördüğünü söyleyen Yeltekin, sessiz kalmayı tercih etmediğini belirterek, “Ya onların yanında duracaktım ya da hiçbir şey olmamış gibi davranacaktım. Ben sessiz kalmayı tercih etmedim” dedi.
Baskılara rağmen daha fazla sorumluluk üstlendiğini anlatan Yeltekin, “Hem yazdım hem editörlük yaptım hem de başkalarının yükünü taşımaya çalıştım. Sürecin sonunda işsiz kaldım ama yaptıklarımdan pişman değilim. Bu bir hak ihlaliydi, gazetecilik ihlaliydi” diye konuştu.
Mobbingle mücadelede dayanışmanın önemine vurgu yapan Yeltekin, gazetecilerin çoğu zaman yalnız bırakıldığını söyledi.
“Gazetecinin en yakın arkadaşı kendi meslektaşıdır. En önemli silahı da kalemi ve duruşudur. Başkalarının uğradığı haksızlıkları yazıyorsak, kendi uğradığımız haksızlıklara karşı da ses çıkarmalıyız” ifadelerini kullanan Yeltekin, gazeteciler arasında dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.
İsmini vermek istemeyen bir kadın gazeteci de yıllarca emek verdiği iş yerinde benzer süreçlerden geçtiğini anlattı. Çalışma arkadaşlarının arkasından hakarete varan ifadeler kullandığını öğrendiğini belirten gazeteci, yaşadıklarını yöneticileriyle paylaşmasına rağmen beklediği desteği göremediğini söyledi.
“Arkamdan konuşulduğunu öğrendim. Durumu anlattığımda ise beni dinlemek yerine onları haklı çıkardılar. Bir süre sonra herkes birleşip kötüledi; emek verenin değil, yalan söyleyenin el üstünde tutulduğuna şahit oldum. Hakikat elbet gün yüzüne çıkacaktır, bugün ya da yarın” dedi.
Yıllarca çalıştığı kuruma büyük emek verdiğini vurgulayan gazeteci, “Gece gündüz çalıştım, işimi en iyi şekilde yapmaya çalıştım. Ama bazı ortamlarda emeğinizden çok kurulan ilişkiler değer görüyor. Gazetecilik yapmak yerine dedikodu üreten insanlar daha fazla karşılık bulabiliyor. Oysa çalıştığım kurumun o noktaya gelmesinde benim de emeğim var. Onlar unutsa da arşiv, tarih, tanıklar unutmaz” ifadelerini kullandı.
Yaşadığı süreçte yalnızlaştırıldığını hissettiğini söyleyen gazeteci, “En ağır olanı yalnız bırakılmak. Hakkınızı aradığınızda sorun çıkaran kişi gibi gösterilebiliyorsunuz” dedi.

Ebru Apalak
2012 yılından bu yana gazetecilik yapan ve şu anda serbest gazeteci olarak çalışan Ebru Apalak da medya sektöründe mobbingin yaygın bir sorun olduğunu söyledi.
Gazetecilik kariyeri boyunca yöneticilerden çalışma arkadaşlarına kadar birçok kişinin mobbingine maruz kaldığını belirten Apalak, “Üzülerek söylüyorum ki en fazla mobbingi kadın iş arkadaşlarımdan gördüm” dedi.
Çalışma arkadaşlarının uyguladığı baskının dışlama, yalnızlaştırma, ayrımcılık, özel yaşama müdahale ve dedikodu şeklinde ortaya çıktığını söyleyen Apalak, bazı haberlerinin bilinçli şekilde geç ve özensiz yayımlandığını da belirtti.
Yanlış uygulamalara karşı çıkan çalışanların daha fazla hedef haline geldiğini ifade eden Apalak, “Sorunları çözmek yerine halının altına süpürüyorlar. İşini doğru yapmak isteyenler yerine mobbing uygulayanların önü açılıyor” diye konuştu.
Uzman Psikolojik Danışman Ferhat Men, mobbingin iş yerinde belirli kişi ya da grupların bir çalışana yönelik sistematik, kasıtlı ve süreklilik gösteren olumsuz davranışları olduğunu söyledi.
Men; kişinin sürekli eleştirilmesi, yaptığı işlerin değersizleştirilmesi, sosyal olarak dışlanması, küçük düşürülmesi ve gerçekçi olmayan iş yüküne maruz bırakılmasının en sık görülen mobbing davranışları arasında yer aldığını belirtti.
“Her iş yerindeki anlaşmazlık mobbing değildir. Ancak bir çalışana yönelik sistematik, kasıtlı ve yıpratıcı davranışlar varsa burada mobbingden söz edebiliriz” diyen Men, mobbingin ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin zamanla ortaya çıktığını söyledi.
İlk aşamalarda stres, huzursuzluk, dikkat dağınıklığı ve performans düşüşünün görüldüğünü belirten Men, sürecin devam etmesi halinde özgüven kaybı, kaygı bozuklukları, depresif belirtiler ve tükenmişlik sendromunun ortaya çıkabileceğini ifade etti.
Mobbinge maruz kalan kişilerin yaşadıklarını dile getirmekte zorlandığını belirten Men, bunun en önemli nedenlerinden birinin özgüven kaybı olduğunu söyledi.
“Mobbingin en tehlikeli yönlerinden biri kişinin bir süre sonra ‘Acaba sorun bende mi?’ diye düşünmeye başlamasıdır” diyen Men, sürekli eleştirilen ve değersizleştirilen bireylerin zamanla yaşadıkları baskıyı normalleştirebildiğini ifade etti.
Avukat Ayşe Kaya ise Türk hukukunda mobbingin Türk Borçlar Kanunu kapsamında “psikolojik taciz” olarak değerlendirildiğini belirtti.
Bir davranışın hukuken mobbing sayılabilmesi için kasıtlı, sistematik ve süreklilik göstermesi gerektiğini ifade eden Kaya, çalışanların haklı nedenle iş sözleşmesini feshederek kıdem tazminatı talep edebileceğini söyledi.
Kaya; maddi ve manevi tazminat davalarının da açılabileceğini belirterek e-posta yazışmaları, WhatsApp mesajları, sağlık raporları ve tanık beyanlarının önemli deliller arasında yer aldığını kaydetti.
“Mobbingin kesin delillerle ispatı her zaman kolay değildir. Ancak çalışanın ortaya koyacağı kuvvetli emareler sonrasında ispat yükü işverene geçebilir” diyen Kaya, çalışanların yaşadıkları süreci mutlaka belgelendirmesi gerektiğini vurguladı.
Mobbingin yalnızca mağduru değil tüm çalışma ortamını etkilediğini belirten Ferhat Men, çalışanlar arasındaki güven duygusunun zayıfladığını, ekip içi iletişimin bozulduğunu ve verimliliğin düştüğünü söyledi.
Men, “Mobbing yalnızca bireyin ruh sağlığını değil, kurumun çalışma iklimini de bozan önemli bir psikososyal risk faktörüdür. Çalışanların kendilerini güvende hissettiği ortamlar hem çalışan refahını hem de kurumsal başarıyı destekler” ifadelerini kullandı.
1
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8882 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8471 kez okundu
3
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
7654 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6976 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6505 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5375 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5145 kez okundu
1
Sendikalaşma öncesi işten çıkarmalar: TOG’da çalışanlar “küçülme” gerekçesini sorguluyor
8354 kez okundu
2
“Dershane öğretmenliği madende çalışmak kadar zor”
4579 kez okundu
3
Bursa Agora Çarşı’da el emeği pazarı
4139 kez okundu
4
Tekstil sektörü bitiyor mu?
3633 kez okundu
5
Ev işçisi zor durumda: Tam günlük emeğe yarım günlük ücret
3114 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.