Hilal Acar
Eski Çağ Tarih Uzmanı Profesör İlknur Taş’ın eleştrileri ve kaçakçılığı yakından bilenlerin gözlemleri tarihi eserlerin yeterince korunamadığı gerçeğini bir kez daha ortaya koydu.
Anadolu, binlerce yıldır insanlık tarihinin en güçlü uygarlıklarına ev sahipliği yapmış coğrafya. Ancak bu topraklarda, tarihi mirasın sessiz bir çığlığı yankılanıyor. Yüzyıllardır süren tarihi eser kaçakçılığı, Anadolu’nun hafızasını dünyaya savurdu. Harpy Anıtı, Nereidler Anıtı, Bodrum Mausoleumu, Truva Hazinesi, Karun Hazinesi ve Bergama Zeus Sunağı gibi eserler bugün Londra, Berlin, Paris ve Viyana müzelerinde sergileniyor. Tarihi eser kaçakçılığına yönelik hukuki yaptırımların yetersizliğine dikkat çeken Eski Çağ Tarihi Uzmanı Prof. Dr. İlknur Taş ile gençliğinde kaçakçılık yaptığını belirten, ismini vermek istemeyen bir vatandaşın anlattıkları, sorunun çok boyutlu ve derin yapısını gözler önüne serdi.
İlknur Taş, Kültür Bakanlığı’nın alınan önlemlerin ve hukuki yaptırımların kalıcı bir koruma politikası oluşturmak için yeterli olmadığını belirterek, “Eserlerin iadesi çoğu zaman devlet politikasıyla değil, bireysel çabalarla, duyarlı bilim insanları, gazeteciler ve hukukçuların yıllar süren emekleriyle gerçekleşiyor. Bu durum, kültürel mirasın korunmasında sistemli ve sürdürülebilir bir devlet stratejisine ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu gösteriyor. Kaçak kazılar hala birçok bölgede devam ediyor; yerel halkın önemli bir kısmı, eline geçen arkeolojik buluntuları nasıl değerlendireceğini bilmiyor. Halk bilinçsiz, yasalar yetersiz, cezalar caydırıcı değil. Böyle olunca, kültürel mirasımız sessizce el değiştiriyor” dedi.

İlknur Taş
Kalıcı bir zihniyet dönüşümüne ihtiyaç olduğunu belirten Taş şunları söyledi: “Bu konu yalnızca birkaç bürokratın ya da akademisyenin değil, bütün bir toplumun meselesidir. Halk, kendi topraklarında doğan bu kültürel zenginliğin farkına varmadıkça, yasalar ne kadar güçlü olursa olsun koruma eksik kalacaktır. Eğitim müfredatından yerel medya yayınlarına, köylerdeki halk bilgilendirmelerinden kültür gezilerine kadar geniş bir seferberlik anlayışı gerekir.” dedi.
İsmini ve yaşadığı yeri belirtmek istemeyen, gençliğinde yaşadığı bölgede tarih eser kaçakçılıklarına tanıklık etmiş bir vatandaş, durumu şu şekilde özetledi:
“Bizim buralarda tarihi eser nedir bilen yok, bilen de umursamaz. Herkes paraya bakar. Adam tarlada bir şey bulsa, ‘Kaç para eder’ diye düşünür, ‘Kültürel miras’ deyince güler geçer. Ne müze bilir ne yasa. Hiç ‘Yakalanırsak ne olur’ diye düşünmez. En fazla girer çıkarız der, zaten girip çıkan çok. Ama esas mesele küçük çaplı kazılar değil, bu işin büyüğü var. Öyle iki sikke falan da değil. Devletin durdurmasından korkmazsın ama güçlü adamlardan korkarsın. Çünkü o bölgeye çökerler, sana da kazdırmazlar. Onlar çıkarır, yurt dışına gönderir, parasını bölüşür. Açık açık söylüyor adam, ‘Biz bu işi yapıyoruz, arkamız sağlam’ diyor. Onlara dokunulmaz. Köyde üç beş sikke arayan adama üç ay beş ay yatış verirler, o da zaten en zor ihtimalle. Eğer bu memleketin tarihi değerleri gerçekten korunacaksa, sadece kanunu sıkılaştırmakla olmaz. Dağın başındaki köylüye kadar tarihi eserlerin önemini anlatacaksın, bu işin ne olduğunu öğreteceksin. Yoksa her şey sessizce el değiştirir, devlette uzaktan seyreder.
Türkiye’de kültür varlıklarını korumaya yönelik yasal düzenlemeler bulunsa da, uygulamadaki yetersizlikler ve caydırıcılığın zayıf kalması, geçmiş kaçakçılık vakalarının hukuki süreçlerine bakıldığında net biçimde ortaya çıkıyor. Her yıl çok sayıda tarihi eserin izinsiz kazılarla gün yüzüne çıkarıldığı ya da yurtdışına kaçırılmak istenirken ele geçirildiği kamuoyuna yansıyor. Ancak bu operasyonların ardından yargı süreçlerinin nasıl işlediği, kaçakçılara hangi yaptırımların uygulandığı ya da davaların ne şekilde sonuçlandığına dair bilgiler çoğu zaman kamuoyuyla paylaşılmıyor. Basına genellikle sadece “tarihi eser operasyonu”, “şu kadar eser ele geçirildi” gibi başlıklarla yansıyan bu haberlerde, davaların akıbeti ve cezai sonuçlar takipsiz, takipçisiz kalıyor.”

Bir eserin, ait olduğu topraklardan koparıldığında bir sanat objesine dönüştüğünü ve o eseri değerli kılan şeyin üretildiği yerle, halkla ve tarihsel bağlamla kurduğu anlam ilişkisi olduğunu söyleyen Prof. İlknur Taş, şöyle konuştu:
“UNESCO ve INTERPOL gibi kuruluşlar, müzelerin ve koleksiyoncuların sahip oldukları eserlerin kökenini belgelemelerini ve şeffaflık sağlamalarını zorunlu tutuyor. Türkiye’nin de bu uluslararası ağlarla daha sıkı çalışması, diplomatik müzakereleri daha aktif yürütmesi gerekiyor. Karun Hazinesi’nin yıllar sonra ABD’den geri getirilmesi, bu alanda bir başarıdır ama aynı zamanda acı bir gerçeği de gösterir: Biz eserlerimizi ancak kaybettikten sonra hatırlıyoruz.”
2010 yılından itibaren Türkiye’ye, çeşitli ülkelerin resmi makamları tarafından iadesi sağlanan çok sayıda kültür varlığı yurda getirildi. Bu kapsamda iade edilmesi sağlanan eserler şunlar::
2011’de Sırbistan Batrovci Sınır Kapısı’nda ele geçirilen bin 865 eser, 2011’de Almanya’dan Boğazköy Sfenksi, 2011’de ABD Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nden Yorgun Herakles Heykeli, 2012’de ABD Pennsylvania Üniversitesi’nden Troya kökenli 24 eser, 2012’de ABD Dallas Sanat Müzesi’nden Orpheus Mozaiği, 2012’de Bulgaristan Lesovo Sınır Kapısı’ndan 20 eser, 2013’te Kanatlı Denizatı Broşu, 2014’te ABD’den Lidya Bölgesi’ne ait 10 stel, 2014’te ABD New York Havalimanı’nda ele geçirilen 69 eser, 2015’te Almanya’dan lahit parçası, 2015’te ABD’den el yazmaları (2 adet), 2017’de İsviçre’den Herakles Lahdi, 2018’de İskoçya’dan altın taç, 2018’de Fransa’dan cenaze töreni mozaiği parçası, 2019’da Bulgaristan’dan 63 ve 38 eser, 2020’de ABD’den Kybele heykeli, 2020’de İngiltere’den lahit parçası ve tunç boğa arabası modeli, 2021’de Macaristan’dan 514 eser, 2021’de Hırvatistan’dan 2 bin 955 eser, 2022’de Hırvatistan’dan bin 59 eser, 2022’de ABD’den Elmalı Sikkeleri, 2023’te Bulgaristan’dan 2 bin 940 sikke, 2023’te ABD’den bronz kılıç ve 41 eser, 2024’te Yunanistan’dan bin 55 sikke, 2024’te İtalya’dan 11 pişmiş toprak eser, 2024’te ABD’den Marcus Aurelius Heykeli, 2025’te Danimarka’dan Boubon kökenli bronz heykel başı ve mimari levhalar, 2025’te İngiltere’den 4 İznik çinisi, 2025’te ABD’den ostothek, kemik kalıntıları ve çömlek iadesi sağlandı.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7904 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
7448 kez okundu
3
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6758 kez okundu
4
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6369 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
5003 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4912 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
4740 kez okundu
1
Bir sinemadan fazlası ‘yataklı sinema’: Uyuklayanlar, tadını çıkaranlar, filmi bitiremeyenler…
19122 kez okundu
2
Artık kelimelerin de bir müzesi var!
13876 kez okundu
3
“Dünyanın en eski yerleşim yerine” rakip çıktı
11734 kez okundu
4
Kız Kulesi’nin yeni hali eleştiri konusu oldu
11518 kez okundu
5
Şırnak’ta “Kiras u Fistan” ve “Şal u Şepik” geleneği devam ediyor
7043 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.