Sonay Orta
Modern tarımın yüksek verim vaat eden hibrit tohumları çiftçiyi ve ülkeyi dışa bağımlı hale getiriyor. Anadolu’nun binlerce yıllık genetik hafızası olan ata tohumları, Türkiye’nin tarlalardaki savunma hattını oluşturuyor. Doç. Dr. Emre Aksoy ve Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Köken’ e göre ata tohumları, bir ülkeyi olası bir kriz anına ve gıda ambargosuna karşı kalkan görevi görüyor. Ata tohumları yalnızca bir gelir kapısı değil, paradan daha değerli ve kaybedildiğinde geri dönüşü olmayan gelecek nesillere aktarılacak bir miras.
Ata tohumu kültürel bir birikimi temsil ediyor. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Tarımsal Genetik Mühendisliği Uygulamalı Islah Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Aksoy, bir tohumun bu statüyü kazanması için genellikle 50-100 yıl boyunca aynı bölgede ekilip nesilden nesile aktarılması gerektiğini vurguladı. Belirleyici olanın sadece takvim değil, tohumun yerel iklime uyumu ve çiftçi seçimi olduğunu belirten Aksoy, bugün ekilen yerel çeşitlerin yarım asır sonra bu mirasa dahil olabileceğini, ancak genetik yapısı sabit olmayan hibrit tohumların bu unvanı asla kazanamayacağını ifade etti.
Halk arasında “ata tohumu yasaklandı” şeklinde bilinen duruma değinen Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Köken ise, Türkiye’de bu tohumları ekmenin ya da çiftçinin kendi tarlasında kullanmasının önünde hiçbir engel olmadığını belirtti. Köken, asıl meselenin ticaret alanındaki durumuna dikkat çekiyor. Ata tohumları doğası gereği standart bir yapıda olmadığı için ticari sertifika alamıyor. Köken’e göre yasal düzenlemeler aslında devlete şunu söyletiyor: “Ekmene karışmam ama standartlara uymayan tohumu dükkanda kontrolsüz satamazsın.”
Tohumun stratejik bir bağımsızlık meselesi olduğunu vurgulayan Dr. İbrahim Köken, çiftçileri her yıl alıma mecbur bırakan “hibrit tohum” tuzağına dikkat çekti. Kendi tohumunu kullanmanın maliyetleri düşürüp döviz çıkışını sınırladığını belirten Köken, “Bu yöntem sadece karı artırmakla kalmıyor, milli ekonomiye de doğrudan katkı sağlıyor. Yerel tohumlar kendi doğasına tam uyumlu. Bu da tarımsal sürdürülebilirliğin anahtarı” dedi.
Küresel ısınmaya karşı ata tohumlarının bir kalkan olduğunu vurgulayan, aynı üniversiteden Doç. Dr, Emre Aksoy ise bu dayanıklılığın sırrını “genetik çeşitlilik” olarak açıkladı. Tek tip hibrit tohumların kuraklık ve hastalık anında topluca yok olma riski taşıdığına dikkat çeken Aksoy, “yerel tohumlar tarlada doğal bir “risk dağıtımı” yaratıyor. Bitkilerin strese farklı tepkiler vermesi sayesinde hasat her koşulda güvence altına alınıyor. Ata tohumlarındaki genetik çeşitlilik bu yüzden çok önemli” şeklinde konuştu.
Aksoy, bir ülkenin tohuma sahip olmamasını savunma sanayiindeki dışa bağımlılığına benzeterek şunları söyledi: “Nasıl ki savunma sanayii fiziksel güvenliği sağlıyorsa, tohum sistemi de doğrudan gıda güvenliğini belirler. Kriz anlarında dışarıdan tohum temin etmenin yaratacağı kırılganlıkla mücadele etmek çok zor. Türkiye’deki 12 bin bitki türünün yüzde 30’undan fazlası dünyada sadece Anadolu’da yetişiyor.”
Küresel krizlerin tarımdaki dışa bağımlılığın ne kadar kırılgan bir yapı oluşturduğunu gözler önüne serdiğini belirten Dç. Dr.Aksoy, ata tohumlarının her derde deva bir “sihirli çözüm” olmadığını, ancak hayati bir “tampon” vazifesi gördüğünü vurguladı. Çiftçinin kendi tohumunu saklayabilmesinin tedarik zinciri koptuğunda bile üretimi ayakta tuttuğuna dikkat çeken Aksoy şunları söyledi: “Ata tohumları modern sistemin tam bir alternatifi değil, ancak sistemin çökmesini engelleyen en kritik dayanıklılık rezervidir.“
Küba örneği üzerinden yerel tohumların kriz anlarındaki gücüne de, “Bu tohumlar, küresel sistem tıkandığında bile üreticinin elindeki en güçlü bağımsızlık anahtarıdır” sözleriyle anlattı.
Gelecek nesillere bırakılacak en büyük mirasın para değil, bu toprakların iklimine uyum sağlamış tohumlar olduğunu belirten Dr. İbrahim Köken, tohumu binlerce yıllık bir “genetik hafıza” olarak tanımladı. Anadolu’nun 12 bin bitki türüyle barındırdığı bu hazineyi korumak için Ankara ve Ege’deki devasa gen bankalarının kritik birer kale olduğunu söyleyen Köken, önemli bir uyarıda bulundu:
“Gen bankaları dondurulmuş birer arşiv olarak kalmamalı. Tohum tarlada, çiftçinin elinde yaşamaya devam etmeli. Çünkü genetik çeşitlilik ancak kullanıldıkça ve nesilden nesile aktarıldıkça anlam kazanır. Para harcanır ve yeniden kazanılabilir, ancak kaybedilen bir tohumun geri dönüşü yoktur.”
Araştırmacı Akademisyen Dr. İbrahim Köken, geçmişte Anadolu buğdaylarının uluslararası sistemlerde “anonimleşerek” başka ülkelerin kazancına dönüştüğünü hatırlatıyor. Köken’e göre gerçek bir “genetik sınır koruması” için, tescil edilmeyen kaynağın hukuken korunamayacağı gerçeğinden hareketle, dijital veri tabanlarının ve uluslararası transfer anlaşmalarının aktif kullanımı şart. Ancak en güçlü savunma, tohumun sadece gen bankalarındaki “soğuk arşivlerde” değil, çiftçi tarlasında “yaşayan bir sistem” olarak korunmasıyla mümkün.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7709 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6727 kez okundu
3
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
6642 kez okundu
4
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6339 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4981 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4840 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4703 kez okundu
1
Karaman’ın altın değerindeki hazinesi: Domalan mantarı
13637 kez okundu
2
Kuşadası’nda deprem fay hattı imara açıldı!
8862 kez okundu
3
Defalarca Yıkılan Hatay’da Binalar Alarm Veriyor
8308 kez okundu
4
Balık ağları müsilaj çekiyor: Marmara’nın balıkçıları zorda
6169 kez okundu
5
Yeraltından gelen kükürt kokusu tehlike saçıyor
4546 kez okundu