İrem Şimşek
Türkiye’nin dizi ve film sektörü büyük yapımlarla ulusal ve uluslararası arenada ses getirse de yapım sürecinde “mutfakta” yaşananlar kayıt dışı kalıyor. Kamera arkasında ve önünde çalışan set işçileri için durum, sömürü düzeninde hayatta kalma mücadelesinden öteye gidemiyor.
Oyuncular Sendikası’ndan oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu, set işçisi tanımına dair önemli bir düzeltme yaparak söze başlıyor: “Oyuncular Sendikası olarak Türkiye’de set işçileri dendiğinde sadece bir yük kaldıran prodüksiyon çalışanını veya ışık yapan bir ışık asistanını değil, kameranın önünde olan oyuncuların da set işçileri olduğunu hatırlatmak isteriz.”
Üzümoğlu’na göre sektörün en büyük sorunu güvencesizlik, kayıt dışılık ve denetimsizlik ve durumu şu sözlerle tarif ediyor: “Güvencesizlik demek, bugün sette yaşadığı bir kazadan tutun işten çıkarılmaya, emeklilikten en temel insani haklara kadar yalnızlaştırılmak demek. Kayıt dışılık isekorku, sindirme ve baskı temelli kayıt altına almama veyahut alamamadır.”
Dijital platformların gelmesiyle çalışma koşullarının iyileştiği yönündeki algıya da sert bir dille karşı çıkıyor Üzümoğlu ve şunları söylüyor: “Hukuka uymayan 14 saat ile 16 saat arasında ‘bu daha iyidir’ diye bir ayrım yapamayız. Sette yaşanan kazaların tutanaklarının tutulmamasından dolayı mağdur olan bir işçinin tazminat talebinde bulunamaması, dijital platformların gelişiyle ortadan kalkmış değildir. Çünkü aynı yapım şirketleri tarafından çalıştırılmaktayız.”
Reji Asistanı Hüseyin Arif Sarıyaşar ise denetimsizliğin ve kuralsızlığın boyutlarını kendi gözlemleriyle aktarıyor. Sektörün “büyük yapımcıların insafına kaldığını” belirten Sarıyaşar, dijital platformlardaki gerilemeyi şöyle özetliyor:
“Dijital işlerin cidden arttığı ve iyi koşullar sağladığı günler sektörde sürekli konuşulan bir şey olsa da bu da çok uzun sürmedi. Birçok dijital platforma üretilen işin yine koşullar anlamında ulusal kanallara üretilen dizi/program koşullarına gerilediğini de belirtebiliriz.”
İş güvenliği konusunda ise tablo oldukça vahim. Sarıyaşar, “Aslında sendikanın önerdiği şekilde her sette bir İSG uzmanının bulunması gerekiyor. Ama birçok sette bununla karşılaşmıyoruz ya da 10 haftalık bir projede 1-2 kere gelen İSG uzmanları küçük eğitimler veriyor ve geçiştiriliyor” diyerek önlemlerin kâğıt üzerinde kaldığını vurguluyor.
Üzümoğlu ise bu konudaki soruya şu yanıtı veriyor: “Ben daha bir denetim mekanizması görmedim. O yüzden yeterli olup olmadığını hiç bilmiyorum.”

Cem Üzümoğlu
Setlerdeki çalışma temposu, işçilerin hayatını sadece profesyonel anlamda değil, insani anlamda da zorluyor. Üzümoğlu, çalışma sürelerinin ağırlığını şu örnekle açıklıyor: “Setlerde oyuncular ve kamera arkası ekip ortalama 16 saate varan sürelerde çalışmaktalar. Bir işçinin haftalık yasal çalışma saati 45 saat iken, 3 gün sete giden bir kişi çoktan bu süreyi doldurmuş oluyor. 2 saate yakın gidiş, 2 saate yakın geliş ile ortalama 4 saate yakın yol süreleriyle karşılaşabiliyoruz. Sadece fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da çok zorlayıcı bir sektör içindeyiz.”
Hüseyin Arif Sarıyaşar, bu yoğunluğun yarattığı hak ihlallerine değinerek, “İzin mantığının olmadığı bir sektör ve birçok zaman zor sağlık koşullarında bile insanlar projenin ilerlemesi için çalışabiliyor. Kötü olan, bu durumları düzeltmek birçok zaman yapımcının insafına bırakılmış oluyor” diyor.
Geleceğe dair en büyük endişelerden birini ise çocuk oyuncuların durumu oluşturuyor. Üzümoğlu, acil bir yönetmelik çağrısında bulunarak uyarıyor: “Çocuk oyuncuların setlerde her gün karşılaştığı sorunlar artmakta. Eğer doğru bir yönetmelik ve yürütme gerçekleşmezse çocuk emeği günden güne suistimal ediliyor. İleride daha vahim şeyler duymak işten bile değil.”
Örgütlenmenin önündeki en büyük engelin, çalışanların yasal olarak yanlış tanımlanması olduğunu vurgulayan Üzümoğlu, oyuncuların bağlı çalışan olmalarına rağmen işçi değil “patron” gibi gösterilmelerinin sendikal hakları fiilen ortadan kaldırdığını söylüyor. Üzümoğlu, bu nedenle oyuncuların işçi statüsünde tanınması, 10 No’lu iş kolundan ayrılarak ayrı bir kültür-sanat iş kolu açılması ve denetim mekanizmalarının işletilmesi gerektiğini belirtiyor.
Sarıyaşar ise çözümün setlerde fiilen varlık gösterebilen bir sendikal örgütlenmeden geçtiğini ifade ediyor. En kısa vadede sendikanın çeşitli kampanyalarla sektördeki görünürlüğünü artırmasının, bir sonraki adımda ise meslek yasası için somut girişimlerde bulunmasının önemli olduğunu dile getiriyor.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
6536 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6436 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6172 kez okundu
4
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4872 kez okundu
5
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
4549 kez okundu
6
Türkiye’de mülteciler ve geri göndermeler
4507 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4507 kez okundu
1
“Dershane öğretmenliği madende çalışmak kadar zor”
4552 kez okundu
2
Bursa Agora Çarşı’da el emeği pazarı
4011 kez okundu
3
Tekstil sektörü bitiyor mu?
3612 kez okundu
4
Ev işçisi zor durumda: Tam günlük emeğe yarım günlük ücret
2993 kez okundu
5
Kadınların yılbaşı pazarı Kadıköy’de
2734 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.