Berfin Şahin
Türkiye sağlıkta OECD ülkelerinin gerisine düşmüş durumda. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AİFD) hazırladığı 2024 raporuna göre, Türkiye kişi başına sağlık harcamasında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri arasında en alt sıralarda yer alıyor. OECD verilerine göre, Türkiye kişi başına bin 660 dolarlık cari sağlık harcamasıyla en düşük harcama yapan ülkeler arasında. GSYH’den sağlığa ayrılan pay ise yüzde 3,7 ile OECD ülkelerinin ortalaması olan yüzde 9,3’ün çok altında.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Alpay Azap, “2025’te Sağlık Bakanlığı’nın bütçeden aldığı pay sadece yüzde 6,9. Bunun hızla yüzde 10’a çıkarılması gerekiyor” diyor. Sağlığa ayrılan payın düşüklüğünün sahadaki sağlık çalışanlarını ve vatandaşların hizmete erişimini doğrudan etkilediğini vurgulayan Azap, şunları söylüyor:
“Sağlığa ayrılan pay az olunca yeterli altyapı yatırımı yapılamıyor; yeterli sayıda personel çalıştırılamıyor, çalışanlara hak ettikleri ücretler ödenemiyor. Bu yüzden hastalar daha uzun süre sıra beklemek durumunda kalıyorlar. İleri muayene ve tetkik için günler ve haftalarca beklemeleri gerekebiliyor. Aciliyeti nedeniyle sıra bekleyemeyen çok sayıda hasta özel sektöre yönelmek ve cepten ödeme yapmak zorunda kalıyorlar.”
Azap, özel hastanelerin SGK’nın belirlediği ücretin iki katına kadar yasal ilave ücret alabilmesinin vatandaşı zorladığını, üst sınırı aşan kurumlar nedeniyle cepten yapılan sağlık harcamalarının toplam sağlık harcamaları içindeki payının yüzde 18’e ulaştığını hatırlatıyor.
Ayrıca yeterli sayıda sağlık çalışanı olmamasının, sahada çalışanların iş yükünü artırarak yorgunluk ve tükenmişlik riskini yükselttiğini ve hata yapma olasılığını artırdığını belirten Azap, hekim dışı sağlık çalışanlarının azlığının ise ekip çalışmasına dayalı sağlık hizmetinin niteliğini düşürdüğünü ifade ediyor.
Uzmanlara göre sağlık bütçesinin yetersizliği hemen her alanda kendini hissettiriyor. Özellikle birinci basamak hizmetler alanında aile sağlığı merkezlerinin sayısı ve altyapısının yetersiz olduğunu, pek çoğunun apartman altlarında ve fiziksel koşulları yetersiz şekilde hizmet verdiğini belirten Azap, şu ifadeleri kullanıyor:
“Aradan geçen üç yıla rağmen deprem bölgesinde onlarca aile hekimi arkadaşımız konteynerlerde görev yapmaya çalışıyor, ASM’lerin pek çoğunda aile sağlığı çalışanı yok. Ülke genelinde hekim ve hemşire oranı yetersiz; her 10 hekime karşılık 15 ebe-hemşire düşüyor, oysa bunun en az 20 olması gerekiyor. Birinci basamakta bu oran daha da düşük, her 10 hekime sadece 8 ebe-hemşire çalışıyor.”
Kaynak yetersizliğinin ilaçlara erişimde de kendini gösterdiğini ifade eden Azap, “Dünyada ‘yenilikçi ilaçlar’ adı verilen ve kanser gibi ciddi hastalıkları hedef moleküller üzerinden etkili şekilde tedavi eden 2022 yılı itibariyle Avrupa Birliği’nde onay almış 168 ilaçtan Türkiye’de sadece 10’una ulaşabiliyoruz” diyor.
Azap, kamuya yeterince yatırım yapılmamasının yataklı tedavi hizmetlerinde de eksiklik yarattığını, nitelikli yatakların kamuda yeterli olmadığını belirterek, yenidoğan yoğun bakım yataklarının ülke genelinde yüzde 52’sinin, İstanbul’da ise yüzde 63’ünün özel sektörde olduğunu söylüyor. Önümüzdeki döneme dair değerlendirmesinde, sağlık bütçesinden ayrılan pay artırılmazsa vatandaşların cepten daha fazla harcamak zorunda kalacağı bir sistemin hakim olacağını vurgulayan Azap, şöyle konuşuyor: “Parası olan daha iyi ve hızlı sağlık hizmetine ulaşacak. Geniş halk kesimleri için muayene randevu sıraları, beş dakikalık muayeneler, haftalar ve aylar süren tetkik ve ameliyat bekleyişleri söz konusu olacak.”
Sağlık sisteminde yapısal iyileşme için atılması gereken öncelikli adımlara da değinen Azap, her basamaktan kamu sağlık kuruluşlarının ticarethane mantığından çıkarılması gerektiğini ve sağlığın her vatandaşa eşit şekilde sunulacak temel bir insan hakkı olarak kabul edilmesini öneriyor.
Bu çerçevede sağlığa ayrılan payın artırılması, genel bütçenin yüzde 10’undan az olmaması gerektiğini belirten Azap, koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan payın artırılması, birinci basamak sağlık hizmetlerinin hem altyapı hem de insan gücü açısından güçlendirilmesi gerektiğini söylüyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Aile hekimi başına düşen nüfus 2000’in altına çekilecek şekilde ASM sayısı artırılmalı. Ekip hizmeti vermesi için yeterli hekim dışı sağlık çalışanı görevlendirilmeli ve tüm giderleri kamudan karşılanmalı.”
Azap, birinci basamak güçlendirildikten sonra sevk zincirinin uygulanması gerektiğini, gerçekten ileri tetkik, tedaviye ihtiyaç duyan hastaların hastanelere yönlendirilmesini de öneriyor ve kamu-özel ortaklığı ile işletilen 18 şehir hastanesinin sözleşmelerinin gözden geçirilmesi, işleten firmaların mali yükümlülüklerini yerine getirmesinin sağlanması ve gerekirse sözleşmelerin feshedilmesi gerektiğini belirtiyor.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7672 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6705 kez okundu
3
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
6486 kez okundu
4
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6331 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4974 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4811 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4695 kez okundu
1
Emekli maaşında dönüm noktası, 2008 oldu!
31254 kez okundu
2
Şişli Feriköy’de 2. el gece pazarı
17723 kez okundu
3
“Altın Sarısı” Şemdinli tütünü, altınla yarışıyor
9207 kez okundu
4
Üniversite bitirmek için “garsonluk-bulaşıkçılık” yapan öğrenci öyküleri
5958 kez okundu
5
Çiftçi tarlasına ne ekeceğini e-devletten öğrenecek!
4851 kez okundu